Ocak, 2008 için arşivler

Guitar Hero 3

Yapamıyorum. Tüm gece boyunca çalışsam bile, bir sonraki zor seviyeye geçmek Guitar Hero’da sonsuza kadar başaramayacağım bir şey. Bir tuşa daha, tuşlara daha da hızlı basıyorum. Vasat bir rock grubundaki pek çok gitaristle aynı, başarılılar ama rüyalardaki sahne şarkısının ilk notalarını bile hiçbir zaman doğru çıkaramazlar. İyi yönü: canımı sıkmıyor. Hem de hiç sıkmıyor. Bir soloyu berbat etsem de umurumda değil çünkü nakaratı büyük bir aşkla söyledim, yıldız gücünü yanlışlıkla etkinleştirdim veya (kelimenin tam anlamıyla) parmaklarım ağrıyana kadar motifi çalıştım. Hiç önemli değil çünkü Guitar Hero en iyi oyun prensiplerinden birini, eğlenceyi esas alıyor.

Oyunun fanatikleri bu oyun prensibinin tehlikeye düşeceği korkusuna kapıldılar. Bir yandan kutsal Guitar Hero gitarının Neversoft’a devredilmesi kalitede düşüşe neden olabilirdi, öte yandan oldukça zayıf güya ek Guitar Hero Rocks the 80s sürümünün ardından Harmonix’te oyunu asıl geliştiren kişilerin bu oyunla artık o kadar tutkulu ilgilenmedikleri ortaya çıkmıştı. Neversoft’un kendini kanıtlaması ve aynı yenilikçilik, denenmiş test edilmiş öğelerin karışımını sunması ve hoşa gitmeyen ya da sıkıcı şeylerden kaçınması gerekiyordu. Zor bir görev.

Çoktan hazır: Neversoft ev ödevini iyi yapmış. Guitar Hero 3: Legends of Rock’ın girişi hemen tanıdık geliyor. Komik estetikler korunmuş ve hatta biraz genişletilmiş. Tanıdık karakterler de hala aramızda: Balta savuran duayen Axel Steele’nin yanı sıra black metal canavarı Lars Ümlaut. Sahneyi süslemek için yeni öteki benliğiniz için seçebileceğiniz birkaç karakter daha bulunuyor. Bu stereotipler hala özel nitelikleri veya belirli kabiliyetleri olan sanal el kuklaları – bu gelecekte bir ihtimal olabilir. Karakterlerin gitar çalma şeklini etkileyen, kendine özgü davranışlarıyla oyuna biraz bireysellik katın.

Career (Kariyer) modunu da denetim ve test ettim: Önceki versiyonlarda olduğu gibi bir grup kuruluyor, bir ad veriliyor ve şöhrete taşınıyor. Öncelikle arka bahçeler ve zemin kat kulüplerinde çalışılıyor, ardından ilk vido ve son olarak cesur dörtlüyü kimse tutamaz. Dört şarkılık setin ardından, dört yeni şarkıyla bir sonraki sahnenin süslenmesi gerekiyor. İyi bir performansla kalabalığı çıldırtırsanız, ücretinizi alırsınız; ne kadar iyi çalarsanız, elbise, karakter veya hatta yeni şarkılar satın almak için o kadar mangır. Ancak kariyerinizde ilerlemeniz sadece şarkıları başarılı bir şekilde tamamlamaya bağlı değil. Rock nirvanasına giden yolda üç finalist rakibiniz var. Gitar duellosunda öncelikle Rage Against the Machine grubundan Tom Morello’yu ardından Guns’n’Roses grubundan Slash’i ve son olarak Darkness’tan Prince’i yenmeniz gerekiyor.

Özellikle devlerin bu savaşları çok zor – belirli bir seviyeden çok daha zor. Notalara doğru basmak ve rakibe diz çöktürmek için pratik yapmak gerekiyor. Şanslısınız ki doğru notaya bastığınızda aldığınız bazı aksesuarlar işe yarıyor. Şarkılardaki yıldız gücüyle aynı şekilde tetikleniyor: gitarı yukarı çekin ve rakip daha yüksek zorlukta çalar, kısa bir süre belirli bir tuşa basamaz ve seste titreklik olur. Maalesef bu her iki yönde geçerli ve özellikle Horned One çok aşırı zor.

Ayrıca, insan rakiplerin gitarlarının boyunlarını ayrı odalarda parlattığı online mod bulunuyor veya arkadaş çevrenizde alt tuşta kimin en maharetli olduğu görmek için arkadaş kodlarını da kullanabilirsiniz. Arkadaşlarını Wii uyumlu Les Paul’a sahip olduğu sürece, co-op (işbirliği) modunda ek parçalar çalabilirsiniz. Sadece bir gitar varsa, maalesef bu parçalar kullanılamaz. Bunun yanı sıra gelecekte online olarak daha fazla şarkı satılması bekleniyor.

 

Kaynak:GamesRapidshare

Bu yazı toplamda 68, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Resident Evil

Wii, gerçek anlamda bir lightgun shooter oyunu. Bunun için nispeten biraz fazla bekledik. Capcom artık Wii-mote’un Resident Evil: Umbrella Chronicles’la dumanlar çıkarmasını istiyor ve popular Resident Evil serisinin test edilmiş ve denenmiş unsurlarını, ekrandan vuruşla birleştiriyor.

Lightgun shooter oyunlarının güzel tarafı, herkesin oynayabilmesi ve belirli bir arcade hissi yaymaları. Bazılarınız Time Crysis, The House of the Dead veya hatta Resident Evil: Dead Aim’i hatırlayabilir. Resident Evil sahneleri bir lightgun shooter için ideal mekanı sağlıyor ve Resident Evil: The Umbrella Chronicles serinin iki eski kardeş türüne göre bazı şeyleri daha iyi başarıyor.

Serinin fanatikleri kendilerini evlerinde hissedecek. Farklı Resident Evil oyunlarından tanıdığımız karakterler arasından seçim yapılabiliyor. Sadece birkaçını saymak gerekirse Rebecca Chambers, Jill Valentine, Chris Redfield veya pis Albert Wesker de bu oyunda. Oyun, ilk Resident Evil veya Resident Evil 3 gibi serinin bilinen versiyonlarına yönelmiş. Hızlı bir bakışla, araya etkileyici bir şekilde girilmiş sekanslarla önceki bölümlerin hikayelerinden parçalar yaşıyorsunuz. Ekranda çoğunlukla kendi hedef çapraz işaretinizi gördüğünüz için, korku efekti biraz yok oluyor.

Neredeyse tüm versiyonlardan tanıdık düşmanlar sanal tabancanızın önüne atlıyor. Huysuz Doberman, çeşitli şekillerde Mister Zombie, birinci bölümden aşırı büyüklükte Anakonda veya üçüncü bölümden Nemesis gibi tiranlar ve ağır kalibreler de ekranda. Hepsi belirli bir zayıf hedef bölgeye sahip çok sayıda, farklı tipte rakip var. Oyunun esprisi bu zayıf noktaları anlayıp buralara saldırmak; bu da her zaman kolay değil. Kamera aniden belirli bir yöne döner ve bir zombi çetesi görürseniz, hızlı tepki vermeniz ve iyi nişan almanız gerekiyor. Patlayan eski güzel fıçılar veya mayınlar bir saldırıyı durdurmanıza veya hafifletmenize yardımcı oluyor.

Karakteriniz karanlık seviyelerde sanki rayların üzerinde gidiyormuşçasına ilerliyor. Bazen biraz yavaşça, karanlık koridorlar ve virane şehirlerde otomatik olarak geziniyor ve sınırlı bir yarıçapla Nunchuck’la çevrenize bakıyorsunuz. Pek çok bölüm eski hisler uyandırıyor, kendinizi tekrar Racoon City’de veya eski malikanede buluyorsunuz. Birkaç sahne de tekrar kullanılmış ve önceki Resident Evil oyunlarında fazla vakit geçirdiyseniz, bazı olayları tahmin edebiliyorsunuz. Omzunun üzerinden bakan Zombiyle veya camları kırmayı seven köpeklerle ufak bir kapışma yaşayın. Her yerde şifalı bitkiler, silahlar ve belgeler bulunabiliyor ve toplanabiliyor ve alınan yıldızlarla (puanlarla) silahlar iyileştirilebiliyor.

Resident Evil hikayesindeki baskınlarınızda, dağıldığı zaman kısmen nesneler görülen lambalar, vazolar veya şamdanlar gibi kırılabilir nesneler bulabiliyorsunuz. Sıklıkla, tahrip edilebilir görülen her şeye ateş ediyorsunuz ve belgeler, silahlar, vs. için bu ‘hazine avından’ mutlusunuz. Eğer nihai düşman bekliyorsa özellikle yeni ve daha güçlü silahlar çok uygun. Pek çok silah bulunabiliyor ve kullanılabilir; biraz yavaş olan standart tabancalara göre iyi bir alternatif sağlıyor. Tabanca için sınırsız merminiz var ama el bombası bazukası, makineli tabanca veya tüfek aldığınızda mermi sayınıza sürekli bakmalısınız. Boş roket fırlatıcıdan tabancaya yön kontrolü veya C tuşuyla hızlı bir şekilde geçmek isterseniz, heyecan artabilir.

Wii kumandası da elbette kullanılıyor. Bir zombi size sarılmak ve “aşk ısırığı” vermek isterse, karşı saldırıyı başlatmak için Wii kumandasını hızlıca sallamanız gerekiyor. Hızlı bir tepkinin gerektiği ve doğru düğmelere bir kez ya da arka arkaya basmak, ya da bir tehlikeden kaçmak için Wii kumandasını sallamak zorunda kaldığınız bazı anlar var. Özellikle son rakiplerle, başarı sağlamak ve hayatta kalmak için böyle hızlı olayların kullanılması gerekiyor. Zamanla normal oyun biraz monoton görünebilir; boss dövüşler ise heyecan ve aksiyon yüklü.

Seviyelerin tasarımı iyi uygulanmış ve bazı dokularda zayıflıklar olmasına rağmen çok sayıda hoş unsur var. Yangınlar, patlamalar, dumanlar ve seyrek ışıklar, aksiyona hayat veriyor. Özellikle metrodaki bir seviye neredeyse Resident Evil duygusunu haykırıyor, sadece silahınıza ekli bir fenerle karanlık tünellerde koşuyorsunuz. Rakipler kısmen durağan görünüyor, ama iyi modellenmiş ve House of the Dead’deki gibi olmasa da ateş altında tepki veriyorlar. Müziği seriye uyumlu, ama çoğunlukla aksiyona uymuyor. Düzinelerce rakiple savaşırken sakin müzikler eşlik ediyor ve savaşın en hararetli anında kahramanlar sakince karşılıklı birkaç laf ediyorlar. Aynı zamanda silah seslerinden birkaçı da zayıf, ama Wii kumandası kendi savaş ve silah sesleriyle bunu telafi ediyor.

 

Kaynak:GamesRapidshare

Bu yazı toplamda 19, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Uncharted

Indiana Jones onunla gurur duyardı herhalde. Uncharted: Drake’s Fortune oyununun ana kahramanı Nathan Drake bu ünlü kırbaç şaklatıcısını yüceltiyor. Onun bir kırbacı olmasa da, sempatik ve insancıl bir karakteri, ayrıca çok sayıda farklı tipte silahları gibi karizmatik özellikleri var. Nate ile birlikte tropik diyarlarda define avı peşinde, çekici ve esprili maceralara koşabilirsiniz.

Muhteşem. Aynen bu kelimeyle tarif edilebilir; Uncharted: Drake’s Fortune’nin başlangıcında, mükemmel bir animasyonla gerçekleştirilmiş denizi ve rengarenk manzarayı görünce resmen mayışıyorsunuz. Bunların yanı sıra, doğuştan bir macera adamı olan Nate’ye hemen kanınız ısınıyor. Yaşlı arkadaşı Sully ve gazeteci Elena ile birlikte, atalarından Sir Francis Drake’nin izini bulmaya çalışıyor. Ancak, El Dorado’nun efsanevi hazinesinin yeni bir sahibi olduğu ortaya çıkıyor ve olaylar pek de planlandığı gibi yürümüyor haliyle.

Hazine aramak için antrenmanlı olmak gerek doğrusu! Yani, hazine ararken önünüze bazı engeller çıkabilir, hem de çeşit çeşit … Hazine peşinde tırmanmak, bulmaca çözmek, dövüşmek ve ateş etmek zorundasınız. Allahtan şanslıyız çünkü Nate birinci sınıf bir söz cambazı olmanın ötesinde, benzetme yerindeyse, çıldırmış bir maymun gibi oradan oraya tırmanabiliyor. Çıldırmış dedik, çünkü bazı ölümcül uçurumlara düşmekten, ancak deli cesaretinin sağlayacağı zıplama ve tırmanma hareketleriyle kurtuluyor. Kaya platosundan bir yamaca doğru uçarken, çıkıntı yapmış kayalara tutunuyor. Usta hareketlerle, bir kayanın kenarından diğer bir kayanın kenarına salınırken, PS3 kumandasındaki hareket sensörü kullanılarak, devrilmiş ağaçların kökleri üzerinde dengesini bulması veya bunu için yeterli kuvveti almak için bir yamaca paralel şarmaşıkla uçması sağlanabiliyor. Tüm tırmanma yolları açık bir şekilde görülmüyor, yolun nasıl devam ettiğini anlayabilmek için önce bulunduğunuz alanda etrafınıza bakınmanız gerekiyor.

Ancak, oyunda sadece dağcıların karşılaşacağı türden zorlukların üstesinden gelmek için iyi gözlere sahip olmak yetmiyor, çünkü ilerlemek için diğer yandan bazı bulmacaları da çözmeniz gerekiyor. Atalarınızdan Sir Francis Drake’ye ait sararmış not defterini her zaman yanınızda taşıdığınızdan, antik figürleri veya nesneleri doğru sınıflandırmak gerektiğinde bundan yardım alabiliyorsunuz. Bazen, cisimleri silahla vurmanız, ateşe vermeniz veya yerlerini değiştirmeniz gerekebiliyor. Bilmeceler aslında pek de zorlayıcı türden değil ama, riskli tırmanışlardan ve yoğun silahlı çatışmalardan sonra, hoş ve eğlenceli bir değişiklik oluyor.

Eğer ortada servet vadeden bir hazine söz konusu ise, birbiriyle mücadele eden bir çok taraf bulunuyor. Herkesin sahip olmak için can attığı altın heykelin önünde karşınıza bronz tenli düşmanlar ve daha sonraları pek o kadar güneş yüzü görmemiş casuslar çıkıyor ve güzellikle konuşmayı kesinlikle reddediyorlar. Kulağınızın dibinden vızıldayarak mermiler geçmeye başlayınca, daire butonunu döndürerek siper almak üzere kendinizi en yakın yere atıyorsunuz. Nate, sütunlara ve duvarlara yapışarak bir konumdan diğerine yuvarlanıyor ve engeller üzerinden tırmanıyor. Her şey tereyağından kıl çeker gibi çok kolay oluyor ve hareketlerin tümü gerçeğe uygun ve inanılası. Dövüşmek kaçınılmaz çünkü rakipleriniz hiç de aptala benzemiyor. Bazen kendi el bombalarına bassalar da, ya da kendilerini el bombası atıcısına koyup diğer tarafa atsalar da, aptalca bulabilirsiniz ama, tuhaf bir şekilde bunlara bir şey olmuyor. Rakipleriniz oldukça atik, öne doğru atılıyor veya size yandan saldırabiliyorlar. Şamar oğlanları da kötekten paylarını alıyorlar. Sinsice yaklaşan hain düşmanları öldürücü yakın dövüş teknikleri ile haklıyor veya bunları yaklaştıkça basit kombine hareketlerle ölesiye pataklıyor. Aslında düşük seviyelerde, kısmen tek bir konumdan hedefini bulan vuruşlarla tüm rakiplerinizi devre dışı bırakabilirsiniz; ancak seviyeler ilerledikçe dolambaçlı ve geniş alanlarda sürekli hareket halinde olmanız, bel hizasından daha sık ateş etmeniz ve oyunda ölmemek için taktikli hareket etmemiz gerekiyor.

Oyunun tüm görkemli grafiklerini görebilmek için, sanal canlarınızı mümkün olduğunca sona saklamaya değer gerçekten de. Rüzgarda dalgalanan farklı türlerde bitkilerle bezenmiş harika orman görüntüleri. Ağaç dallarından aşağı süzülerek gölgelerle oynaşan güneş ışığı. Renkli kuşlar, pırıl pırıl bir gökyüzü altında oradan oraya zıplayan küçük maymunlar ve karanlık kuytularda dolanan pek o kadar da sevimli olmayan yaratıklar, oyuna canlılık katıyorlar. Suya dalıp çıktıktan sonra, muhteşem yansımalara sahip suyun, ıslanan elbiseler üzerinde bıraktığı izleri görmek mümkün. Henüz üzerinizdeki giysiden sular damlarken, kulaklarınızın dibinde, arkalarında duman bulutları bırakarak gerçekçi patlamalarla ortalığı sarsan el bombaları uçmaya başlıyor. Karakterlerin, gözenekleri ve ter damlacıkları seçilebilen yüzlerinde korku ifadesini görmek mümkün. Böyle sayfalarca anlatmak mümkün oyunu, yani tek kelimeyle harika görünüyor. Oyun aynı şekilde kulağa da hitap ediyor. Heyecanlı ve gerilimli epik arka plan müziği oyunun atmosferine katkıda bulunuyor. Güzel bir ilave: Tatmin edici Almanca sürümü istenirse İngilizce olarak veya diğer yaygın dillerde oynanabiliyor, alt yazılar da cabası.

Aslına bakarsanız Uncharted: Drake’s Fortune ne devrim niteliğinde ne de özellikle yenilikçi bir oyun. Seyrek de olsa hareket sensörü PS3 kumandası kısmen kullanılıyor, fakat sadece belirli sayıda isabetli vuruşla veya küçük hazinelerin bulunmasıyla başarı elde edilebilmesi güzel olsa da yeni bir fikir değil. Burada olan her şey, yani tırmanışlar, bulmacalar, çarpışma ve siper alma sistemleri, jiple yapılan takip avı kesinlikle başka oyunlarda da görülmüş özellikler. Yine de bu özel bir oyun, çünkü oyunun tüm bu iyi işleyen ve denenmiş unsurları size bir arada sunuluyor. Özellikle de, hikayesi ile gerçekçi ve bilinen kahramanları, bu oyuna kendine özgü ve olumlu bir hava katıyor. Nathan Drake gerçekten klas bir karakter, nüktedan ve dost canlısı tarzıyla sizi sürekli güldürmeyi başarıyor. Oyunun ayrıca görsel açıdan bir konsol sürümü de var; bununla başka hiçbir oyun boy ölçüşemez gerçekten de.

 

Kaynak:GamesRapidshare

Bu yazı toplamda 12, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Soldier of Fortune

Bir oyun ne kadar ileri gidebilir? Kopan el ve ayaklar, bir oyunu eğlenceli yapmak için gerçekten gerekli midir? Zaten ölmüş olan düşmanın kol ve bacaklarını ateş ederek vücudundan ayırmak ille de şart mıdır? “Öldürme temalı oyunlar” üzerine tartışmaların sürdüğü bu dönemde, bir oyun firmasının, politik varsayımları çürütmek yerine destekleyen bir oyunu piyasaya çıkarması biraz şüpheli görünüyor. Öte yandan, “kopan vücut parçalarından rahatsız olanlar Soldier of Fortune Payback oyununu almasınlar” şeklinde bir görüş de savunulabilir.

Soldier of Fortune (SoF) 3, akıllıca yapılmış ve grafiksel açıdan cazip, aynı zamanda şiddeti yücelten bir birinci bakıştan vuruş (ego-shooter) oyunu. Nokta. Ama durun bir dakika! SoF’nin birinci ve ikinci bölümleri son derece başarılı olmadı mı? Evet, oldu. Ancak, bu ilk iki bölüm Raven Software tarafından yapılmıştı. Bu durum, (Raven Software’in SoF 3’ün yapımına başlangıçta katkıda bulunduğu söylentilerine rağmen) Payback için geçerli değil. Slovakyalı bir şirket olan Cauldron, yakın zamanda SoF’ın tüm satış haklarını devraldı. Bu yerinde bir karar: 2003 yılının Mart ayında, Cauldron’un piyasaya çıkardığı Shooter Chaser, oyun medyasından büyük övgüler alan harika bir oyun. Ancak SoF 3 içinse aynı şey söylenemez. Bunun nedenini öğrenmek için yazıyı okumaya devam edin.

John Mullins nereye gitti? Genelde sevilen bu askerin nerede olduğu meçhul. Yerini Thomas Mason adında biri almış. Mason ve meslektaşı Miller, bir büyükelçiyi korumakla görevlendiriliyor. Ne var ki, her yarı-heyecanlı aksiyon filminde olduğu gibi, bu oyunda da ekipte bir hain bulunuyor. Daha sonra neler olduğunu açığa vurmayacağız, ama zaten oyunun konusu o kadar yüzeysel ki, ayrıntıları verip de zevkini kaçırmak zaten mümkün değil. SoF 3’ün hikayesinin konusu, öncelleri SoF 1 ve SoF 2’ye kıyasla gerçekten bayağı sönük kalıyor. Mason’un karakteri derinlikten yoksun, ve abartılı soğukkanlılığı da zaten onu ciddiye almayı olanaksız hale getiriyor.

Derinlikten yoksun karakterler ve zayıf temalar oyunu sevememek için yeterli neden değil, tamamen haklısınız. Payback ile ilgili gerçekten canımı sıkan bundan çok daha fazla unsur var. Öncelikle, oynanabilirliği son derece doğrusal ve basit. İkincisi, yapay zekâsı. Böyle aptal düşmanlarla karşı karşıya geleli uzun zaman oldu. İleri atılıyorlar, vurulup ölüyorlar ve hemen yanlarında olan arkadaşları bunun farkına bile varmıyor. Tek ilgi çekici olay, bir düşman sürüsünün üzerine el bombası attığınızda, varillerin arkasına saklanmaya çalışmaları. Ne yazık ki bunlar içinde patlayıcı bulunan variller. Pek akıllıca bir tercih sayılmaz. Aman o kadar olur, belki de varillerin üzerine içlerinde ne olduğunu doğru dürüst yazmamışlardır. Sinirlerime dokunan bir diğer şey de, yakın mesafeden düşmanlarınızın üzerine bir şarjörün tamamını boşaltmanıza rağmen hiçbir şey olmaması. Yeni oyunlarda bunun olmasına izin verilmemeli. Bu bakımdan kalite kontrolünün eksik kaldığı açıkça görülüyor.

Birçokları için bir SoF oyununun en önemli unsuru, puanlama bölgeleri. Evet, bunlar önceki versiyonlara oranla biraz daha ayrıntılandırılmış. Düşmanlarınızı zayıf silahlarla bile olsa, kol, bacak ve başlarından vurabiliyorsunuz. Bunun üzerine onlar da bir yandan acıyla haykırarak, bir yandan da fıskiye gibi akan kanlar eşliğinde yere düşüyorlar. SoF 3 aşırı şiddet içeren ve çocukların eline geçmesine kesinlikle izin verilmemesi gereken bir oyun. Bu kadar şiddete gerekçe vermek amacıyla, düşmanlar, günümüzde oldukça revaçta olan “Orta Doğulu teröristler” sorunu üzerine tasarlanmış. Ama bu bana göre yine de, oyunda bu kadar şiddet kullanılması için yeterli bir gerekçe değil.

Bütün bunlara rağman, Soldier of Fortune: Payback’in görsel efektleri şaşırtıcı bir şekilde iyi. Tabii, SoF 3 bile, Crysis’in kalitesi ile boy ölçüşemiyor, ancak buna rağmen modeller ve haritalar harika görünüyor. Diğer yandan, arka plan müziği vasat kalmış. Ancak, bir AK ile düşmanları yaylım ateşine tuttuğunuz zaman, bir de iyi bir ses sistemine de sahipseniz, kendinizi kısa zamanda bir atış galerisindeymiş gibi hissediyorsunuz. Cauldron bu konuda iyi bir iş çıkarmış.

 

Kaynak:GamesRapidshare

Bu yazı toplamda 68, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Link´s Crossbow Training

Link’in Twilight Princess’in dünyasındaki ikinci görevi beklenilenden biraz daha farklıdır. Yeşil kıyafetler içerisindeki kahramanımız, Hyrule’nin topraklarını yok olmaktan kurtarmayı amaçlayan sıradan bir maceraya girişmek yerine, ilk defa yayını kuşanır ve yüksek puanlı avlarına başlar. Oyun, Wimote ve nunchuck için bir zapper aparatı ile beraber satılmaktadır.

Wii kumandası ilk piyasaya çıktığında, hepimiz bunun light gun oyunlar için olduğunu sanmadık mı? Bunu rahatlıkla iddia edebilirdiniz. Elbette Capcom firması da “Resident Evil: the Umbrella Chronicles” ile de geçmişse böyle oyunları piyasa sürmüştür. Fakat Wii kumanda, kesinlikle gerçek bir plastik tabancanın yerini alamaz ve zapper’in beyaz konsolla geri dönüşü hiçbirimizi şaşırtmayacaktır. Yeni zapper, Wii konsolu ve nunchuck kumanda için sadede bir plastik aparat olduğu için belki “geri dönüş” kelimesini burada kullanmak yanlış olabilir. Karşılaştırmak gerekirse: Nintendo Entertainment System firmasının ilk zapperi, Duck Hunt (Ördek Avı) ile beraber verilen gerçek bir light gun’dı. Biraz abartacak olursak, Japonlar artık kahramanları Zelda’yı bir yay ile kuşatmış, onu tekrar Twilight Princess’in dünyasına göndermiş ve oyuna Link’s Crossbow Training adını vermişlerdir. Müşteriler belki aslında ne aldıklarını merak ediyor olabilirler: zapper ve – küçük bir bonus olarak- Link ile birlikte hedef vurma ya da tam tersi?

Bu yüzden şimdilik zapper ile devam edeceğiz. Diğer bütün Nintendo ürünleri gibi zapper de oldukça güzel bir şekilde üretilmiş. Bununla ilgili tek olumsuz düşüncem nunchuck kablosunu bağlamak için kullanılan kapağın düzgün kullanılmaması durumunda kolayca bozulabilmesidir. Zapperin tasarımı ise kullanıcı dostu: Zapper’in bir kablo borusunun içinde kaybolduğu arka kısmına nunchuck kablosunu takmanız yeterli. Wii kumanda ise ön kısmına takılır ve daha sonra ileri doğru çıkmış nunchuck konektörüne bağlanır – yapılacakların hepsi bu ve artık oyun için hazırsınız. Teorik olarak, bütün Wii oyunları, zapper parçası kullanılarak oynanabilir, ancak pratikte, özel olarak hazırlanmış oyunlar için bu parçayı kullanmanız gerekmektedir. Örneğin Wii kumanda üzerindeki butonlara erişmek oldukça zordur ve bu Metroid Prime 3: Corruption oyununu neredeyse oynanmaz hale getirebilir.

Link´s Crossbow Training oyunu aslında küçük bir oyun koleksiyonu ve bu yüzden dünyadaki en eksiksiz oyun değil. Atış galerisi modu dışında ana menüde bir atış galerisi eğitimi ve çoklu oyuncu modu bulunmaktadır. Ancak bu modlar eş zamanlı çalışmıyor; yani her bir denemeden sonra beraber oynadığınız kişiye zapperi geri vermeniz gerekiyor. Av modu, her biri üç seviyeden oluşan sekiz görev sunmaktadır. Ayrıca üç farklı oyun modu daha var. Bunlardan birincisinde Link kendi gözetleme yerinden hareket eden hedeflere ateş etmektedir. Kırmızı diskler en kolay avken diğer renklerdeki hedefler daha fazla puan kazandırır. Eğer 100 puan kaybetmek istemiyorsanız X işaretli herhangi bir cismi vurmamanız gerekiyor. Bir taraftan gördüğünüz her hedefe heyecanla ateş etmeye odaklanırken diğer taraftan da etraftaki kafatası, korkuluk ve su kabı gibi vurduğunuzda size ekstra puan kazandıracak nesnelere de dikkat etmeniz gerekiyor. Bazen de çeşitli nesnelerden altın paralar çıkar ve bunlar da size fazladan puan kazandırır. Yakınlaştırma fonksiyonu kullanılarak uzaktaki hedefler daha da yakınlaştırılabilir. İkinci oyun modu ise daha fazla aldatıcıdır bu yüzden monoton atış galerisine nazaran belki de daha eğlenceli olabilir. Bu oyun modunda, vurmaya çalıştığınız hedefler Twilight Princess’in dünyasındandır. Link’i bir noktada sabitleyebilir ve dalgalar halinde ona yaklaşan düşmanlarını geri püskürtmesini sağlayabilirsiniz ya da onun örneğin nehir gibi önceden belirlenmiş bir rotaya göre hareket etmesini sağlayabilirsiniz. Görüş alanı çoğu zaman 360 derece dönebildiği için küçük bir radar ekranı düşmanlarınızın yerini bulabilmenize yardımcı olur. Bu fonksiyon aynı zamanda kritik bir görevdir çünkü düşmanla doğrudan temas size 100 puan kaybettirir. Üçüncü oyun modu ise bir çeşit third person shooter; Link’in omuzlarından olup bitenleri izlerken munchuck analog çubuğu kullanarak buz tapınak gibi Twilight Princess’in tanıdık öğeleriyle Link’i yönlendirebilirsiniz. Hedefiniz belirli sayıdaki düşmanı yok etmek. Ancak bu kağıt üzerinde çok heyecanlı gözükse de aslında bir şekilde sınırlandırılmıştır. Örneğin Link’in bütün yapabildiği koşmaktır, hareketlerine neredeyse çok az müdahale edebilirsiniz ve sadece yana doğru adım atabilir. Eğer Link’i sağa yada sola döndürmek isterseniz zapper’i ilgili yöne doğru çevirmeniz gerekiyor ve bu sırada bütün düşmanları görüş alanınız içerisinde göremediğiniz için bu dönüş, zaman ve kontrol kaybına neden olur. Ancak yine de küçük radar ekranı düşmanlarınızın yerini göstermeye devam edecektir.

Oyunun başındaki hedef pratiği oldukça basit ama her bölümde zorluk seviyesi artıyor ve beşinci bölüme geldiğinizde bir bronz madalya için gerekli olan 20.000 puanı kazanmak çok daha zor – özellikle de gerçekten de nişan almadan gelişigüzel ateş ettiğinizde. Bu yüzden atışlarınızı daha iyi kontrol etmek ve her seferinde bir atış yapmak için fazla alıştırma yapmanız gerekiyor. Motive edici kombo sistemini sadece hedeflerinizi ıskalıyorsanız kullanabilirsiniz. Link ıskalamadan ne kadar fazla hedefi vurursa puanlar da o kadar katlanarak artar. Bronz madalya kazandıktan sonra -20.000 puan- sonraki bölüme devam etme hakkı kazanıyorsunuz. Ancak gerçek profesyoneller, sadece oyunun ustalarının erişebildiği 80.000 puanı alarak platin madalyayı kazanmaya çalışır. Link´s Crossbow Training oyunu, yüksek puanlar kazanan kişiler için gerçek bir eğlencedir ancak maalesef çoklu oyuncu modu aynı anda sadece bir oyuncu tarafından kullanılabilir. Diğer yandan, bu oyun için ideal olan game cube seviyesi sayesinde Twilight Princess’in grafikleri kusursuz. Zapper’in Wii kumandasının bir parçası olması, zapper’e uzaktan kumandanın takılı olmamasına nazaran hedeflerin biraz daha zor vurulmasına neden oluyor. Örneğin ben Zapper’i kullanmak zorunda olmasaydım iki saniye daha hızlı nişan alabilirdim. Ayrıca kolu çok sıkı tuttuğum için sağ elim bir süre sonra ağrımaya başladı– belki birçok insan bu sorunu yaşamayabilir. Ancak her ne kadar üzerindeki plastik ek ile kolu hareket ettirmek çok kolay olsa da zapper olmadan nişan almak çok daha kolay olurdu.

Bu yüzden başta sorduğum soruya cevap vermek oldukça zor. Tecrübeli oyuncular belki de zapper’in kendileri için bir yük olduğunu düşünebilirler, diğer yandan yeni başlayanlar ve oyunu ara sıra oynayanlar kumandanın vermiş olduğu rahatlığı sevebilirler. Her oyuncu bu ek parçanın gerçekten de gerekli olup olmadığına kendisi karar verecektir. Bu ek parça, ABD’de 24 dolara (yaklaşık 17 Euro) satılıyor ama okyanusun bu tarafında fiyat neredeyse ikiye katlanıyor. Ayrıca zapper ile uyumlu oyunların listesine bakıldığında eksiklik hemen hissediliyor. Örneğin Resident Evil: The Umbrella Chronicles oyunu Almanya’da henüz piyasaya çıkmadı ya da Medal of Honor Heroes 2 oyunun piyasaya çıkması için daha zaman var. Avrupa’da şu anda sadece Sega firmasının Ghost Squad oyunu satılıyor. Wii direksiyonu gibi zapper, oyun oynarken farklı bir duygu yaşatıyor, hepsi bu.

 

Kaynak:GamesRapidshare

Bu yazı toplamda 58, bugün ise 0 kez görüntülenmiş