Kordon kanıyla geleceği sigortalayın !!

Ocak 5, 2008 Yazar: gull  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Yeni doğan bebeklerin kordon kanından alınan kök hücrelerin özel koşullarda dondurularak saklanmasıyla, çocuklarda yaş ilerledikçe ortaya çıkabilecek, çoğu ağır seyirli hastalığın tedavisi için önemli bir seçenek sağlanıyor.

Anne ile karnındaki bebek arasında besin ve oksijen alışverişi plasenta tarafından sağlanır. Bebek göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Doğum sürecinin tamamlanmasından kısa süre sonra plasenta görevini tamamlayarak rahim dışına atılır. “Kordon kanı” olarak isimlendirilen kan, bebeğin doğumundan sonra göbek kordonunun plasenta tarafında kalan kandır. Son gelişmelerle kordon kanının çeşitli hastalıkların tedavisi açısından önemi anlaşılmış ve özel yöntemlerle toplanıp saklanmaya başlanmıştır. Bebeğin kordon kanı, “kök hücreler” açısından oldukça zengin bir kaynaktır. Genkord Kordon Kanı Bankası Bilim Kurulu Üyesi İmmünolog Nilgün Akdeniz kordon kanı hakkında bilgi verdi. Kordon Kanı ne zaman alınır?
Kordon kanı, bebek doğar doğmaz ilk 10 dakika içinde, göbek bağı kesildikten sonra göbek bağının plasenta tarafında kalan bölümünden alınır. Genelde toplama işlemi doğum esnasında doğumu yaptıran hekim tarafından yapılır.

Doğumun normal ya da sezaryen olması önemli mi?
Hem normal yolla hem de sezeryan doğumlarda uygulanabilir. Sadece birkaç dakika alan kordon kanının toplanması işlemi; basit, tehlikesiz ve acı vermeyen bir uygulamadır.

Kanın yurtdışına çıkışı mümkün mü?
Türkiye’de çok sayıda ve başarılı transplantasyon yapan merkez bulunmaktadır. Ama çok özel durumlarda Sağlık Bakanlığı’nın izniyle yurtdışına çıkması mümkün olabilir. Kök hücreler gerektiği takdirde özel taşıma tanklarında nakledilebilir.

Kordon kanı giderlerini sigorta şirketleri karşılar mı?
Çok yeni bir tedavi metodu olduğundan sigorta şirketleri, kordon kanı saklanması giderlerini henüz karşılamamaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu yakın aile geçmişinde kordon kanı ile tedavi edilebilecek hastalıklardan bir kısmını kapsam içine almıştır.

Kordon kanı aldırmak için ne zaman işlemlere başlanmalı?
Hamileliğin başlaması ile birlikte sözleşme yapıp, kanın saklanması için çalışmalara başlamak en uygun olanıdır. Doğum yaklaştıkça ailenin diğer hazırlıklarının da artacağı dikkate alınırsa doğumdan en az 2 ay önce işlemlere başlamak doğru olur. Doğumdan 2 ay önce yapılacak testlerde anne karnında çeşitli laboratuar testleri yapılır. Doktorunuz ile görüşülür, göbek kordonu kanı alma kiti teslim edilir ve kanın doğumda alınmasından Genkord’a ulaşmasına kadar yapılacak işlemler planlanır.

İstanbul dışında kordon kanını nasıl aldırılabilir?
Genkord şubeleri dışında Türkiye’nin her yerinden örnek kabul etmektedir. Genkord’u arayarak bulunduğunuz yerde kordon kanının alınmasını sağlayabilirsiniz.kordon kanını Genkord’a doğrudan ulaştırabileceğiniz gibi Genkord’un anlaşmalı kurye servisleri bu konuda size yardımcı olacaktır.

Dünyada ve Türkiye’deki kordon kanı bankaları
Kordon Kanı Bankası, bebeğin kordon kanını gelecekte olası tıbbi gereklilikler için saklayabilme olanağını sunmaktadır. Doğumdan sonraki ilk 10 dakika içinde alınan kordon kanı uygun şartlarda dondurulur ve kordon kanı bankasında saklanır. Bu değerli kök hücreleri gerektiğinde çözülerek kullanılabilir. Şu anda dünyada bünyesinde kordon kanı saklayan yaklaşık 100 merkez bulunduğu tahmin edilmektedir.Ülkemizde şuan 4’ü özel 3’ü üniversite bünyesinde toplam 7 tane kordon kanı bankası bulunmaktadır.

Kordon kanı ne zaman saklamalı?
Kordon kanı saklanmasının kimler için uygun ve gerekli olduğu konusunda bilim çevrelerinde henüz tam bir fikir birliği yoktur. Ailede bilinen kök hücre tedavilerine ihtiyaç gösterebilecek bir hastalık yok ise saklanan kana ihtiyaç olasılığı değişik hesaplamalara göre 1/1000 ile 1/100,000 arasında bildirilmektedir. Bu nedenle bazı araştırmacılar sadece ailelerinde ilik nakli gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunan ailelerin bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunurken, diğer araştırmacılar kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu seçeneği kullanmasını önermektedirler.

Günümüzde kordon kanı nakli ile tedavi edilebilen hastalıklar
Akut Lösemiler
Kronik Lösemiler
Myelodysplastic Sendromlar
Kök Hücre Hastalıkları
Myeloproliferatif Hastalıklar
Lenfoproliferatif Hastalıklar
Fagosit Hastalıkları
****bolik Depo Hastalıkları
Histiositik Bozukluklar
Kalıtsal Eritrosit Hastalıkları
Konjenital (kalıtsal) İmmün Sistem Hastalıkları
Kalıtsal Trombosit Hastalıkları

Plazma Hücre Hastalıkları:
Diğer Kötü Huylu Hastalıklar
Otoimmün Hastalıklar

Gelecekte kordon kanı ile tedavi edilebilecek hastalıklar
Alzheimer Hastalığı
Diyabet
Kalp Hastalıkları
Karaciğer Hastalıkları
Muskuler Distrofi
Parkinson Hastalığı
Spinal Kord Hasarı
Felç

Bu yazı toplamda 12, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Dünyada bir ilk!

Ocak 5, 2008 Yazar: gull  
Yazı Kategorisi: Bilim ve Teknoloji

Türk bilim adamları dünyada ilk defa uygulanan bir yöntemle kağıt fabrikalardan çıkan atık suyu elektrokimyasal olarak arıttı.

Yeni yöntemle biyolojik olarak mikroorganizmalar tarafından parçalanamayan ve dere, nehir ve kanalizasyona verilerek çevre kirliliği yaratan atık sular, daha da arıtılabiliyor.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Mühendislik Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Tanyolaç, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Avrupa’da kağıt fabrikalarının arıtılmış atık sularında atık madde oranının litrede 100-150 miligram olmasına karşın Türkiye’de 600-700 miligram olduğunu belirterek, geliştirdikleri yöntemle bu değeri 350 miligrama kadar düşürebildiklerini kaydetti.
Kağıt fabrikalarının atık sularını önce “çökeltme havuzlarına” aldıklarını, burada suda erimeyen kağıt elyafı gibi maddeleri toplayarak yine kağıt ve karton yapımında kullandıklarını, geri kalan suyu da biyolojik arıtmadan geçirdiklerini anlatan Tanyolaç, klasik biyolojik arıtmanın bazı kağıt üretimlerinde atıkları en fazla 600 miligram/litre seviyesine düşürülebildiğini belirtti.

Kağıt üretiminde kullanılan kimyasalların hepsinin biyolojik olarak parçalanamadığını anlatan Tanyolaç, Türkiye’de kanalizasyon deşarj sınırının 1000 miligram/litre gibi yüksek bir değerde olduğunu, bu nedenle Türkiye’deki kağıt fabrikalarının litrede 600-700 miligram kirliliğin bulunduğu arıtılmış sularını kanalizasyona verebildiklerini kaydetti.

Avrupa’daki fabrikaların, mevzuatları gereği, bu değeri litrede 100-150 miligrama düşürmek zorunda olduğunu belirten Tanyolaç, biyolojik arıtmadan sonra pahalı sistemler kurularak ozonlama ve ardından ikincil biyolojik arıtma gibi yöntemlerle istenilen değere düşürebildiklerini anlattı.

“Kağıt fabrikası atık suyunda karboksilik asit, sakkarit ve fenolik bazlı bir çok kimyasal bulunuyor ve bu maddelerin bazıları mikroorganizmalar tarafından yok edilemiyor. Biyolojik olarak mikroorganizmalar tarafından parçalanamayan maddeleri elektrokimyasal olarak biz burada parçalıyoruz” diyen Tanyolaç, geliştirdikleri yöntemin biyolojik arıtmanın ardından destekleyici olarak kullanması gerektiğini bildirdi.

Geliştirdikleri yöntemde kağıt atık sularında biyolojik olarak arıtılamayan maddelerin demir elektrotlar üzerinde reaksiyona girmesini sağladıklarını anlatan Tanyolaç, bunun ozonlama yöntemine göre daha avantajlı olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Abdurrahman Tanyolaç, “Bu yöntemin ozona göre avantajı; hidroksil radikalleri üretmesi ve ucuz olması. Hidroksil radikallerinin parçalama gücü ozon gazından daha fazla, dolayısıyla daha verimli” dedi.

Tanyolaç, “AB çevre mevzuatı Türkiye’de uygulanmaya başlayınca kağıt fabrikaları litrede 650-700 miligrama düşürebildikleri atık miktarını 100-150 miligrama düşürmek zorunda kalacak. Bu yöntemle kirlilik değerini 1 litrede 350 miligrama kadar düşürdük, daha da düşürmek için çalışıyoruz” diye konuştu.

__________________
 

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Kapat
E-posta ile paylaş