Brothers in Arms

Ocak 25, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Oyun

Brothers in Arms, Dan Brown’ın üç meşhur kitabı gibi. Birincisini heyecan ve merakla okursunuz. İkincisinin kurgusu birinciye çok benzerdir ama gerilim ve atmosferden dolayı yine de sürükleyicidir. Üçüncüyü, Dan Brown’ın kitabı olduğu için satın alırsınız. Ve kitabın yarısına geldiğinizde katilin kim olduğunu tahmin edebilirsiniz; herşey aynı modeli izler. Yine de Dan Brown’ın bütün kitapları akıcı, heyecan verici ve kalitelidir.

Matt Barker tekrar sahada! Brothers in Arms: Road to Hill 30’dan bu sevimli karakter geri döndü. Önceki harekatlardaki başarılarından dolayı Kara Kuvvetleri tarafından ‘ABD’ye geri gönderilmek’ yerine, UbiSoft’un Dünya Savaşları serisinin üçüncü kısmında Market (Pazar) ve Garden (Bahçe) operasyonlarında hayatta kalması gerekiyor. Oyunun adındaki “Hell’s Highway” (Cehennem Otoyolu) karşılaşılacak felaketleri haber veriyor.

Aranızdaki tarih meraklıları için, bu bağlantılı iki Müttefik hava-kara harekatı Hollanda’da, 1944 yılı 17 ve 27 Eylül tarihleri arasında gerçekleşti. Amaç, Üçüncü Reich’in sınırlarını şimdiye kadar görülen en büyük hava indirme operasyonuyla genişletmektir. Müttefik taraf bu operasyonlar sırasında yaklaşık 17.000 asker kaybetmiştir.

Önceki “Brothers in Arms: Road to Hill 30” ve “Brothers in Arms: Earned in Blood” oyunlarını oynayanlar, Hell’s Highway’e alışmakta fazla zorlanmayacaklardır. UbiSoft iyi denenmiş oyun prensibinde herhangi bir önemli değişiklik yapmamış. Hollanda’nın deniz dolgusu yeşil tarlalarında, yel değirmenleri ve klasik tuğla yapılar arasından ilerleyen iki takımı komuta ediyorsunuz. Komutanız altındaki bir takım Mihver birliklerini savunma ateşi altında kilitlerken, ikinci takım rakibinizin kanatlarından sürünüyor. Kötü adamların kafalarının üzerindeki saldırganlık göstergeleri size yardımcı oluyor. Göstergeler kırmızı olduğunda, bu AI birlikleri tamamı alevler çıkaran silahlarla size doğru geliyor demektir. Gösterge gri olduğunda, size bulaşmama ihtimalleri daha yüksektir.

Brothers in Arms’taki bir yenilik, Gears of War ve Rainbow Six Vegas’ta zaten gördüğümüz siper kabiliyeti. Bu, kameranın Ego perspektifinden omuz perspektifine çevrilmesine imkan tanıyor ve önünüzdeki savaş alanını daha iyi görmenizi sağlıyor. Rainbow Six Vegas’ta olduğu gibi, siperden dışarı uzanabilir ve düşmana ateş açabilirsiniz. Bunu sadece düşman çevresini saran ekiple birlikte çalışmadığınızda kullanmanız önerilir. Siper alırken nişan alma doğruluğu çok iyi değil.

Birliklerinize atayabileceğiniz Gizli (Stealth) mod da yeni. Bu moddayken, AI ekipleri sürünerek hareket eder ve fısıltıyla iletişim kurar. Ortama çok uygun! Ancak kendinizi savaşta bulur bulmaz, birlikleriniz panik halindeki düşman konumlarını bağıracaktır. Taktik manevralarınız sayesinde Krauts silindikten sonra, ekibinizi tekrar Gizli moda alarak, çevredeki düşmanların ekibinizin konuşmalarıyla teyakkuza geçmesini önlemelisiniz.

Oyundaki yeniliklerin yanında, Hell’s Highway grafiksel açıdan da geri kalmamış. %20 daha fazla çokgen oluşturmak için geliştiriciler, Gearbox tarafından lisanslanan Unreal 3 motorunun temel versiyonunu kullanmışlar. Test sırasında küçük kare düşüşleri görsem de, piyasaya sürülen versiyonda bunlar tamamen çözülmüş olacaktır. Unreal 3 motoru sayesinde, Brothers in Arms’ta çevrenizdeki nesneleri kullanmak mümkün. Düşmanlarınız çıtalı bir çitin arkasına saklanırsa, Thompson makineli tabancanızla çiti tarayın ve çıtalar mermi yağmuru altında paramparça olacaktır. Ekipten Jasper’ın taşıdığı bazukayla daha ağır ateş gücüne de sahipsiniz. Çan kulesinde bir keskin nişancı mı var? Tarih oldu. Ancak beton parçalarının kafanıza çarpmamasına dikkat edin. Şimdi Matt’le Hollanda’da savaşmaya başlayacağım Şubat ayını sabırsızlıkla bekliyorum. Cehenneme giden otoyoldayım.

Kaynak:GamesRapidshare

Bu yazı toplamda 6, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Turok

Ocak 25, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Oyun

Yeni bir Turok. Acclaim’i bir zamanlar ait olduğu iki boyutlu resimli roman dünyasından alıp bir anda bilgisayar oyuncularının bilincine kazandıran dizinin beşinci bölümü pek yakında çıkıyor. Turok’un, özellikle 1997 versiyonu çok sayıda dergide olumlu eleştiriler aldı. Devam niteliğindeki oyunlar, önceki versiyonları ile aynı standardı her zaman tutturmak zorunda değil. Bu gerçeği, son zamanlarda bölümler halinde piyasaya sürülen bir dizi oyundan da görebiliyoruz. Turok ile bu durum değişecek mi? John Bridge’e göre Turok, önceki versiyonlarından kesinlikle farklı. Hem de olumlu anlamda farklı. Neden mi? Dinozorlar yüzünden. Demek öyle…

Dürüst müyüz? Söz ve eylem birbirinden farklı iki şey. Oyunu geliştiren firma duyurular yapar ve bir sürü özellik vadeder, ancak bu vadedilen özelliklere son üründe gerçek anlamda yer verilmez. Ama düzenli olarak kumar oynayan sıradan kumarbazlar böyle durumlara alışmıştır zaten. Yeni duyurulan bir oyun hakkında konuşan oyuncuları dinlediğinizde, “ŞAYET söz verdikleri gibi yaparlarsa, o zaman bir şeye benzer” sözlerinin dudaklarından eksik olmadığını görürsünüz. Bu da, oyuncuların kendilerinin de giderek daha kuşkucu olmaya başladıklarını gösteriyor. Haksız da değiller. İster parkta ister oyunda olsun, dinozorların gerçekliğini ciddi anlamda sorgulamak için, bir Dr. Alan Grant ya da Dr. Ellie Sattler olmanız gerekmiyor.


Ancak bu konuda tüm korkuları geride bırakabiliriz. Propaganda Games, Turok ile gerçekten de harika bir oyun ortaya çıkarmış. Fazla konuşmayı sevmeyen, kızılderili Joseph Turok’u zaten önceki versiyonlardan tanıyorsunuz. Görevi bu kez nispeten basit görünüyor. Eski akıl hocası Roland Kane’i ücra bir gezegene götürüp orada alıkoyması gerekiyor. Doğal olarak, hiçbir şey planlandığı gibi gitmiyor ve kendinizi bir anda karmaşık, doğrusal ve ilkel bir ormanda buluyorsunuz. Başınızı derde sokmak için sadece Kane’in adamları değil, meşhur Turok dinozorları da bu yoğun bitki örtüsü ile kaplı ormanda cirit atıyorlar. İşin en iyi tarafı da bu işte! Propaganda Games sözünü tutmuş. Dinozorlar gerçekten de oyunun farklı olmasını sağlamış. Bunlar gerçek anlamda düşman değil. Bu sürüngen cinsi yaratıklar, aynen bitki ve ağaçlar gibi, gezegenin doğal hayatının bir parçası sadece. Bu tarihöncesi yaratıklar yapmacık ve anormal görünmüyor. Etoburlar önceden programlanmış sahnelerde otoburlara saldırıyorlar. Raptor denen yırtıcı dinozorlar sürüler halinde avlanıyorlar. Anneler yuvalarını koruyor. Harika bir efekt: dinozorlar sadece size değil düşmanlarınıza da saldırıyor. Turok bu unsuru, oyunun yüklendiği ara bölümlerde “Düşmanının düşmanı senin dostundur… buluşma ayarlayın” şeklinde teşvik edici cümleciklerle de açığa vuruyor.

Kararsızlığa yer yok. Bunun hemen denenmesi lazım. Bıçağımla, sık yeşillik içinde tek vuruşla öldürmeye (One-Hit-Kill) hazır yatıyorum. Ama Kane’in adamlarından birini daha yaradanıyla kavuşturmaya fırsat bulamadan çığlık sesleri geliyor kulağıma. Beceriksiz askerler, bir raptor sürüsünü uyandırmış ve şimdi tabii bu raptorlar da kötü adamlara dişlerini geçiriyorlar. Harika bir görüntü. Şimdi tek yapmam gereken, en kısa zamanda onların görüş alanlarının dışına çıkmak, çünkü anne raptorlar iyi ile kötü arasında bir ayırım yapamıyorlar. Siz de oyunda kendinizi böyle bir sahneyi oynarken bulursanız, Turok’un mükemmel yapay zekasını hayranlıkla izleme şansına sahip olursunuz. Önce dinozorlar sizin en büyük sorununuzken, devriye gezen bir asker sizi görür ve anında yardım ister. Ama dikkat, devriyenin takviye birliğindeki arkadaşları gelir gelmez size şuursuzca saldırmayacaklar. Yandan kuşatma ve kanat taarruzu da yapay zeka eğitiminin bir parçası.

Şimdi biraz da eleştiri. Unreal Engine 3 motoru, Gears of War ya da UT 3’te kullanıldığı kadar iyi kullanılmamış. Arada bir doku performansında meydana gelen teklemeler, özellikle de önceden yayınlanan ekran resimlerini gördüyseniz, Turok deneyimini az da olsa sönükleştiriyor. Oysa ki ekran resimlerinin bir kısmı oyunda olduğundan çok daha kaliteli görünüyor. Ama ne yapalım, oyundan alınan keyif yine de hala muhteşem. Raptorları, Kane ve adamlarının üzerine salabileceğim tarih olan 8 Şubat’ı dört gözle bekliyorum.

 

 

Kaynak:GamesRapidshare

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Anlamlı İletiler

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Makale

* Martının denizi sevdiği kadar sevebilir misin ? Toprağın suyu sevdiği kadar sevebilir misin ? Leyla`nın Mecnun`u sevdiği kadar sevebilir misin? Hadi bırak butun bunlarıda, Benim seni sevdiğim kadar sen de beni sevebilir misin ?

* Hayati gözyaslarinla ödüllendirecegine gülücüklerinle cezalandir….

* Dumanımda oyoktu sigarayı bıraktım kadehimde oyoktu içkiyi bıraktım rüyalarımda oyoktu uyumayı bıraktım baktımki onsuz olmuyor yaşamayıbıraktım

* Seni ne kadar sevdiğimi öğrenmek istersen vur kır kalbimi kalbimden akan kan yazacaktır ismini o zaman anlarsın sana olan sevgimi..

* Hepsi Gidici Sen Kalıcı , Hepsi Anlık Sen Hayat Boyu , Hepsi çocukçA Sen GerçEkçE , Hepsi Öylesine Sen Ölesiye..

* Küçüktüm, adam olmadı dediler, adam oldum, sevmedi dediler, sevdim, uğruna ölmedi dediler, Öldüm, iş işten geçti, dediler…

* Yalnızım, yalnızlığım beni dinlemekte, yalanda olsa ne varki bu şarkıyı söylemekte, yalanda olsa içimden bir bulut akıp geçiyor, yalanda olsa MUTLUYUM bu bana YeTeR

* Bazen anlatmak zor geldi korktum, bazen cesurdum sen yoktun, ve artık bir karar aldım söylüyorum. Seni çok ama çok Seviyorum.

* Sana Ne Demeliyim Bilmiyorum GüneşIm Desem Güneş Batıyor, Hayatım Desem Hayat Kısa, Gülüm Desem Oda Soluyor, Sana Canım Demeliyim çünkü Bu Can Seninle Yaşıyor..

* Aşkına döksem gözyaşlarımı, elinle bir defa silecek misin? Şu kalbimi sana versem, bir gün gelecek sevecek misin?

* Sonbahara İNat AğAç Hala YeşErmekte, Geceye İNat Gün Hala AğArmakta, Ben İSe Kadere İNat Hala Senİ SevmekteyİM. İNat Bu Ya MahşEre Kadar Senİ SeveceğİM!

* Bir çerçeve astım odama içi boş önemi yok, neden diye sorma neye baksam seni görüyorum nasıl olsa..

* Düşünüyorum da; düşüncelerin en güzeli senin beni düşünüp düşünmediğini düşünürken, düşünüyor olmanı düşünmek galiba Dünyada bir çok insan var.Kimi mutlu kimi mutsuz, Kimi ağlayıp kimi gülüyor ama güzelliklere ve mutluluğa layık bir insan var o da su an mesajımı okuyor…

* Ne Güneşi İstiyorum Karanlığıma Ne De Yıldızları İstiyorum Gece Yarılarında… çok Değil BirTek Seni İstiyorum Yalnızlığıma!!!

* Gecenin sessizliğini dinle içinde beni bulacaksın.. Karanlığa bak yüzümü göreceksin.. Elini kalbine koy, gözlerini kapa ruhumu yolluyorum birazdan ÖPÜLECEKSİN..

* Bu gün bir meyhane keşfettim mezarlığın tam karşısında , Eğer ki bir gün beni ararsan ya meyhanedeyimdir yada tam karşısında…

* BuGüNü yaşıyorsam yarının seni bana getireceğine inandığım içindir….

* Kalbim seni unutacak kadar adi ise ellerim onu parcalayacak kadal asildir.

* Bir sevgi diledim gözyaşı buldum. Bir dost diledim sırtımdan vuruldum. Derdime derman diledim derdimin tiryakisi oldum. Bilki gerçek sevgiyi ben sende buldum!

* Seven unutmaz unutansa sevmemistir eğer sevipte unutmusa sevmesini bilmemistir. Kül olmuş ateş yanar mı? Buz tutmuş su akar mı? Bu gözler seni sevdi başkasına bakar mı? Sevgini taşımak değil hasretini çekmek zor gülmeyi unutmak değil ağlamaya alışmak değil ölmekte değil özleyipte görmemek zor…

* Sev ama yürekten olsun, gel ama ebedi olsun, gidersen benide ***ür, gittigimiz yer kara toprak olsun

* Kızlar sevgiyi kalplerine,erkekler ise ceplerine koyar! benim ceplerim dolu sevgini bomboş olan kalbime yazıyorum

* Seviyorum seviyorum haykırarak söylüyorum kimselerden korkmuyorum ölümüne seviyorum bigün bana soracaksin ben mi dünya mi diye.Ben dünya diyecegim ve sen küsüp gideceksinama bilmeyeceksinki benim bütün dünyam SENSIN!

* gülmek icin mutlu olmayi bekleme, belki mutluluk gülüsünde saklidir. sakin aglayayim deme, kim bilir belki bir yerde senin bir tek gülüsün icin yasayan biri vardir.

* Eger Son Nefesimi Vermeden Once Mutlu Olacagini Bilirsem Cehenneme Bile Gulerek Giderim.!

* Seni ben değil gözlerim seçti , onlar sevdi onlar beğendi , banane gidersen ONLAR AğLASIN

* Cicekler bahcesinde gecsede ömrüm senin üstüne gül koklamam gülüm seni koklamak olsada ölüm sen buna degersin be gülüm Düşlerim vardıgörmekten korktuğum,hislerim vardı söylemektenkorktuğum,şiirlerim vardı yazmaktan korktuğum,şimdisen varsın kaybetmekten korktuğum

* Vücudun otobüs, beynin şöfördür kalbin şöför maaline geçerse aşık oldun demektir. Aşık bir insansan mantığını unut, mantıklı bir insansan aşkı unut. Hem aşık hem mantıklıysan kıskanırım seni ben.

* Sen seni seveni göremeyecek kadar körsen seni sevende seni sevdiğini söylemeyecek kadar gururludur.

* Gidene kal demeyeceksin.gidene kal demek zavallılar****alana git demek terbiyesizlere.dönmeyene dön demek acizlere yakışır…

* Sadece çocuklar ağlar ve sadece Allah affeder eğer bir gün gidersen çocuk değilim ağlamam Allah değilim affetmem.

* Polis bi gün 3 arkadaşın evine baskın düzenlemiş.Sizi uluslararası kaçakçılıktan tutukluyorum demiş.Adamlarda ;”Abi biz Fenerbahçeliyiz uluslararası ne işimiz olabilirki?”demiş.

* GözLerin daLarSa ŞiLki dü$ündüm Seni, kuLagIn CInLarSa ŞiLki aNdIm Seni, GeCe UyanIrsan ŞiLki ReSMiNi Öptüm, GözLeriNden Ya$ damLaRSa ŞiLki SenSiz ÖLdüM..

Bu yazı toplamda 517, bugün ise 5 kez görüntülenmiş

Anneler Günü E-kartlar

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Makale

E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder

E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder

E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder

Bu yazı toplamda 9, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

İlginç Olaylar

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Makale

♥ 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.
♥ ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.
♥ Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.
♥ Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.
♥ Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.
♥ Amerika’da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in “Born in Theusa” albümüdür.
♥ Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.
♥ Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.
♥ Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
♥ Avustralya’daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.
♥ Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
♥ Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.
♥ Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur
♥ Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
♥ Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.
♥ Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.
♥ Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
♥ Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.
♥ Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.
♥ Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
♥ Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.
♥ Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.
♥ Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
♥ Bir kromozom bir genden daha büyüktür.
♥ Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
♥ Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
♥ Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
♥ Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.
♥ Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg
♥ Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.
♥ Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.
♥ Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
♥ Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.
♥ Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.
♥ Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.
♥ Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
♥ Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur…
♥ Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.
♥ Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.
♥ Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.
♥ Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında   ♥ Connecticut New Haven’da yayımlanmıştı.
♥ Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.
♥ Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba’dır.
♥ Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=.
♥ Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97–72 82 cm olacaktı.
♥ Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.
♥ Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
♥ En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.
♥ En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.
♥ Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.
♥ Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.
♥ Fareler kusamaz.
♥ Filler zıplayamayan tek memelidir.
♥ Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
♥ Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.
♥ Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.
♥ Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.

Bu yazı toplamda 10, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Varmısın Yokmusun Oyunu

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Oyun

Bu yazı toplamda 8, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Varmısın Yokmusun Tv Programı

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Makale

Var mısın Yok musun  da Nasıl Yarışılıyor?

Var mısın Yok musun da yarışmacı içinde en küçükten en büyüğe farklı miktarlarda ödüller bulunan 20 kutu ile karşı karşıya kalıyor. Bu 20 kutudan sadece bir tanesini elinde tutuyor, geri kalan 19 kutu ise gelecek bölümlerde yarışmacı olan arkadaşlarının elinde duruyor. Yarışmacı oyuna başlarken ne kendi elindeki kutunun ne de diğerlerinin içinde ne olduğunu bilmiyor. Yarışmacının amacı kendi kutusunda oyunun sonunda kazanacağı ödülün ne olduğunu tahmin edip, banka ile pazarlık ederek kazanacağı ödülü maximuma çıkarmak. Yarışmacı, birer birer kendi kutusu dışındaki kutuları seçerek açtırmaya başlıyor . Kutular açıldıkça yarışmacı, açılan kutunun içindeki ödülü kazanma şansını kaybediyor, ama kendi kutusunda ne ödül olabileceğini tahmin şansı artıyor. İlk 6 kutu açıldıktan sonra banka devreye giriyor. Aynı yarışmacı gibi açılan ve kalan kutuları izlemekte olan bankanın amacı yarışmacı ile sıkı bir pazarlığa girmek. Banka da yarışmacının elindeki kutuda ne olduğunu tahmin ederek, yarışmacıya kutusuna karşılık bir miktar para teklif ediyor. Yarışmacı bankanın teklif ettiği ödülü almakta veya almayarak kutuları açmaya devam etmekte serbest. Açılmakta olan kutuları izleyen bankanın teklifi, yarışmacının kazanma ihtimali arttıkça artıyor.

En sonunda yarışmacı bankanın teklif ettiği ödülü alarak oyunu bırakıyor veya kendi kutusundaki ödülü kazanıyor. Tabi kendi kutusundaki ödül bankanın teklifinden çok daha büyük veya daha düşük olabilir.

Var mısın Yok musun  a Kimler Katılamaz?

Show TV , AKS , Acun Ilıcalı Produksiyon AŞ ve bunların taşeron firmalarında çalışanlar, birinci dereceden akrabaları ve aynı evi paylaşanlar , 21 yaşından küçük kişiler ve herhangi bir suçtan bir seneden fazla hapis cezası almış kişiler , Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar bu yarışmaya katılamazlar. Bunların aksini kanıtlayan belgeleri sağlamayan kişiler yarışmadan diskalifiye edilebilir veya ödülleri geri alınabilir.

BAŞVURU FORMU İÇİN TIKLAYINIZ

İZLEYİCİ BAŞVURU FORMU İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

Bu yazı toplamda 181, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

DÜŞÜNCE TÜRLERi

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Makale

DÜŞÜNCE TÜRLERİ

MAKALE

Bir konuda bilgi verirken veya bir gerçeği savunurken,türlü kanıtlardan faydalanan,bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına makale denir. Makaleler her konuda yazılabilir.
Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat döneminde gazete ile birlikte Batı’dan giren bir türdür. Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide,tanıtma,açıklama,sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım,bir yorum ve inandırma eğilimi,bir amaç vardır.
Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler,sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır.
Gazete ve dergilerdeki makalelerse,geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar,dilini daha açık,daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar,özel terimler kullanmaktan kaçınır.

FIKRA ( KÖŞE YAZISI)

Gazete ve dergilerde yayımlanan güncel,siyasal,toplumsal sorunları ele alan yazılardır.Gülmece nitelikli fıkralar da olmakla birlikte yazılı kompozisyon türü olarak fıkra,düşünsel ağırlıklı kısa yazılardır.
Fıkralarda siyasal ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere,kanıtlara,aşırı ayrıntılara yer verilmez.Makaleler gibi iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir.Fıkra yazarı,geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır bir dil olmalıdır.Her konuda fıkra yazılabilir.

DENEME

Edebi türlerin tümü gibi deneme için de bir tanım vermek çok güçtür.Deneme günümüzde hemen bütün yazı türlerine doğru yayılma göstermektedir. Bu türler içinde en çok eleştiriyle bir arada anıldığı görülmektedir.Ancak burada söz konusu olan daha çok izlenimsel eleştiridir.
Deneme için bir tanım yapmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:
�Deneme;bir yazarın,herhangi bir konu üzerinde,özel görüş ve düşüncelerini hiçbir iddiaya yer vermeden,kesin yargılara varmadan anlattığı yazı türüdür.�
Batı edebiyatında essai (ese ) adı verilen deneme konuları genellikle edebiyat,sanat,bilim,felsefe…vb.dir. Özellikle Fransız edebiyatında Montaigne,İngiliz edebiyatında Bacon en tanınmış deneme yazarlarıdır.
Denemede bir konu sınırlılığı,belli bir biçim yoktur.Yazar,konu seçmede tam bir özgürlüğe sahiptir.Denemede yazar,kendi kendine konuşur gibi bir anlatım rahatlığı içindedir. Denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak gayesi güdülmez.

ELEŞTİRİ

Bir eseri değerlendirme amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.Eleştiride eserin yada sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.
Eleştirmeci,bir sanat eserinin gerçek değerini,özünü yapılışını,değerli-değersiz yanlarını ortaya koyar.Eleştirmecinin görevi güzellik yaratmak değil,yaratılmış güzelliği yargılamak,okurlara tanıtmaktır.
Eleştiriler;okura dönük eleştiri,topluma dönük eleştiri,sanatçıya dönük eleştiri,yapıta dönük eleştiri… olmak üzere türlere ayrılır.

İNCELEME

Bir eserin,bir sorunun,bir olayın özelliklerini,en ince ayrıntılarını araştırarak göz önüne seren yazı türlerine inceleme denir.Her obje bir inceleme konusu olabilir.Ama konumuz kompozisyon olduğu için biz yalnız bu anlamda inceleme yazıları üzerinde duracağız.
İnceleme,ister sözlü,ister yazılı olsun,bir tartışma niteliği taşır.
İnceleme yazıları yazarın teknik ve üslubuna göre diğer türlerin özelliklerini de gösterir; buna göre kimi yerde makale,kimi yerde deneme,kimi yerde sohbet havasına bürünür.
İnceleme yazılarında bir kolaylık olmak üzere şu soruları sırasıyla sorarak çalışmak,faydalı sonuçlar verecektir:
a. Ne? ( Bize eserin ve sorunun konusunu verir. )
b. Niçin? ( Eserin yazılma amacını, ana fikrini, temasını buldurur. )
c. Nasıl? ( Eserin yöntemini kavratır. )
d. Nerede? ( Yer,dekor. )
e. Kim? ( Kişileri verir. )
f. Ne zaman? ( işin süresini belirtir. )
İnceleme Planı :
A. Eserin Dış İncelemesi:
Eserin adı
Yazarı,çevireni
Basıldığı matbaa ve basılış tarihi
Kaçıncı baskı olduğu
Sayfa sayısı,fiyatı
Eserin boyutları
B. Eserin İç İncelemesi :
Yazarı hakkında bilgi
Türü hakkında bilgi
Özet
Eserdeki kişiler
Başroldekilerin kısaca tanıtımı
Ana fikir
Dil ve anlatım
Değerlendirme ( kritik )

RAPOR

Rapor,araştırma ve inceleme esasına dayanan bir yazı türüdür. Herhangi bir konuyla ilgili bilgi vermek,mesleki ve teknik bakımdan bazı noktaları açıklamak; görüş,düşünce ve önerileri bildirmek gibi amaçlarla yazılır.
Günümüzde rapor, geniş kapsamlı bir kelime olarak çok çeşitli alanlarda karşımıza çıkar. Doktor raporu, bilirkişi raporu, polis raporu, mühendis raporu, müfettiş raporu, deney raporu gibi çeşitli isimlerle anılan raporları ; meslek ve iş raporları, araştırma ve inceleme raporları gibi kısaca sınıflandırabiliriz.
Her rapor türünün kendine özgü yazılış kuralları vardır. Genel esas, konunun iyi kavranması ve konu üzerinde yeterli bilginin bulunmasıdır. Ancak, çok iyi anlaşılan,ilgi duyulan ve bilgi sahibi olunan konularda rapor yazılabilir.
Sağlam bir rapor yazabilmek için; raporun konusunu ilgilendiren kitapları,dergileri,gazeteleri okumak,yetkili kimselerle konuşmak,gözlem yolundan faydalanmak,özel deneylerde bulunmak,faydalanılan kaynakları göstermek gerekir.

RÖPORTAJ

Herhangi bir konu yada sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarıdır. Röportajcı,yalnız gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar,ilgililerin bilgisine başvurur. Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak,okuyucuyu konunun içinde yaşatmak,kamuoyunu aydınlatmaktır.
Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi,aynı konuda dizi yazı da olabilir.

ANLATI TÜRLERİ
Edebi türler yada sanatsal türler de denilen bu türlerin kesin kuralları,kesin tanımları yoktur. Her sanat eseri kendi kurallarını getirir, böylelikle de şimdiye kadar saydığımız türlerden ayrılır. Bir başka ifadeyle, her sanat eseri tektir,yaratıcısının özgün bir ürünüdür. Sanat eserine bu açıdan bakıldığında, genellemelere sığdırılamaz. Bu yüzden anlatı türlerini çok kalın çizgilerle ele aldık. Ayrıca bunların hepsini sıralamak yerine,yaygın olan birkaçına değinmekle yetineceğiz. Bunlar hikaye ve romandır.

HİKAYE VE ROMAN

Her iki türün geleneksel tanımında birleşilen nokta, olmuş yada olması mümkün bulunan olayları anlatan türler oluşlarıdır. Bunu, gerçek yada hayal edilmiş bir evrene ait gerçeklik duygusunu uyandıran olayların anlatımıdır,diye genişletebiliriz. Hikaye ve roman tanımlarında bu ortak noktadan sonra, iki türü birbirinden ayıran özellikler kısaca şöyle sıralanabilir :
a. Romanlar uzun, hikayeler kısa anlatı türleridir.
b. Romanlarda kişiler ( karakterler ) çok, hikayelerde azdır.
c. Romanlar geniş bir zaman kesitinde geçerken, hikayelerde bu kesit dardır.
d. Romanlardaki karakterler genellikle çok yönlü, hikayelerdeki karakterler tek yönlüdürler.
Ancak bu özellikler bile hikaye ve romanı kesin çizgilerle birbirinden ayırmaya yetmez. Bu sayılan özellikler her iki türde de bulunabilir.

YAZIŞMA TÜRLERİ

MEKTUP

Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.
Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım
· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür…
· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.
· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.
· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.

· Mektup Türleri

Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :
1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar
3. İş mektupları

Özel Mektuplar

Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.

Tebrikler

Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.

Telgraf

Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.
§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.
§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.
Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.

Resmi Mektuplar

Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı �rica ederim�, alt makamdaki üst makamdakine �bilgilerinize saygıyla sunarım� veya �arz ederim� şeklinde bitirmelidir.
Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :
· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
· Sağ üst köşeye tarih konur.
· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.
· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.
· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.

İş Mektupları

Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.
İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :
· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında �ilgi� bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.

DİLEKÇE

Bir dilekte yada şikayette bulunmak veya bilgi vermek amacıyla resmi makamlara sunulan tarihli,imzalı mektuptur.Kişiyi ve kamuyu ilgilendiren bir hakkın sağlanması, bir haksızlığın düzeltilmesi, kaldırılması için gerçek yahut tüzel kişilerce ilgili makamlara yazılan yazılara dilekçe denildiği gibi, �istida, arzuhal� de denir.
Dilekçe Yazımında Göz Önünde Bulundurulması Gereken Kurallar :
· Dilekçeler,konularına göre uzun veya kısa olabilir. Konular kısa v öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
· Dilekçelerde ciddi, ağırbaşlı bir dil kullanılır. Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir. Süslü,yapmacık,laubali bir ifadeden kesinlikle kaçınılmalıdır.
· Dilekçeler ; çizgisiz,beyaz dosya kağıdına daktiloyla veya dolmakalemle,okunaklı el yazısıyla yazılmalıdır.
· Dilekçe hangi kuruma veriliyorsa,bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.
· Konunun kısa bir özeti bu başlığın altına yazılır.
· Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikayet dilekçesiyse,şikayet sağlam kanıtlara dayandırılmalıdır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu,yaş,kısa bir özgeçmiş,kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilmelidir.
· Dilekçede bir durum belirtiliyorsa ,son cümle �Durumu bilgilerinize saygılarımla sunarım�, bir istek belirtiliyorsa �Gereğini izinlerinize saygılarımla sunarım� şeklinde olmalıdır.
· Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye ad ve soyadı yazılmalı,imzalanmalıdır. Tarih,isim ve imzanın bir satır üstünde olabileceği gibi dilekçenin sağ üst köşesine de konulabilir.
· Sol alt köşeye açık adres yazılmalıdır.
Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür. Dilekçenin ilk bakışta güven verici bir düzen içinde olması gerekir.

Bu yazı toplamda 45, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Internet’in Ticari Boyutu

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Makale

Internet’in 1990′ların başlarından itibaren bu kadar yaygınlaşmasının en temel nedenlerinden birisi ve belki de en önemlisi “para kazandırabilecek potansiyele sahip” bir imkan olmasıdır. Bu iletişim ağına bağlı bilgisayarlar yolu ile alışverişler yapılabilmekte, borsa/bankacılık işlemleri yerine getirilebilmektedir. Bu haliyle internet’in “ağ teknolojisi” kimliğinin yanında bir de “medya” özelliğinden söz edebiliriz. Internet artık ciddi reklam paralarının dönmeye başladığı ve şirketlerin ürünlerini pazarladığı bir ortam haline gelmeye başlamıştır.

Bu yazı toplamda 3, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Internet’in Sosyal Boyutu

Ocak 25, 2008 Yazar: justang  
Yazı Kategorisi: Makale

Yaygın bir görüşe göre internet, kişilerin sosyal yaşamlarında olumsuz etkilere sahiptir. Gerçek dünyadan farklı bir ortamda, “sanal dünyada, insanlar arası ilişkiler değişmektedir. Bu bir bakıma doğru. Çoğu durumda birbirleri ile etkileşen insanlar bir internet adresi, bir e-mail adresi vb gibi. Öte yandan internet, kişiler arasındakji mesafe, yaş, cinsiyet, ırk, kültür vb gibi gerçek dünyada önemli olabilecek pek çok özelliği de ortadan kaldırmaktadır.

Yerinden alışveriş, yerinden bankacılık, hatta işe gitmeden evden çalışma vb gibi kullanımlar insanın sosyal yaşamını etkileyebilecek unsurlardır.

Bu yazı toplamda 15, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

Kapat
E-posta ile paylaş