Super Mario Galaxy
Teşekkürler, Nintendo! On yıllık işkence dolu bir bekleyişten sonra, doğru Super Mario 64 için beklemeye değdi doğrusu. Super Mario Sunshine? Ama bu sadece güzel bir tatil gezisiydi. Bu, oyunseverlerin on yıl boyunca beklediği sizin maskotunuzla yapılan bir uzay yolculuğuydu. Ancak onları hayal kırıklığına uğratmadınız. Tam tersi: Beklentilerin üzerine bile çıkıldı. Super Mario Galaxy mükemmele çok yakın bir oyun. Başından sonuna dek. Gerçekten de kusursuz.
Yeni Mario macerasının çıkış noktası, yıldız çocukları Luma’lar ile birlikte uzayda dolaşarak yeni galaksiler keşfetmeye çalışan gizemli Mama’nın yıldız gözlemevi. Minik sevimli muslukçu buradan yola çıkarak, birçok farklı galaksiyi gezip enerji yıldızlarını bulmak istiyor. Bunlar, Mario’nun can düşmanı Bowser’i takip edebilmesi için gözlemevine gerekli enerjiyi sağlıyorlar. Çünkü düşmanı yine Prenses Peach’i şatosuna kaçırmış. Bu kez, bir tablonun veya başka bir şeyin içine değil de, ta uzayın derinliklerine saklamış. Mario’nun buraya vardıktan hemen sonra, aklını başına alıp yeniden düşünmesi gerektiğini anlıyor. Oyunun temel unsuru yer çekimi. Bu, yeni hileli sıçrayarak geçiş imkanı vermenin yanı sıra, kısmen zorlanacağınız bazı küçük bilmecelerde de size yardım sunuyor. İlerleyemediğiniz zamanlarda, Mario’nun gezegenleri etrafında dönmesi gerekiyor, ki bu, küçük gök cisimlerinde daha kolay oluyor. Mario, deyim yerindeyse gerçekten kafasının üzerinde koşuyor. Bu biraz tuhaf gelebilir tabii, oyunun ilk dakikalarında geliyor da. Ama insan bunun arkasında yatan düşünceye çabuk alışıyor. Yanlız küçük oyuncular, gezegenlerin etrafında dönme sırasında güçlük çekebilirler. Ama sorun değil: Ziyaret edilen galaksilerin yarısından çoğu, etrafında dönülmesi imkansız büyük gök cisimleri. Bu durumlarda, Mario yıldız halkalarını kullanarak kendini bir yüzeyden diğerine fırlatmaya bayılıyor, böylece her seviyede farklı yerler keşfedebiliyor. Bu oyunda kullanabilen dünya sayısı oldukça artmış. Her bir seviyede, ya sadece bir ya da yediye varan sayıda enerji yıldızı bulunması gerektiğinden, seviye tasarımcıları hayal güçlerini konuşturmuşlar.
Mario neşeli çiçek dünyaları, buzlu kar kütleleri üzerinde dolanıyor, lav akıntılarından geçiyor veya perili köşkleri araştırıyor. Siz enerji yıldızlarını aradıkça, galaksiler de sürekli değiştiğinden, sürekli yeni deneyimler yaşanıyor. Bu da yetmezse, Nintendo dozu artırabilmeniz için Gölge Komet’ler koymuş. Bu sayede, hem oyunu daha da zorlaştırmak hem de (yine) seviyeyi yükseltmek mümkün. Bu Kometler bir galaksi üzerinde yüzer gezerken her şey olabilir, neler mi: Mario kendi ikizini yenmek zorunda kalabilir, ya da baş rakibini belirli bir süre içinde yok etmesi gerekebilir, ya da geriye sadece bir yaşam puanı kalabilir ya da rakipleri birden anormal hızlanabilirler. Böylece oyunda hava değişikliği sağlanmış oluyor, Nintendo özellikle de kaykayla kayma veya yüzme yarışı gibi daha küçük çapta “mini oyunları” oyuna kaynaştırmakla iyi yapmış. Bu mini oyunların hemen hemen hepsi, pek de sıkıntı vermeden, wiimote kullanımına dayanıyor. Resimler ve yazılarla mükemmel bir şekilde yapılmış açıklamalar, hem gençlerin hem de yaşlıların kolayca anlayabileceği türden. Oyunu oynarken hemen eski Super Mario 64 hissini yakalayabilirsiniz. Oyunu geliştirenlerin bir sonraki seviyede ne gibi yenilikler getirdiğini merak ediyor insan, her ne kadar bazı yerlerde ara sıra alıştığımızın dışına çıkılmış da olsa. Artık bozuk para, yerine “yıldız paraları” toplanıyor, mesela. Bozuk paralar yine var ama, bunlar artık sadece Mario’nun yaralarını iyileştirmek için kullanılıyor. Ayrıca wiimote uzatarak da, yıldız paralarını toplamak mümkün. Böylece her seferinde Mario’yu yıldız paralarına doğru koşturmaya gerek kalmıyor. Bu aslında hem zamandan hem de stresten tasarruf demek, eğer bunları toplayayım derken sürekli kara deliğe düşüyorsanız. Yıldız paraları aynı zamanda Luma’lar çok sevdiği birer yiyecek, bu nedenle de bu küçük gurmeleri bunlarla beslemeniz gerekiyor. Ya da bunları, wiimote ile rakibinizi bayıltmak için kullanabilirsiniz. İki kişiyle oynama fonksiyonu sayesinde, bu işi arkadaşınıza da bırakabilirsiniz, ama bu pek de eğlenceli olmayabilir. Oynarken arada bir yer değiştirmek lazım, ki herkes bu güzel oyunun tadına doyabilsin. Alıştığımızdan farklı olan, diğer bir şey de rakipler. Gomba’ların bütün gün neler yaptıklarını, Super Paper Mario’dan da biliyoruz. Bunlar uzayın dışına gitmeyi başarmışlar, diğer rakiplerden birçoğunun yapamadığı gibi. Onların yerine artık, gübre böcekleriyle ve diğer düşmanlarla baş etmeniz gerekiyor. Bu oyunu bozmamış pek yine de, çünkü eski rakipleri gördükçe insanın içinden, “aa bu da buradaymış” demek geliyor.
Düşmanların çoğunu klasik zıplama hareketiyle veya Wiimote’yi sallayarak gerçekleştirebildiğiniz spin saldırısı ile alt etmeniz mümkün. Bunun dışında, Mario’nun atletik becerilerinde bir düşüş yok, hatta iyileşme var. Böylece örneğin duvardan atlama, önceki iki oyuna göre bariz bir şekilde kolaylaşmış. Evrende sadece geçici dönüşümler meydana geliyor, ancak bunlar ortaya heyecanlı ve zor bilmeceler çıkarıyorlar, örneğin Mario’nun kapıyı açabilmek için zaman kısıtlaması altında ateş çiçekleriyle iki çömleği yakmak zorunda olması gibi. Arıya veya hayalete dönüşme olayı da alışılmadık ancak oldukça sevimli; sempatik görünüşü, bıyığı ve kasketi gibi artık marka olmuş özellikleri sayesinde hemen kalplerde taht kuruyor. Super Mario Galaxy’nin grafikleri, Japonların neler yapabileceğini açıkça gösteriyor. Bu oyun, canlı görüntüleri ve zengin renkleri ile şüphesiz en güzel wii oyunu. Ses ise, bazı yerlerde çok sesli yapıya sahip müzikleri ile, bunların tuzu biberi. Eski oyunlara ait olup yeniden düzenlenmiş olan melodiler olsa da, bazen hızlı, bazen kasvetli, bazen de akılda kalan nağmeleri ile Super Mario Galaxy’nin müzikleri kulağa hiç sıkıcı gelmiyor. Fakat, bu arada bir şeyi unutmadık mı? Eleştiri yok mu? Var tabii. Kamera her zaman elle ayarlanamıyor ve bazı yerlerde titriyor. Bunun yanı sıra, ilk 60 enerji yıldızına ulaşana dek zorluk seviyesi klasik “zıpla ve koş” oyunlarına alışkın olan oyunculara oldukça düşük gelebilir. Ancak 120 yıldız toplamak istiyorsanız, kendinizi bayağı bir kasmanız gerekiyor - bu belki de Mario 3 boyutlu olduğundan bu yana en büyük sürpriz. Ancak bu oyuna böyle eleştiriler getirmek gerçekten haksızlık oluyor. Nintendo, bugüne dek yaratılmış en güzel “zıpla ve koş” Super Mario oyununu, daha doğrusu video oyunları dünyasında gelmiş geçmiş en güzel 3 boyutlu “sekerek koş” oyununu yapmayı başarmış. Bu kadar olumlu noktanın yanında, eleştirmeye değecek hiçbir şey yok gibi. Super Mario Galaxy, bugüne dek bir wii satın almak için bahane arayanlara eşsiz bir fırsat.
JS
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 19, bugün ise 9 kez görüntülenmiş
So Blonde
Sarışın, aptal, şımarık, anne veya babasının kredi kartıyla gezen. Şimşek hızıyla lüks bir gemide. Kulağa sanki öyle olmasını istiyormuş gibi geliyor. Şimdi okyanus dalgalarında Paris Hilton’u görmek hoş olmaz mıydı? ÇIĞLIKLAR? EVET! Son olarak fısıltı dergileri “İç çamaşırı giymiyorum”, “Barda takılıyorum, ağlıyorum ve eğleniyorum” veya “Britney benim çok yakın arkadaşım“ fotoğraflarıyla dolu olmasaydı. Maalesef durum böyle değil çünkü konumuz Hilton ve arkadaşları (Bayan Spears’a gönderme yapmıyorum) hakkında değil, Sunny Blond ile ilgili. Ve bu şirin kız aptal da değil.
Olaylar “unutulmuş bir adada” geçiyor. Şimdi soru kim neyi unuttu – insanlığın geri kalanı bir ada olduğunu mu yoksa ada (ve üzerinde yaşayanlar) “başka” insanlar da olduğunu mu unuttu. İkisi de aynı – bu gerçekten önemli değil çünkü oyunun ilk saatinde, Sunny Blondie nerede olduğunu ve bu adanın ne adası olduğunu kavrayamıyor. Psikolojik şoku atlatmak için, lüks bir tatil mekanında olduğuna kendini ikna etmeye çalışıyor. Ve bu “modern” toplum konusunda adanın arkasındaki yerliler biraz canını sıkıyor. Cep telefonu? Makyaj? Moda? Şımarık bir kızın aklına gelebilecek hemen her şey.
Niçin adanın arkası? Aslında bu açık değil mi? Çünkü ada sakinleri zamanda, daha açık ifade etmek gerekirse, korsanlar çağında takılıp kalmış. Ancak korsan hayatı yaşamak yerine, bu kötü korsanlar zamanlarını birbirine şaka yaparak veya mürettebat kabinlerinde bilek güreşi yaparak geçirmeyi tercih ediyor. Bu adanın belediye başkanı gündüz hayalleri kuruyor ve kötü Tek Gözlünün tüm adayı kontrol ediyor olmasına şaşırmamak gerek. Kaba güç ve birkaç yardımcı sonunda sizi hedefinize ulaştırıyor. Bunu hatırlamam gerekecek. Keşke, evet, keşke her şeye son veren tek bir akıllı sarışın olmasaydı. Elbette bunu iyi niyetten yapmıyor, şımarık küçük prenses tek bir şey istiyor. Eve gitmek ve güzel bir köpük banyosu yapmak.
Sizi zamanda geçmişe fırlatacak tek şey oyun hikayesi değil. Kısa sürede oyun da bunu başarıyor. Bazı oyunlarda “kötü” denebilecek şey, bende artı puan kazandı. Sam & Max günlerinden bu yana klasik bir işaretle ve tıkla macera oynamadım. Klasik? Kesinlikle. Gerçekten eğlenceliydi. Akıllı gizem, mantıklı diyaloglar ve gerçekten süper senkronizasyon tüm macera fanatiklerinin nostaljiden veya sevinçten gözyaşları dökmesine neden olacaktır. Sunny gezerken bazı şeylerle eğleniyor, şaşırarak ceset soyma veya “sarışın esprileri”. Güleceğiniz anlar olacağına sizi temin ederim. Ancak Sam & Max’te espriler bel altına inmiyor ve bu nedenle oyun gençler için de uygun. Keşke şaşırmış Sunny için görevinde çözmesi gereken bilmeceler olmasaydı.
“Klasik” bir tür için yenilik elbette çok önemli değil. Ancak tamamen de yok denemez. Bulmacalar dışında, Blonde oyun prensibini birkaç az veya çok mini oyunla canlandırıyor. Bu hemen göze takılıyor. Program kimseyi mini oyunları oynamaya zorlamıyor. Mini oyun başlamadan önce, bulmaca hastaları burada uzmanlaşmayı veya sadece “kazanmayı” seçebilir. Taktire şayan! Peki, So Blonde’da taktiri hak etmeyen bir şey var mı?
Envanter. Envanterin olması gerektiği yerde oyun boyunca çirkin siyah bir şerit olsa da, fareyi üzerine getirmezseniz menü kayboluyor. Neden? Arka planda sabit bir envanter iki üç kez geri gitmememi sağlardı çünkü envanterimde belirli bir nesne olduğunu unutmuştum. Ve koşuşturmadan bahsetmek gerek. Elbette bir macerada bir miktar koşma beklenebilir ancak Sunny’ye “Eski Kasabada” “Pazar Yerine” gitmesi talimatını vermek tek bir tıklamayla (bu yerler tek bir nokta olsa da) mümkün değil ve her tıklama arasında gidip kendinize bir kahve yapabilirsiniz. Çünkü şımarık bir kız olsun ya da olmasın Sunny son derece sakin hareket ediyor. Bu beni çok kızdırdı.
Sunny Blonde parlak renkli hücre gölgeli bir ortamda kendini gerçekten iyi sunuyor. Karikatür tarzı grafikler oyunun havasına mükemmel uyuyor ve animasyonlu çizimler şeklindeki kesilmiş sahneler burada gerçekten başarılır. Sadece hiç kesilmeyen hula-hula sesi sinirlerimi bozdu.
MS
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 5, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
SmackDown vs. RAW 2008
Güreş bu aralar gerçekten revaçta olan bir spor. Kas yığını karakterlerin birbirlerine iyi bir dayak attığı, birbirlerini ringde oradan oraya savurduğu ve üzerlerine atladığı tam bir göz ziyafeti. Ama asıl dikkat çekici olan dövüş değil, ABD’de bu sporun aşırı popülerliği ve cezp ettiği inanılmaz seyirci sayısı. Bu açıdan başka hiçbir spor güreşe yetişemez, o nedenle bu eğlenceyi oyun şeklinde sunmak mantıklı bir adımdı. Smackdown vs. RAW 2008 şimdi Nintendo Wii’de güreşin galasını sunuyor.
Oyun modlarından birine karar verdikten sonra, istediğiniz dövüşçüyü seçiyorsunuz. Oyun doğal olarak, öncelikle bir marka (ya da lig) seçmenizi gerektiren Kariyer moduna (ana etkinlik) odaklanıyor. Seçenekler, olanaklar ve oyun çeşitlilikleri biraz sade ve çok az seçenek sunuyor. Popülerliğinizi artıran ve daha fazla güreşçiye, yeni markalara ve unvan şampiyonalarına kapı açan yalnızca birkaç tane popüler turnuva çeşidi var. Oyunun Turnuva modu, yine çeşitlilikten yoksun olsa da, özellikle çoklu oyuncu modunda çok daha fazlasını sunuyor. Örneğin Tag Team modunda, dörtlü olarak dövüşebiliyor ve vahşice savurmanın ve atılan acı dolu çığlıkların tadını çıkarabiliyorsunuz.
Wii’de bir güreş oyunu oynamak çok cazip geliyor. Nihayet, özel hareketlerle rakibinizi yere serebilirsiniz. Bu hareketler elinizden kolayca çıkacak ve künde, darbe ve özel hamleler yapmanızı sağlayacaktır. Tek sorun, ayakta durmanın ve sürekli Wii kumandasını ileri geri hareket ettirmenin zamanla bir yorgunluk hissi uyandırması. Onun dışında, basit işlemlerle yapılan hareketler sadece sola, sağa, aşağıya ve yukarıya bastırarak gerçekleştirilebiliyor. Rakibinizi kavrayın, doğru hareketle havaya kaldırın ve bileğinizin küçük bir hareketi ile onu mindere çakın. Sadece kısa bir süre oynadıktan sonra hareketlerde ustalaşacaksınız. Rakiplerinizin saldırılarına aynen rakiplerinizin hareketlerini kullanarak karşılık verebiliyorsunuz, böylece heyecan verici ve oldukça taktik bir çekişme yaratıyorsunuz. Kumandalar iyi çalışsa ve iyi aktarılsa da, iki kumanda ünitesini de kullanarak yapılan birkaç özel hareket olsaydı fena olmazdı.
Görkemli bir prodüksiyon, güreşin olmazsa olmazıdır. Oyun, Yıldızlarının kişiselleştirilmiş müzikle ringe çıkmasına izin veriyor, gösteriş ateş ve havai fişek sütunlarıyla doruğa ulaşıyor. Her güreşçi farklı davranıyor ve muhteşem yüz animasyonlarına sahip. Böylece, John Cena çılgın ve taşkın bir şekilde herkesi gürültüyle selamlarken, Undertaker ringe pek el sallamadan vakur bir tavırla ve sert adımlarla giriş yapıyor. Güreşçilerin birbirlerine pek laf atmaması biraz hayal kırıklığı uyandırıyor, o yüzden hiç sürpriz anlar ya da gösterişli video ilaveleri yok – ne dövüşten önce ne de sonra. Yine de dövüş iyi gidiyor ve güreş animasyonları iyi bir görünüm sunuyor ama kahramanların hareketlerindeki hafif tutukluğu görmezden gelmek mümkün değil. Yorumcular ise bütün güreş izleyicilerine tanıdık gelecektir. Smackdown, RAW ya da ECW’de olsun, orijinal yorumlar sizi doyuracak.
Birkaç öğeyi ıskalasa da, grafik olarak Wii versiyonunun genel performansı iyi. Oyun karakterlerinin detaylı kasları, tendonları ve yırtıcı bakışları var. Şaşırtıcı gösteriler ve ışık efektleriyle arenaya girişleri inandırıcı. Ayrıca dev ekranlar güreşçinizin kupürlerini ve posterlerini gösteriyor. Ne yazık ki arenalar bunun dışında genellikle seyrek dekore edilmiş. Özellikle, kenar çizgilerindeki seyirciler orantısız ve karaktersiz görünüyor. Arada üzerinde “arkamdaki herif hiçbir şey göremiyor” gibi sloganlar bulunan komik pankartlar var. Arka plan müziğine gelince, THQ hoparlörlerinizden vahşice yayılıp oyunu güzel bir şekilde tamamlayan müthiş bazı müziklerin lisansını almış. Ortam sesleri açısından her şey yerli yerinde. Minderin üzerine çarpıldığında çıkan keskin şaplak sesi hafızanızda yer edecek.
MS
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 32, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
The Settlers Rise of an Empire
Settlers serisinin uzun zaman önce piyasaya çıkan ilk oyunu, ekonomik ve dünya kurma simulasyonlarının öncülerindendi. Bugün artık bu popüler serinin altıncı oyununa kadar gelmiş bulunuyoruz. Zayıf olarak nitelendirebilecek beşinci oyundan sonra Settlers hayranları, serinin altıncı oyununun çok daha iyi olması beklentisi içindeler. Biz de serinin piyasaya sürülen bu son oyununu iyiden iyiye inceledik. Bu raporla sizi, görünüşte “rahat” olan The Settlers VI – Rise of an Empire dünyası hakkında bilgilendirmeyi amaçlıyoruz.
Hangi Şövalye?
Her görevin başlangıcında ilk olarak bir şövalye seçmeniz gerekiyor. Oyuna ilk başladığınızda aralarından seçim yapabileceğiniz yalnızca iki şövalye var, ama görevleri başarıyla tamamladıkça Yuvarlak Masa’nıza yeni şövalyeler katılıyor. Her şövalyenin sadece ona özgü ve özellikle belli görevlerde kullanmaya uygun bir kabiliyeti var. Örneğin, eğer düşman kalelerini yakıp yerle bir etmek istiyorsanız Markus’u lider yapmak işinize yarayacaktır, çünkü Markus askerlerini yeni alev meşaleleri ile donatma yeteneğine sahiptir. Eğer elverişli ticaret ortamı sağlanması gerekiyorsa o zaman en doğru seçenek, özel pazarlık becerileri olan ve böylece malları daha ucuza alabilen Elias’tır. Haliyle, görevin başlangıcında hangi şövalyenin en iyi tercih olacağını kestirmek kolay değil ama en azından görev öncesi verilen tanımlar, gerekli ipuçlarının bir kısmını oyuncuya sağlıyor.
Doğru strateji kullanılması şartıyla hangisini seçerseniz seçin şövalyelerin hepsi tüm görevleri yerine getirerek başarıyla tamamlayabilir. Görev her zaman, oyunda önceden belirlenmiş bir bölgede ve gerekli minimum altyapı mevcut olarak başlar. Bu da her görev için oyuna bir kale, bir kilise, bir köy meydanı ve tabi ki stratejik önemi tartışılmaz olan bir depo ile başlayacağınız anlamına geliyor. Bunun dışında, oyunda ilk binalarınızı inşa edebilmeniz için gerekli ham maddelerden bir kısmına da en başta sahip olarak başlıyorsunuz. Ham maddelerin ve yiyeceklerin temininde arazinin özelliklerine ve (kutupsal, ılıman, yazları yağışlı tropikal ya da sıcak çöl gibi) iklime göre değişik yaklaşımlar gerekecektir. İnşa ve planlama konusunda yapılan herhangi bir hata eninde sonunda kendini hissettiriyor.
Oyun ilerledikçe zorluk derecesi artıyor
Her görevin ilk safhalarında, başladığınız bölgenin etrafında mevcut ham maddelerin kullanılması gerekmekte. Doğal olarak, gerekli binaları inşa etmeniz lazım. Bu nedenle de, kaçınılmaz olarak işe öncelikle oduncu ve avcı barınakları, balıkçı kulübeleri ya da tarım çiftlikleri inşa ederek başlarsınız. İşleyen ve gelişen bir yerleşim birimi ve altyapı kurma hedefinin peşinde koşmanın yanısıra şövalyenizin statüsünü de yükseltmeye (terfi ettirmeye) çalışmanız lazım. Şövalyenin statüsü, belli sayıda göçmen kendi minik kasabalarında yaşamaya başlaması, giyecek ve diğer mallar üretilmeye başlanması ve kale, kilise ve depo gibi belli bir takım binaların büyütülüp genişletilmesini takiben yükselir. Bazı durumlarda yükselen statü sayesinde komşu köyler ve ticaret ortakları ile ilişkiler daha da iyi bir duruma getirilebilir.
Yerleşim yeri genişlemesine ve şövalyenin daha üst düzeye terfi etmesine paralel olarak bina ve mallara ilişkin seçenekler de çoğalır. İlk başta tabakhanede sadece deri giysi imal edip kasapta etlerinizden ancak sosis yapabilirken daha sonraları ürün ve yiyecek çeşidini artırabiliyorsunuz. İnek ya da koyun sürüsüne sahip olmak şartıyla, bunların sütünden peynir, yününden de giysi üretilebiliyor. Bunu yapabilmeniz son derece önemli ve gerekli çünkü göçmenlerinizin yiyecek talepleri giderek artar. Daha soğuk iklimlerde ya da mevsimlerde kendilerini daha sıcak tutacak kışlık yün giyecekler isterler. Haliyle aynı kaynakları tekrar tekrar kullanamazsınız ve zaman içinde bu kaynaklar kaçınılmaz olarak azalacaktır. Oyun, her hangi bir anda zoom aracıyla sahneyi büyüterek (ya da yakınlaştırarak) küçük simgeler ve konuşma balonlarını bulup, halkınızın neye ihtiyacı olduğunu belirlemenizi sağlayan harika bir özelliğe de sahip. Yani ne inşa edeceğiniz ya da üreteceğiniz konusunda size yol gösteren araçlar sürekli eliniz altındadır.
İhtiyaçlar ve ilişkilerin idaresi
Şehrin itibarı göçmenlerinizin refah düzeyine bağlıdır. Göçmenlerin mutlu ve rahat olması çalışmaya yönelik motivasyonları ve ordunuzun morali açısından büyük önem taşımaktadır. Göçmenlerin isteklerini yerine getirmediğiniz zaman greve gidebilirler. Grevciler işi gücü bırakır köy meydanında gösteri yaparlar. O zaman çabuk hareket etmeniz gerekir, yoksa hala çalışmakta olan göçmenler de ihtiyaçları karşılanmadığından dolayı mutsuz olabilirler. Bu bazen çok kritik durumların ortaya çıkmasına neden olur, hatta felaket sonuçlar doğurabilir. Diyelim ki soğuk hava şartları yüzünden kışlık giyecek ihtiyacına talep var, ama sizin ne koyununuz var ne de koyunu olan başka bir yerleşim birimi ile ticari ilişkiniz… İklim ve çevre şartlarını gözönüne alarak plan ve programını yapan kişi, işin en zor kısmını başarmış ya da başka bir deyişle, ektiğini biçmeye başlamıştır bile. Bu arada bunlar ayrı ayrı ayarlanabilir, aynı askerlerin maaşları gibi – tabi askeriniz varsa.
Sınırların geliştirilmesi hedefinin yanısıra ticaret ilişkileri kurmak da büyük önem taşır. Bu ilişkileri geliştirmek için komşu yerleşim birimlerine belli hizmetleri götürmeniz gerekir. Bunlar, sinyal ateşi yakma, gerekli malların temin ve tedariki, kurt ve ayıları bölgeden uzaklaştırma, ya da savaşla ilgili konularda destek verme gibi çeşitli özel işleri içerir. Belli bir yerleşimin liderinin güvenini kazandıktan sonra onlarla ticaret yapabilir ve zor zamanlarda yardım bekleyebilirsiniz. Liderler, bir şeye ihtiyaçları olduğunda ya da yapmanızı istedikleri bir iş olduğunda ekranın sol alt köşesinde bir pencerede belirirler. Ne yazık ki farklı kampların liderleri çoğu zaman görünüş itibarıyla birbirlerine benzerler. Ancak oyunun başarılı bir ses dağıtım sistemi vardır ve bunları genelde seslerinden ayırt etmek mümkündür.
Askeri bağlamda aktif olabilmek için doğal olarak bir orduya sahip olmak gerekir. Ordu ancak şövalye belli bir dereceye terfi ettikten sonra kurulabilir. Ayrıca, ordu kurmak için kışlaya ilaveten bir demirci ya da yay ustası gerekli. Önce sadece silahşör ve okçu eğitebilir, daha sonraki safhalarda koç başı ve mancınık gibi kuşatma araçları inşa edebilirsiniz. Strateji bakımından savaş unsuru pek etkileyici sayılmaz ama zaten Settlers gibi savaşın biraz arka planda kaldığı oyunlar için bu unsurun ön planda olması şart değil. Yük arabası kullanabilme, kahramanlarımızı bir grup silahşör koruması altına verebilme ya da şehir surlarının okçularla donatabilme gibi seçenekleri sunması hoşumuza gitti.
Ufacık bir köyden ticaret merkezi konumundaki anakente
Eğer binalarınızdan bazılarını genişletip büyüterek daha fazla işçi çalıştırabilecek kapasiteye çıkardıysanız, daha hızlı ilerleme kaydedebilmek için bu binaları yollarla birbirine bağlamanız gerekir. Ham maddelerin tamamı mevcut sınırlar içinde ya da hemen etrafındaki bölgelerde bulunmadığından, yeni toprakların ele geçirilmesi ve bunun için ileri karakollar kurulması önce hayli pahalı bir uygulama gibi görünüyor. Bunu yapabilmek için şövalyenizi söz konusu bölgeye göndererek orada bir ileri karakol yapılması komutunu verdiriyorsunuz. Karakol inşa edildikten sonra o bölgede bulunan ham madde ve kaynaklar kontrolünüz altına girer. Aynı bölgede bir koyun sürüsü otlamaktaysa sürünün tamamı, size ait olan ve çitle çevrili yere girer (tabi böyle bir yeriniz varsa). Bazen deponuza giden nakliye yolları çok uzundur. Gerekli taşları ya da eksik olan demiri bulana kadar çok zaman geçer ve bayağı sabırlı olmak gerekir. Neyse ki oyunu iki ya da üç kat hızlandırmak mümkün ama malesef yük arabaları bazen çok saçma sapan bir güzergah izleyebiliyor. Bizi başımıza böyle bir durum geldi: Kendi elimizle gönderdiğimiz yük arabası, yine bizim inşa ettiğimiz yolda sonuna kadar gittikten sonra yolculuk tam sona ermek üzereyken yoldan çıkarak çayırda bulunan bir binanın etrafında turlamaya başladı…
Yerleşim yeri büyüyüp gelişerek bir kasaba haline gelirse, inşaat ve ticaret alanında becerinizin aynı oranda gelişmesi gerekir. Orada yaşayan halk temizlik konusunda taleplerde bulunacak ve bu nedenle sabun ve süpürge imalatçılarına ihtiyaç duyulacaktır. Artık arada bir pazar meydanında parti vermek yetmeyecek, yakında kitleleri avutmak için bir taverna, hamam ve hatta eğer şehrin statüsü yüksekse tiyatro yapımı bile gerekecektir. Ara sıra kilisede düzenlenen bir ayin göçmenlerin hem inancını hem de kendine güven duygusunu kuvvetlendirir. Oyunun ileri safhalarında binalar dekore edilebilir ve süslenebilir. Bu da oyunun sevimlilik ve cazibe faktörünü artırır. Bazı binalar ön koşul olarak belli bir altyapı kurulmasını gerektirir. Bir taverna, bal likörü için bal temin eden bir arıcı yoksa müşterilerine içki ikram edemez. Tüm ham maddeleri her zaman kendi başınıza bulmanız beklenemez. Haritayla yola çıkarak hangi yerleşim birimlerinin hangi malları temin ettiklerini öğrenmek gerekir. Tabi malları almaya başlamadan önce ilk olarak taraflar arasında dostça bir ilişki kurulması gerekir. Bu ilişkinin türüne ve derecesine bağlı olarak şövalyenizi malları satın alması için o yerleşim birimine göndermeniz gerekebilir. Ya da yerleşimin deposuna bir defa tıklayarak malları almanız mümkün olabilir. Şehir daha büyük boyutlara ulaştığında, kötü adamları, diktatör, haydut ve yağmacı çetelerini şehirden uzakta tutmak için kalın şehir duvarları inşa etmeniz akıllıca bir adım olacaktır.
Olayların akışı
Oyun oldukça rahat bir tempoda ilerlediği halde bazen karmaşa yaşandığı da olur. Ekmek imal etmek için buğday ekmeye karar verir ve bir balıkçı barakasının yanında bir de yakalanan balıkların füme edileceği bir baraka yapmaya karar verdiğinizi varsayalım. Kış geldiğinde bir sorun ortaya çıkacaktır. Buğday kışın yetişmez ve üstelik nehir de donar. Aç ve kızgın insanların köy meydanında toplanmasını önlemek için bir an önce yeni yiyecek kaynakları bulmak büyük önem kazanır. Ayrıca, savaş durumunun hakim olduğunu düşünelim. Ve, örneğin, bir arabanın yolunu kesmeniz gerekiyor. Kendinizi rakibinizin kale burcunda bulmaktan kaçınmak için çok hızlı bir şekilde hareket etmeniz gerekir. Bunun iyi tarafı, böyle anların oyuncunun oyunu daha iyi anlama ve kontrolü ele almasına yardımcı olması, duruma göre karar verip hareket etmeyi öğretmesidir.
Çoklu Oyuncu Modu
Oyunun, ikiden dörde kadar oyuncunun birbirleri ile rekabet edebileceği çoklu oyuncu modu da bulunur. Tek oyuncu modu ile aynı prensibi taşır. Öncelikle ham madde ve yiyecek ile ilgilenmeniz gerekir. Oyuna başlamadan önce oyunun kazanılması için hangi hedeflere ulaşılması gerektiğine karar verilebilir. Bu modda savaş hayatın bir parçasıdır. Yerleşim biriminin sürekliliği için gereken altyapıyı kurduktan sonra bir an önce duvar inşa edip bir de ordu oluşturmanız gerekir. Statünüzü ne kadar çabuk yükseltirseniz başarı şansınız o kadar artar çünkü bir dereceye geldikten sonra elinizde çok oyunculu ortamda gerçekten büyük fayda sağlayacak olan kuşatma araçları bulunacaktır. Çoğu zaman harita üzerinde, bilgisayar tarafından kontrol edilen tarafsız bir köy bulunur. Bu köyle ticaret yapabilirsiniz. Bütün bunların üzerine bir de, bizden haraç talep eden komşu Viking kabilesinin – ki bu kabile de bilgisayar tarafından kontrol edilmekteydi, ardı arkası kesilmeyen tehditlerini dinlemek zorunda kaldık. Bir çok kez ödeme yapmadık ve liderleri köyü yakıp yağmalayacakları konusunda bize her türlü garantiyi verdiyse de sonunda kimse bir şey yapmadı yani hiçbir şey olmadı. Bir ara mali durumumuz elverdiğinde ödemeyi yaptık. İlk başta Vikingler bizim can düşmanımızdı, ama ödemeyi yapar yapmaz başımız derde girdiğinde askeri yardım sözü verdiler.
Grafikler ve sesler
Grafikler açısından The Settlers VI – Rise of an Empire hakikaten gözlere ziyafet çeken bir oyun. Oradan oraya koşturan, sinsi sinsi hareket eden bir sürü hayvan, çağlayanlar ve sürekli hareket halindeki göçmenler sayesinde son derece hareketli, canlı bir dünya sunuyor. Bir binaya bakmak için üzerine tıklama, herhangi bir işçiye bakmak için de işçinin üzerine başka bir tıklama yeterli. Yani örneğin bir bayan işçinin başının üzerinde tahta bir kavanoz ve elinde duman tüttüren bir lamba ile petek almak için arı kovanından arıları uzaklaştırmasını seyredebilirsiniz. Sonra taverna çalışanı kovanlığa girer ve bahsettiğimiz peteği bal likörü yapımında kullanmak için alır götürür. Malesef, karakterlerin birbiri ile çakışmasını kontrol edememişler. Yani işçilerle yerliler sık sık birbirlerinin içinden geçiyorlar. Bunun da ötesinde, oyunun bazı yerlerinde ciddi zamanlama hatalarına rastlayarak açıkçası biraz şok olduk. Ekranda imleci insanlarla dolu bir kasabanın üzerinde gezdirdiğimizde ya da etrafımıza bir duvar çizdiğimizde eylem sinir bozucu bir şekilde geç gerçekleşiyordu. Oyunun işlemciği fazla yormaması gerektiğinden yola çıkarak bu sorunların neden ortaya çıktığı yolunda bir açıklama bulamadık.
Müzik çok iyiy ama bayağı geri planda kalıyor. Arka plana flüt ve davullarıyla ortaçağ sesleri hakim. Oyuna devam ederken müzik biraz usandırmaya başlıyor ama dikkatini tamamen üzerine çekmeye çalışmadığı için o kadar da rahatsız etmiyor. Savaş ya da ziyafet sırasında değişerek atmosfere uygun bir kimliğe bürünüyor. Önceden de belirttiğimiz gibi konuşma kısımları harika ve tüm ses efektleri çok iyi yapılmış.
Önceki Settlers oyunlarına kıyasla yapılan önemli değişiklikler
- Oyun görev-bazlıdır. Her zaman yeni bir yerleşim biriminin kurulması ile başlar.
- Ham maddelerin işlenmesi çoğunlukla alındıkları yerde gerçekleşir. Örneğin, odunun bıçkıevine götürülmesi gerekmez.
- Yiyeceklerin nasıl temin edileceğini hava şartları belirler.
- Şehrin itibarı ticari ilişkileri ve ordunun gücünü etkiler.
EB
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 43, bugün ise 9 kez görüntülenmiş
Shadowrun
Savaşmaya hazır bir insan, bir cin, bir cüce, bir yerden bitme. Artık onların kılıçlar, baltalar, yaylar ve oklar görmeye alışkın olduğunuz ellerinde en modern ateşli silahlar bulunuyor. Dünya tersine mi döndü? Hem de nasıl! En geniş yelpazede atış silahlarının yanı sıra, savaşmaya aç bu fantastik yaratıkların yan cebinde ayrıca oyunun gidişini kendi lehlerine çevirmek için her türlü teknolojik araçlar ve büyü becerileri bulunuyor.
Güçlü bir marka, ama ne işe yarıyor ki?
İlk olarak 1989 yılında karşılıklı satranç, tavla gibi tabla üzerinde oynanan bir rol oyunu (Pen&Paper) olarak çıkan markalı isme sahip bu oyun bir çok medya aracına konu oldu. Artık Shadowrun dünyasına dayanan kitaplar, kısa filmler veya çizgi romanlar da var. 10 yıldan beri aksiyon oyunu türünde de boy gösteren Shadowrun oyunları artık birer oyun klasiği haline gelmiş bulunuyor. Shadowrun hayran grupları sayısız üyeye sahip ve çok aktifler.
Oyunu geliştiren FASA Interactive halen birçok Shadowrun projesi için hazır olsa da Shadowrun dünyasının dayandığı temeli ve geçmişi pek önemsemiyormuş gibi gözüküyor. Shadowrun hayranlarında da bu hayal kırıklığı yaratıyor. Örneğin, boşuna heyecanlı bir macera veya belirli bir oyun hikayesi aramayın, bulamazsınız. Oyun geliştirenlerin tek yaptıkları, çok sayıda önceki modelden bazı ırkları aynen uyarlamak ve büyü ve teknoloji araçlarından kapsamlı bir seçim yaparak bunları başarılı bir şekilde kullanmak. Shadowrun dünyasında hikayeler sahip olan ve bir temele dayanan heyecanlı maceralar arıyorsanız, bu oyun size pek de tavsiye edilemez.
Yalnızlığı sevenlere göre değil
Shadowrun tamamıyla bir internet oyunu, broadband internet bağlantınız yoksa bizce oynamayı denemeyin bile. Savaş veya görev modu yok, sadece internet üzerinden oynanacak savaş oyunları için bireysel oyuncu seçenekleri mevcut. Ayrıca 6 bölümden oluşan bir de alıştırma modu var, burada oyunda seçilebilen ırk karakterleri tercih edilen büyü ve teknoloji becerileri ile birlikte kısaca özetleniyor. Ayrıca, bunlar her zaman oyuncuyu hızlı internet oyunlarına hazırlamak için gerekli yapay zekaya sahip olmasa da yerel olarak bilgisayar robot oyuncularla da oynamak mümkün.
İnternet üzerinden oynayanlar başlangıçtaki alıştırma görevlerinin bayağı iyi odluğunu fark edecekler. Shadowrun benzersiz ve çekici kılan bir nokta da, tek kişilik ateş eden karakter ile rol oyunu unsurlarının bir bileşimi olması. Counterstrike’dekine benzer şekilde oyuncuların elinde her bir kademenin başında miktarı oyuncunun performansına bağlı olarak belirlenen bir bütçe bulunuyor. Sanal olarak ölen bir oyuncu ise, başka bir takım oyuncusu tarafından uygun bir büyü kullanılarak yeniden canlandırılmadıkça bir sonraki kademenin başlangıcına kadar beklemek zorunda kalıyor. Ancak eğer bu arada canı veren oyucu ölürse onu hemen bulup canlandırmak zorundasınız, aksi halde onu ölüme terk etmiş oluyorsunuz. Tabancalar, keskin sniper tüfekleri ve artık neredeyse standart bir silah haline gelmiş olan mitralyöz gibi alışılagelmiş silahların yanı sıra, oyuncu gerekli parayı vererek roketatar ya da - adını duymak bile heyecanlandırıyor - keskin bir Katana (samuray kılıcı) alabilirsiniz. Burada, normal ateş eden karakterlerden temel farklılık, büyü ve teknolojiden yararlanma imkanı ve eğer oyuncu bunları akıllıca bir araya getirebilirse, bu rakipler için ölümcül bir birleşim olabiliyor. Burada hemen hemen 3 slot büyü ve teknoloji ile yüklenebiliyor ve bunlara hızla atanabilen bir tuş üzerinden erişmek mümkün. Irkına göre her oyuncu daha az veya daha çok büyü uygulayabilmekte ya da buna göre daha az veya daha çok teknoloji taşıyabilmekte.
Duvarın içinden geçmek!
Bir sniper tüfeği, ışınlanma büyüsü alın yanına bir de planör ve tüm bunları “Hayat Ağacı” büyüsü içine koyun. Büyü ve burada teknoloji sayılan planör ile bavulumuzu toplayıp av peşine düşebilir ve atadığımız tuşla planörü çalıştırmaya başlayabiliriz. Bu bize özgürce diğer oyuncuların tepesinde dolaşma olanağı sağlıyor. Ancak bu planör rahatlığı sonsuza kadar devam etmiyor tabii, bir tuşa basarak planörün tepesinden kendimizi görüş hattımız yönünde ışınlıyoruz. Bir solucandeliği sonra kendimizi bir kompleksin çatısında buluyor ve hemen sniper tüfeğimizi kavrıyoruz. Yeniden canlandırma özelliğine sahip diğer bir özelliği olan “Hayat Ağacı’nı” kullanarak artık savaşa hazırız ve kazandığımız stratejik sniper konumumuzda mevzileniyoruz.
Kabaca özetlersek 7 tür büyü bulunuyor: Duman, rüzgar, ışınlama, yeniden canlandırma, nefesini kesme, ruh çağırma ve hayat ağacı. 5 adet de teknolojik unsur bulunuyor: Planör, anti büyü üreteci, akıllı bağlantı (hedefe yönlendirme), refleks yükseltici ve görüş güçlendirici (düşmanı görmeye yardımcı). Duman gibi büyüler oyuncuyu hayalet gibi görünmez yaparak normal saldırılardan koruyor. Duman büyüsüne iyi bir karşı saldırı olan rüzgar büyüsü ile az önce duman büyüsü kullanmış olan bir oyuncu, el bombalarını geri atabilir veya uzun bir düşüşün etkisini zayıflatabilir. Burada birçok olasılık mevcut ve belirli bir büyünün sağladığı avantajlar genellikle duruma göre büyü veya teknoloji kullanılarak uygun bir panzehir ile geri püskürtülebilir. Satın alınmış büyü ve teknoloji, oyuncu öldükten sonra da kalır ve eğer oyuncu bir takım oyuncusu ise, satın alınan bu güçler koordine edilerek takım için ortak olarak kullanılabilir, bu nedenle rakibe pek şans tanınmaz. Hemen oyun kademesinin başında, düşman hattına elde bir Katana ve refleks güçlendirici ile saldırmak ; böylece bir yandan kılıcınız ile düşman mermilerini savuştururken diğer yandan önünüze geleni kılıçla biçmek tabii ki eğlenceli. Ancak bu genellikle pek başarılı olmuyor ve taktik olarak işbirliği yapan takımların elde edeceği sonuçlar genellikle çok daha üstün oluyor. Satın alma ve oyun sırasında hesaplı olan ve işbirliği yapan takımlar, bu nedenle dengeli ve heyecanlı bir Shadowrun karşılaşmasını ön koşulu oluyor.
Sistemlerin savaşı
Shadowrun tüm sistem platformlarında çalışan ilk oyun. Yani, bir PC oyuncusu ile bir konsol oyuncusu ilk kez Windows-/ XBOX-Live platformu üzerinden karşılaşabilecek. Bu şekilde, 9 farklı harita üzerinden 16 oyuncu internette birbiriyle karşılıklı oynayabilecek. Korkulduğu gibi 2 ayrı platformda farklı işletim sistemlerinden nedeniyle büyük bir fark gerçekleşmemiş ya da fark olsa dahi bu oldukça küçük. Doğal olarak mouse ve klavyesi ile hassaslık teknolojisi ile daha avantajlı olan PC oyuncusu ile aradaki fark PC’de kumandalar gevşek bir hale getirilerek ve hedefe yönlendirme özelliği ile dengelenmiş. Her şeyden öte, tüm PC oyuncuları başlangıç aşamasında avantaja sahipler, çünkü burada gerekli satın alma ve yeni alınan özellikleri atama işlemlerini daha hızlı bir şekilde gerçekleştirebiliyorlar.
Oyuna bir insan, bir cin, bir cüce, bir yerden bitme olarak “RNA Global” veya “İttifak” cephesinde başlayabilirsiniz. RNA orduca yönetilen bir tür ekonomik süper güç olup, yeni bir totaliter sistemin yolunu açmak bir amacıyla tüm büyüleri ele geçirmek hedefine sahip. Bunun karşısındaki “İttifak” ise baş kaldıranların, “RNA’nın” devirmek ve büyülerin herkes tarafından paylaşılmasını sağlamak üzere “RNA” karşı meydana getirdiği bir güç birliğidir. Bu gruplardan biri diğerine göre daha avantajlı değildir.
3 farklı oyun modu bulunmaktadır: Vurkaç, Sızdırma ve Yıpratma. Vurkaç modunda “İttifak’ın” üyeleri için hedef belirli bir değerli eşyayı ele geçirerek belirli bir noktaya götürmektir; burada “RNA” savunma konumundadır. Buna karşın, Sızdırma modunda her iki grup da değerli eşyayı ele geçirmek için uğraşırlar. Değerli eşyayı ele geçirdikten sonra, bunu düşürmedikçe, elde etmiş olduğunuz silah ve hileleri artık kullanamazsınız. Aksi halde, değerli eşya dev bir sopaya dönüşmektedir. Son oyun modu Yıpratma’da ise amaç karşı takımı ortadan kaldırmaktır: Takımların ölüm maçı. Her bir oyun modunda karşı takımdaki tüm oyuncuları ortadan kaldıran takım oyunu kazanır. Sunucuyu kendiniz seçmeniz mümkündür. Ancak biz denerken bu maalesef pek gerçekleşmedi. Bu nedenle en iyisi “hızlı oyun” seçmek, böylece sistem kendisi en uygun sunucuyu arıyor. Bu da genellikle çok uzun sürüyor veya sonuçsuz kalıyor. Shadowrun sadece internet üzerinden oynanan bir oyun olduğundan, bunun geliştirilmesi gerek.
Efekt fırtınası
Efektler ve görsel etkiler açısından Shadowrun bir yenilik getirmiyor, ancak bu açıdan yeterince ikna edici. Işınlama veya Hayat Ağacı gibi farklı büyü türleri görüntü olarak muhteşemler. Kullanılan animasyonlar çok kötü değiller ancak sayıları yetersiz. Örneğin oyuncu hep aynı şekilde “ölüyor” ve merdivenden kaskatı hareketsiz bir şekilde bir asansörle yukarı çıkarmışçasına tırmanıyor. Oyun seviyelerinin tasarımı oldukça iyi, grafti yazılar ile dolu duvarlar ve tertemiz ofis kompleksleri doku ve çevre etkileri açısından oldukça başarılı.
Savaşın yoğunluğu ikna edici ses efektleri nedeniyle oldukça iyi yansıtılmış. Örneğin Katana’dan seken mermilerin sesleri, planör ile süzülürken rüzgarın çıkardığı ses veya ruh çağırırken gelen yaratığın homurtuları duyulabiliyor
EB
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 4, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Sega Rally
Bazılarımız muhtemelen en büyük heyecanın Sega makinesindeki “Sega Rally”de bir tur atmak ve renkli manzarada saatte 200 km hızla yarış yapmak olduğu oyun salonlarındaki eski güzel günleri hatırlıyordur. Sınırlı oyun modlarına ve araçlarına rağmen “Sega Rally” sadece, gerçekçi sürüş hissi yerine kolayca erişilebilen oyun sağlamayı amaçlamış olsa bile her zaman bolca eğlenceyi garanti etmiştir. PC ve çok çeşitli konsollar için sunulan yeni “Sega Rally”nin geliştiricileri şimdi aynı duyguları evlerinize getirebilmeyi ummaktadırlar.
Evinizde oyun salonu
Sadece bir tuşa basmak ve başlangıç ekranını görmek bile eski oyun salonlarının heyecanını geri getiriyor. “Sega Rally” her açıdan köklerine bağlı ve “Colin McRae: DiRT’ veya aynı türdeki diğer daha gerçekçi oyunlarla rekabet etmeyi amaçlamamaktadır. Klasik oyunu oynayan ve keyif alan herkesi, konsol oyunlarının eğlencesinden bir doz almak üzere kollarımızı açarak karşılıyoruz. Bu oyun, konsol oyunu aşkı haricinde arabanızın gücünü artırmanızı, özel ayarlarla dalıp geçmenizi veya ayrıntılı hasar modelleri oluşturmanızı gerektirmez.
“Sega Rally”nin tek amacı olan oyundan keyif almak olduğundan sadece rotanızı dikkatle seçmeniz ve kazanmak için biraz teknik uygulamanız yeterlidir. Seçtiğiniz pistlere bağlı olarak diğer yetenekler gerekli olsa bile yarışlarda ilerledikçe çeşitli öğeler önemli olmaktadır. Rakipleriniz de (KI) kimi zaman hayatı sizin için zorlaştıracaktır ve birçok durumda en iyi rotayı seçecektir. Başlangıçta oyun, oyuncudan fazla bir şey istemez ancak, daha sonraki yarışlarda, oyuncuyu sonraki oyunlara hazırlamak üzere zorluk derecesi arttıkça zorluk derecesi de artar.
Yeni bir çağ
Klasik konsol oyunlarının tersine yeni “Sega Rally” daha fazla seçenek sunar. Şampiyonluk, Hızlı Oyun, Zaman Yarışı ve Çoklu Oyuncu dahil olmak üzere çeşitli modlar sunar. Şampiyonluk modu açık olarak odaktadır ve üç farklı bölümü vardır: “Birincilik”, “Ayarlanmış Araçlar” ve “Ustalar”. Bu bölümler “Amatör”, “Uzman”, “Profesyonel” ve son olarak “Final” olmak üzere dört sınıfa ayrılır. Bu sınıflar 4 bağımsız yarıştan oluşan “Final” dışında 3 veya 4 yarış sunan 3 ya da 4 turnuvadan oluşur. Zorluk derecesi sınıflar geçildikçe biraz artar ve Final” sınıfına gelindiğinde oyun son derece zorlu olur, oyuncular gerçekten akıllıdırlar ve yarış pistleri iddialı ve çeşitlidir.
Kendinizi çeşitli pistlerde kanıtladıktan sonra diğer boyama işlerine, yarış arabalarına, pistlere ve tabi ki diğer bölüm ve sınıflara erişiminiz sağlanır. Özellikle Çoklu Oyuncu bölümü düşünüldüğünde biraz can sıkıcı da görünse, bazı oyun modlarının da kilitlerinin açılması gerekir. Oyundaki bazı araçlar yalnızca Zaman Yarışı veya çevrimiçi kullanılabilir, böylece bu araçlar, Hummer veya Mitsubishi Concept Car gibi ilginç araçları içerse bile kısa süreli oynanabilir. Üç şampiyonluk bölümü farklı, özellikle “Ustalar” pistlerinde yarışırken klasik Lancia Delta veya Toyota Celica’nın direksiyonuna geçtiğinizde nostalji hissi yaratan tam olarak tanımlanmış rally araçları sunar.
Kumsallarda ve buzullar arasında
“Sega Rally” her biri üç varyasyon içeren beş farklı pist senaryosu sunar. Yoldan havalanan papağanlarla, geçen helikopterler veya yolu kesen trenlerle her zaman canlıdır. Bu göz alıcı nesnelerden çok fazla etkilenmemeye çalışın yoksa kontrolü ve pisti kolayca kaybedebilirsiniz. Pist seçimi bir bakıma sınırlıdır ancak bu, bu tür bir oyuna kesinlikle uymaktadır ve çeşitli toprak biçimleri yeterince çeşitlilik sağlar. Direksiyon konsol oyunundan fazlasıyla etkilenmiştir, diğer bir deyişle direksiyonu hemen hissedeceksiniz ancak uzmanlaşmadan önce biraz zamana ihtiyacınız olacak. “Sega Rally” direksiyonla oynanmak üzere tasarlanmadığından oyunu, Gamepad ile oynamanız kesinlikle önerilir. Yüksek hızda bir eğri çizebilir, rampalardan atlayabilir ve frene nadiren dokunursunuz ancak, yandaki bariyerlere dokunmak veya çarpmak istemiyorsanız (maalesef genellikle görülmezler), şansınızı fazla zorlamayın. Farklı sürüş teknikleri farklı yüzeyler için gereklidir ve bazı araçlar kimi yarışlar için diğerlerinden daha uygundurlar.
“Sega Rally” gerçekçi olmak için özel olarak uğraşmadığından veya detaylara boğulmadığından hasarlı model yoktur ancak bu, farklı pistlerde dikkat çekmez. En önemli özellikler, araçların çamurda, karda veya tozda bıraktıkları tekerlek izleridir, bunlar gözler için yeterince eğlence sağlar.
Tekerlek izlerini arama
Mutemelen “Sega Rally”nin en yenilikçi öğesinin aracınızın ve rakiplerinizin çamurda, karda veya tozda bıraktıkları tekerlek izleridir. Diğer oyunlar aynı zamanda bu öğeyi eklemek istediler ancak Sega çok önceden bu konuda başarılıydı. Yüksek hızlarda yarıştığınız yüzeye bağlı olarak, tekerlek izleri oyunun sonuna kadar yumuşak yüzeylerde kalır. Bu tekerlek izleri, sürüş davranışınızda farklı efekt sağladığından oyunun önemli bir öğesidir. İlerlemekte olduğunuz yol daha da çamurlu oldukça, aynı tekerlek izini kullanmaya inat ederseniz zaman kaybedersiniz. Benzer biçimde, atlamadan hemen önce mevcut tekerlek izine “kaymak”, aracın yandaki bariyerlere çarpana kadar havada bir açıyla uçmasıyla ciddi sonuçlar doğurabilir. Akıllı sürücüler bu nedenle her zaman tekerleklerinin altında “taze” toprak olması için sürekli olarak farklı yaklaşımları seçeceklerdir. Bu, geniş dönüşler yapmanız veya pistin kenarlarını kullanmanız anlamına gelse bile, bu değişiklikler kullanılmamış, daha sürüşe uygun bölümler kullanılarak telafi edilebilir. Kazananların bir diğer önemli ölçütü ise sürüşte uzmanlaşmak ve değişik eğimlerde ustalaşmaktır.
Çoklu oyuncu
Tabi ki oyunun çoklu oyuncu modu vardır. Araç sınıfı veya oyuncu sayısı gibi özel oyun ölçütleri bir oyun seçmenize ve hatta kendi oyununuzu oluşturmanıza olanak sağlar. Çevrimdışı modda en fazla altı oyuncu birbirlerine karşı yarışabilir. İdare eden oyuncu olarak tek tek seçilmiş pistlerle tam bir şampiyonluk oluşturma veya her yarıştan sonra farklı bölümler ekleme gibi olanağınız vardır. Doğal olarak, idare eden oyuncu olarak her zaman istenmeyen oyuncuları oyundan çıkarma olanağınız vardır. Çevrimiçi oyunda oturum açtıktan sonra, diğer oyuncularla iletişim kurabileceğiniz, arabanızı seçebileceğiniz ve seçilen pistleri inceleyebileceğiniz bir lobiye ulaşırsınız. Hazır olduğunuzda bir düğmeye dokunarak diğer oyuncuları ve oyunu yöneteni bilgilendirirsiniz. Maalesef, şu ana kadar mevcut oyun olmadığından çevrimiçi modu deneme şansımız olmadı. Çevrimdışı moddaki eğlence düşünüldüğünde, daha uzun oyun oynama sağlayacağından çevrimiçi oyunu denemenizi gerçekten öneririz.
Grafikler ve ses
Grafik olarak “Sega Rally” hemen her şeyi doğru yapar. Pistlerin etrafındaki alanlar uygun, canlı ve çok değişik öğeler sunulur. Daha öncede belirttiğimiz gibi arabalar görünen zararlardan uzak tutulur ancak ana paneldeki pist yüzeyinin etkisi ve rüzgar etkisi ya da sudaki çarpma etkisi gerçekten güzeldir. Kar bulutları ve hızla öne fırlayan rakiplerin sıçrattıkları toz, her şeye gerçekçi bir dokunuş sağlar. Arabaların kendisi de, çok da ayrıntılı olmasalar bile güzel görünür. Aynı biçimde, çevreleyen gölcüklerdeki ayna görüntülerinin yanı sıra arkanızda bıraktığınız tekerlek izleri de güzeldir. Grafik olarak oyun, etkileyici konsol oyununa dönüşür ve bunu gerçekten de iyi yapar. Oyunun, değişen dokusu ve farklı yerlerde düşen performansı vardır ancak bunlar çok azdır ve aralıkları çok uzundur.
Benzer biçimde, ses oyunda açıktır ve tamamen karıştırılmıştır. Geleceğe ait seslerden, gitar sololarına kadar her şeyi duyabilirsiniz. Müzik esas olarak elektroniktir ve herhangi bir düğmeye veya menüye basma “Sega Rally”den bekleyebileceğiniz sesi yaratır. Araçlar ses çıkarır ve yarışçıların farklı pist yüzeylerinde çıkardıkları efektler doğru ve düzgün duyulur, birçok araba benzeri sesler çıkarıyor olsa bile.
EB
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 6, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Sam & Max Reality 2.0
13 yıldır, hayvan dedektifi Sam, havasına bürünmüş köpeği Columbo ve gereksiz yere şiddete başvurmaya eğilimli psikopat tavşan Max’tan hiç ses çıkmıyordu. Ki, 2006 Kasımında Telltale Games yeni Sam & Max macerasının ilk episodunu piyasaya çıkardı. 16 Nisan 2007 tarihinden beri artık oyunun geri kalan ikinci ile sonuncu arasında kalan bölümleri internetten indirilebiliyor. Sam & Max: Reality 2.0
İnternetin Gücü
Tuhaf ve komik bu hikaye, daha önce olduğu gibi polis müfettişinden gelen bir telefonla başlıyor. Bu müfettiş ekürisi diğer bir müfettişi tehlikeli bir görevle görevlendiriyor. Tüm batı dünyası internetin ele geçirilmiş olması nedeniyle çalkalanıyor. Tüm ekonomi bir çöküşle karşı karşıya, bu durumu Başkan Max’in (kendisinin durumunu son bölümden çok iyi biliyoruz) dahi çözmesi mümkün görünmüyor. Bu gizemli durumu eski “işaretle ve tıkla” yöntemiyle çözmek artık size kalıyor. Bu arada oyunda her zaman olduğu gibi komik unsurlar da ihmal edilmemiş. Her diyalogda eski dostumuz Max konuşma sırasında kendine özgü yorumlar da bulunuyor. Sam & Max’ı oynamaya başlamadan önce yüzünüzdeki kasları gülmek için hazırlayın. Çünkü bu oyunda bol bol güleceğiniz kesin.
Nereye gidiyoruz Sam?
Fantastik Sam & Max episodunun ikinci ile sonuncu arasındaki bölümlerinde, bu iki kahramanın bu gizemi çözmek için uzun yolculuklarla uğraşmasına gerek kalmayacak. Oyunun sahneleri, iki müfettişin oturdukları mahalleler ile sınırlıdır. Lefty ve Bosco’nun ünlü marketi Sybil’in beta test merkezi (Tekrarlanan espri: Sybil bugüne kadar yayınlanan her episodda mağazasında farklı bir şey satmaktadır. Öyle görünüyor ki yeterli kazanç elde edeceği alanı henüz bulamamış.
Bosco’nun yerinde eski dostumuz, fare iki diş Jimmy’i buluyoruz. Bu takma ismi de kendisine uygun gerçekten de. Silah kaçakçılığı yapmakta olan küçük yer cücesi işlerini büyütmüş anlaşılan ve “talep varsa arz da var” teorisini kanıtlamaya çalışıyor sanki. Ancak bir silah almaya kalktığımızda satış yapmayı reddediyor. “I don’t sell weapons to the police” (Ben polise silah satmam diyor), işin güzel yanı tüfek oldukça geniş bir çapa sahip….
Diğer yandan oyun dünyasını genişleten diğer bir kavram da Virtual Reality 2.0. Böylece, sanki aynı mekanlarda geziyorsunuz, ama sanal olarak. Güzel bir espri: Reality 2.0 henüz Beta aşamasında olduğundan, “404 Document not found – Error” (404 Doküman bulunamadı– Hata) ve bunun gibi başka hata mesajlarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu hata mesajına tıkladığınızda, Reality 2.0’nin kullanıcı dostu yapay zeka kontrollü yorumcusu size Reality 2.0’nin halen yapım aşamasında olduğunu bildirecektir.
Reality 2.0?
Nedir bu Reality 2.0? Programın bu soruyu oyun başladıktan ilk birkaç dakika içinde yanıtladığı için şanslıyız. Reality 2.0, güce susamış (oyun için) bilgisayarlar için geliştirilmiş, içinde herkesin kendini mutlu ve rahat hissetmesi istenen dijital bir dünyadır. Ancak bunu gerçekleştirebilmek amacıyla interneti işgal etmiş olan geliştiricilerin bilgisayarları bunları kendi işleri için kötüye kullanmaktadır. Taş tam da gediğine oturmuş: Birçok diyalogda World of Warcraft and Co. üzerinden MMORPG’e atıfta bulunulmuş. Genel olarak bakıldığında, oyun seviyesi tasarımı ve diyaloglar “gerçek” bir internet oyununa işaret etmektedir.
Gizemler
Sam & Max’tan beklendiği gibi, Telltale Games’in oyunda, batı dünyasının kurtarılmasına yönelik olarak bize sunduğu gizemler aslında tümüyle mantıklı değiller. Ancak, beşinci episodda iki üç pasaj var ki bunlar gerçekten bayağı zorlama olmuş. Burada gerçekten de tasarımcıların daha iyi bir şey bulamadıkları hissine kapılıyorsunuz.
Bu tek tük mantıksız saplamalara rağmen (Sam & Max için “mantıksız” kelimesini yanlış bir bağlamda kullanmak bir tür küfür sayılır), çoğu zaman probleme hızla bir çözüm bulmak mümkün olmaktadır. Sadece bununla kalmıyor, “daha önce bahsettiğimiz gibi” oyun sahneleri sadece ofis ve ofisin bulunduğu mahallede geçmektedir. Bunun sonucunda, Sam & Max: Reality 2.0’ın oyun süresi sınırlıdır.4 saatten daha kısa bir süre sonra, acemi seviyesindekiler bile oyunu bitirmektedir.
Kendine özgü ve tutarlı
Grafiksel olarak Sam & Max kesinlikle teknolojinin zirvesinde değil. Aslında buna pek ihtiyacı da yok. Önceki tüm episodlarda olduğu gibi, Sam & Max Reality 2.0 karikatür tipi 3D grafik motoruna dayanmaktadır, bu tam da oyunun genel atmosferine uymaktadır.
Ses tasarımı ise beklendiği gibi yüksek bir standarttadır. Bunun yanı sıra senkronizasyonun da üst düzey olduğunu hatırlatmaya bile gerek yok. Sam’in kendine güveni ile Max’ın tüm problemleri şiddet kullanarak çözmek için saplantılı bir çaba içinde olması, mükemmel seçimler. Bu oyun serisinde yapılan kelime oyunlarını anlayabilmek için iyi bir İngilizce bilgisi gereklidir.
MS
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Resident Evil The Umbrella Coronicles
Wii, gerçek anlamda bir lightgun shooter oyunu. Bunun için nispeten biraz fazla bekledik. Capcom artık Wii-mote’un Resident Evil: Umbrella Chronicles’la dumanlar çıkarmasını istiyor ve popular Resident Evil serisinin test edilmiş ve denenmiş unsurlarını, ekrandan vuruşla birleştiriyor.
Lightgun shooter oyunlarının güzel tarafı, herkesin oynayabilmesi ve belirli bir arcade hissi yaymaları. Bazılarınız Time Crysis, The House of the Dead veya hatta Resident Evil: Dead Aim’i hatırlayabilir. Resident Evil sahneleri bir lightgun shooter için ideal mekanı sağlıyor ve Resident Evil: The Umbrella Chronicles serinin iki eski kardeş türüne göre bazı şeyleri daha iyi başarıyor.
Serinin fanatikleri kendilerini evlerinde hissedecek. Farklı Resident Evil oyunlarından tanıdığımız karakterler arasından seçim yapılabiliyor. Sadece birkaçını saymak gerekirse Rebecca Chambers, Jill Valentine, Chris Redfield veya pis Albert Wesker de bu oyunda. Oyun, ilk Resident Evil veya Resident Evil 3 gibi serinin bilinen versiyonlarına yönelmiş. Hızlı bir bakışla, araya etkileyici bir şekilde girilmiş sekanslarla önceki bölümlerin hikayelerinden parçalar yaşıyorsunuz. Ekranda çoğunlukla kendi hedef çapraz işaretinizi gördüğünüz için, korku efekti biraz yok oluyor.
Neredeyse tüm versiyonlardan tanıdık düşmanlar sanal tabancanızın önüne atlıyor. Huysuz Doberman, çeşitli şekillerde Mister Zombie, birinci bölümden aşırı büyüklükte Anakonda veya üçüncü bölümden Nemesis gibi tiranlar ve ağır kalibreler de ekranda. Hepsi belirli bir zayıf hedef bölgeye sahip çok sayıda, farklı tipte rakip var. Oyunun esprisi bu zayıf noktaları anlayıp buralara saldırmak; bu da her zaman kolay değil. Kamera aniden belirli bir yöne döner ve bir zombi çetesi görürseniz, hızlı tepki vermeniz ve iyi nişan almanız gerekiyor. Patlayan eski güzel fıçılar veya mayınlar bir saldırıyı durdurmanıza veya hafifletmenize yardımcı oluyor.
Karakteriniz karanlık seviyelerde sanki rayların üzerinde gidiyormuşçasına ilerliyor. Bazen biraz yavaşça, karanlık koridorlar ve virane şehirlerde otomatik olarak geziniyor ve sınırlı bir yarıçapla Nunchuck’la çevrenize bakıyorsunuz. Pek çok bölüm eski hisler uyandırıyor, kendinizi tekrar Racoon City’de veya eski malikanede buluyorsunuz. Birkaç sahne de tekrar kullanılmış ve önceki Resident Evil oyunlarında fazla vakit geçirdiyseniz, bazı olayları tahmin edebiliyorsunuz. Omzunun üzerinden bakan Zombiyle veya camları kırmayı seven köpeklerle ufak bir kapışma yaşayın. Her yerde şifalı bitkiler, silahlar ve belgeler bulunabiliyor ve toplanabiliyor ve alınan yıldızlarla (puanlarla) silahlar iyileştirilebiliyor.
Resident Evil hikayesindeki baskınlarınızda, dağıldığı zaman kısmen nesneler görülen lambalar, vazolar veya şamdanlar gibi kırılabilir nesneler bulabiliyorsunuz. Sıklıkla, tahrip edilebilir görülen her şeye ateş ediyorsunuz ve belgeler, silahlar, vs. için bu ‘hazine avından’ mutlusunuz. Eğer nihai düşman bekliyorsa özellikle yeni ve daha güçlü silahlar çok uygun. Pek çok silah bulunabiliyor ve kullanılabilir; biraz yavaş olan standart tabancalara göre iyi bir alternatif sağlıyor. Tabanca için sınırsız merminiz var ama el bombası bazukası, makineli tabanca veya tüfek aldığınızda mermi sayınıza sürekli bakmalısınız. Boş roket fırlatıcıdan tabancaya yön kontrolü veya C tuşuyla hızlı bir şekilde geçmek isterseniz, heyecan artabilir.
Wii kumandası da elbette kullanılıyor. Bir zombi size sarılmak ve “aşk ısırığı” vermek isterse, karşı saldırıyı başlatmak için Wii kumandasını hızlıca sallamanız gerekiyor. Hızlı bir tepkinin gerektiği ve doğru düğmelere bir kez ya da arka arkaya basmak, ya da bir tehlikeden kaçmak için Wii kumandasını sallamak zorunda kaldığınız bazı anlar var. Özellikle son rakiplerle, başarı sağlamak ve hayatta kalmak için böyle hızlı olayların kullanılması gerekiyor. Zamanla normal oyun biraz monoton görünebilir; boss dövüşler ise heyecan ve aksiyon yüklü.
Seviyelerin tasarımı iyi uygulanmış ve bazı dokularda zayıflıklar olmasına rağmen çok sayıda hoş unsur var. Yangınlar, patlamalar, dumanlar ve seyrek ışıklar, aksiyona hayat veriyor. Özellikle metrodaki bir seviye neredeyse Resident Evil duygusunu haykırıyor, sadece silahınıza ekli bir fenerle karanlık tünellerde koşuyorsunuz. Rakipler kısmen durağan görünüyor, ama iyi modellenmiş ve House of the Dead’deki gibi olmasa da ateş altında tepki veriyorlar. Müziği seriye uyumlu, ama çoğunlukla aksiyona uymuyor. Düzinelerce rakiple savaşırken sakin müzikler eşlik ediyor ve savaşın en hararetli anında kahramanlar sakince karşılıklı birkaç laf ediyorlar. Aynı zamanda silah seslerinden birkaçı da zayıf, ama Wii kumandası kendi savaş ve silah sesleriyle bunu telafi ediyor.
EB
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Resident Evil 4
Konsol uyarlaması hakkındaki eleştiriler üst düzeyleri bayağı uğraştırdı. Oyun konsol oyun dergilerinin hemen hemen tümü tarafından övgüyle karşılandı. Söz konusu oyun 2005 sürümü Resident Evil 4. Çok kısa bir süre içinde Capcom, PC sürümü için gelecek vadeden güvenilir bir liman haline geldi. Sonunda nihayet 23 Mart 2007 günü beklenen gündü. PC’de de, Leon Kennedy oyuna US başkanı Ashley’in kızını aramakla başlıyor.
Bugün itibarıyla, Resident Evil 4’ü 1.1.0 sürümüne yükseltmeyi sağlayan için bir yama yayınlandı. Bununla bazı çökme problemleri giderildi ve oyuna daha iyi bir görünüm sağlayan bazı ışık efektleri eklendi. Yama, Resident Evil 4’ü belki konsol standardına getirmiyor, ancak oyunu geliştirenlerin oyun dergilerinde yayınlanan ve tabii bizzat oyunseverlerin yaptığı eleştirileri dikkate alarak yanıt verdiklerini görmek sevindirici. Yüklemek için buraya tıklayın
Nerede bu zombiler?
Kız Los Illuminados (gizli bir organizasyon) tarafından, kızın üzerinde etkisi altına aldıklarını soğukkanlı birer ölüm makinesine dönüştüren bir virüs denemek amacıyla kaçırılmıştı. Leon Kennedy (Resident Evil 2’den tanıdığımız) kaçırılan kızı bu teröristlerin elinden kurtarmak üzere İspanya’ya gönderilir. Böylece bilmece çözmeye dayanan bu zombi avının 4ncü bölümü başlar. Ancak, Resident Evil 4 bize hedef olarak zombiler yerine virüsten etkilenmiş olan kişileri gösteriyor.
Düşmanın yapay zekası çok başarılı ve öncekilere oranla oldukça ileri düzeyde. Bazı zamanlarda peşinizden gelerek bir pencereden tırmanan düşmanlardan yakayı kurtarmak mümkün olmuyor.
Ne yazık ki Ashley’in (kurtardıktan sonra sizin yedeğinizde olan) yapay zekası bu düşmanların farkına varamıyor. Düşman ateşi altında sadece yalı kazığı gibi dikilip duruyor. Ya sizin ateş hattınızda duruyor ya da düşmanın önünde yerde sürünüyor ve paramparça olmaktan pek rahatsız olmamışa benziyor.
Ormandaki kuşların çığlıkları
Resident Evil 4’ün atmosferinin öncekilerden hiç de aşağı kalır yanı yok. Muhteşem ses efektleri (sadece stereo), kasvetli sahneler ve fantastik ve asla sıkıcı olmayan seviye tasarımı, oyunu korku filmi hayranları için muazzam bir deneyim haline getiriyor. Silah sesinden ürken kargalar yüksek sesle çığlıklar atarak etrafa dağılıyorlar ve gerçekmişçesine düşmanın arkanızdan yaklaşan ayak seslerini duyuyorsunuz, yani olağanüstü bir gerilim yaratılmış.
Resident Evil 4 tarafından sunulan bilmeceler bazen (Resident Evil’den beklenecek bir şekilde),aksiyon macera oyunlarına yeni başlayanlar tarafından bile kolaylıkla çözülebiliyor. Oyunseverler için en büyük sıkıntı, farkına varılmadan kalabalık düşman grupları arasından sıyrılmak. Cephaneniz az kaldığında, savunmada kalmanızı tavsiye ederiz, bazı düşmanların doğrudan saldırısı savuşturmak gerçekten de çok zor.
Usta dövüşler = oyun pediniz ter içinde
İyi bir Asya kökenli oyun için, usta dövüşler vazgeçilmez bir unsurdur. Ancak, bunları bazen iyi reaksiyonlarla alt etmek mümkündür. Oyun düşmanlardan kaçmanızı size her zaman söylese de, siz oyun pedi üzerinde doğru tuşu basana dek usta dövüşler ‘ sürekli “yeniden yüklenmektedir”.
Kullanışsız kumandaların getirdiği hayal kırıklığı
Resident Evil 4’e yöneltilen eleştirilerden biri de, düzensiz kumanda tasarımıdır. Ubisoft’un yaptığı düpedüz terbiyesizlik. Menülerde mouse desteği bile eksik. Kahramanı, yandan üçüncü bir kişinin bakış açısından kumanda etmek zorunda kalıyorsunuz. Bunun yanı sıra klavye kumandalarından hiç bahsetmedik, yani tam bir fiyasko. Oyunu oynamak isteyenlerin kesinlikle bir oyun pedi kullanması gerekir. Ped klavyeye göre çok daha iyi bir kumanda sağlamaktadır, böylece hayal kırıklığı yaşanmaz.
Resident Evil 4, konsol sürümlerinde olduğu gibi belirlenmiş kaydetme noktalarında kaydedilebilmektedir. Resident Evil 4’ü oynayanlar için “aynı seviyeyi tekrar oynama zorunda kalma” bir hayal kırıklığı yaratmaktadır. Kaydetme noktaları (daktilo olarak görüntülenirler) tüm seviyeler arasında düzgün şekilde dağıtılmıştır, böylece hata yaptığınızda tüm seviyeyi tekrar oynamanıza gerek kalmaz.
Eğer masaüstünüze manüel olarak SetupTool.exe dosyasının bir kısayolunu oluşturmadıysanız, oyun ayarlarına sadece CD’de otomatik başlatma üzerinden ulaşılabilirsiniz.
Sabah uyanınca hedefimiz tepeler olacak …
sırtımızda sırt çantalarımız ile… Aslında sırt çantaları olmasa da olur. Daha önce de bahsedildiği gibi, kullanışsız kumandalar nedeniyle stoğunuzdakileri karıştırmak sizin için bir kazançtan çok sıkıntı olacaktır. Örneğin, iyileştirme spreyini devreye almak için sadece birkaç saniyeniz var; bu, ani ölümlere neden olabilir çünkü siz stokunuzu karıştırırken, oyun arka planda devam etmektedir. Burada çok seri hareket etmeniz gerekmektedir.
Spot ışığında
Resident Evil 4 sadece grafik dalında bile bir madalyayı hak ediyor. En azından, konsol sürümü için bu böyle. Çünkü, PC sürümünde atmosfer ışıklandırma efektleri hiç yok. Bu gerçekten utanç verici, çünkü günümüzde orta sınıf bir bilgisayarın performansı dahi, bir Gamecube veya Playstation 2 oyununun kolaylıkla altından kalkabilmektedir. Yarım yamalak, piksellenmiş dokuların yanı sıra ışıklandırma efektlerinin yokluğu, oynayanı konsolda yaşanan büyülü deneyimden mahrum bırakmaktadır. Gözünüzü grafiklere bir kez alıştıktan sonra, bunlar atmosfere katkıda bulunmaktadır.
Oyunu geliştirenler, her ne kadar sadece 16:9’un ışınları bile oyuna bir “sinema filmi havası“ katmak için yeterli olduğunu ileri sürseler de, bu bizi olumsuz etkiledi. Ne yazık ki, bunları devre dışı bırakmak da mümkün değil! Eğer bir 16:9 TFT monitörünüz varsa, ayarlardan ışınları çözünürlükle orantılı olarak “minimum seviyeye” indirebilirsiniz.
MS
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 17, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Rainbow Six Vegas 2
Ya da Six Vegas 1.5 mı demek gerek? Sürüm sayısını bu şekilde düşürmekte haklıyız gerçekten de. Hayır, Vegas 2 kesinlikle kötü bir oyun değil. Ancak piyasaya sürülmeden önce açıklanan değişikliklerin ardından Vegas 2 gözümden düştü doğrusu. Oyun etkileyici olmaktan uzak. Eksik olan ne peki? Eksik olan şey “yenilik”.
Bir arkadaşımla dönüp dolaşıp bu konu hakkında tartışıp duruyoruz. Ona göre, oyunlar için sürekli yenilikler icat edilmesini gerekli değil. Eskilerini zaten yeterince eğlenceli buluyor. “Bildiğinden şaşma,” diyor yani. Buna karşın benim görüşüm: Yeni oyun türü standartları getiren yenilikler getiren ya da yeni bir oyun türü “yaratılmasını”, sağlayan yeni çığır açan oyunlar olmasa “bilgisayar oyunu endüstrisi” nerede olurdu acaba? Tabii sözüm ona 3. sürüm olup da, eski oyunun hiçbir deği

