Para Basan Meslekler
Temmuz 21, 2008
ÖSS’de az puan aldıysanız üzülmeyin! Önlisans programlarından bazıları insanı zengin bile eder. İşte o meslekler;
ÖSS’de ‘az puan aldım’ diye üzülmenize gerek yok. Çünkü az puanla iyi paralar kazanacağınız işler de var. İki yıllık at antrenörlüğü, at işletmeciliği, optisyenlik, su altı teknolojileri, diş-protez, iklimlendirme ve soğutma, biyomedikal cihaz teknolojisi gibi bölümleri bitirenlere her zaman ekmek var.
ÖSS’de ‘az puan aldım’ diye üzülmenize gerek yok. Çünkü az puanla iyi paralar kazanacağınız işler de var. İki yıllık at antrenörlüğü, at işletmeciliği, optisyenlik, su altı teknolojileri, diş-protez, iklimlendirme ve soğutma, biyomedikal cihaz teknolojisi gibi bölümleri bitirenlere her zaman ekmek var.
Bazı meslekler çok cazip
Gençlerin işsiz gezmesindeki etkenlerden biri de gözünü sürekli toplumsal cazibesi olan popüler mesleklere dikmesi. Oysa bazı meslekler var ki, mezun olduğunda hem dolgun bir maaş alabilir hem de yurtiçi ve yurtdışında önemli görevler alabilir. İşte bu mesleklerden bazıları şöyle: At antrenörlüğü, at işletmeciliği, optisyenlik, su altı teknolojileri, diş-protez, iklimlendirme ve soğutma, biyomedikal cihaz teknolojisi. 2 yıllık meslek yüksekokulu bünyesinde yer alan bu bölümleri bitirenler çok rahat iş bulabiliyor.
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Adem Şenünver, 5 yıldır mezun veren atçılık işletmeciliği, nalbantlık, antrenörlük gibi bölümlerden bugüne kadar işsiz gezen birine rastlamadığını söyledi. Türkiye’de 10 bin yarış atı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Adem Şenünver, “Mezunlarımız Türkiye Jokey Kulübü’nün hara ve hipodromlarında çok rahat iş buluyor. 2 bin 500-3 bin YTL ücretle çalışıyorlar. Ayrıca eğittikleri atların performansına göre de ücret alıyorlar.” dedi. Prof. Şenünver, bölümlerinden 4 yıllık Veteriner Fakültesi’nin ilgili bölümlerine de dikey geçiş imkânı olduğunu hatırlatıyor. 25’er öğrencinin girdiği bölümlerden mezun olanlar ayrıca yurtdışında da görev yapıyor. Şenünver’in verdiği bilgiye göre Amerika, Avustralya, Dubai ve İngiltere’de çok sayıda at antrenörü görev yapıyor.
At antrenörlüğü gibi cazip mesleklerden sualtı teknolojileri bölümü mezunları da çok rahatlıkla iş bulabiliyor. İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Hüseyin Öztürk, verilen dalgıçlık eğitiminden sonra su altında vida sıkmaktan kaynak yapmaya kadar çok sayıda işin bu bölümü bitirenler tarafından yapıldığına dikkat çekerek, “Su altında yapılan bütün işler bu bölümün ilgi sahasına giriyor. Boru döşenmesinden kaynak yapmaya kadar. Yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda şirket daha mezun vermeden birçok öğrenciye talip oluyor.” dedi.
Mezuniyetten önce iş buluyorlar!
Görme bozukluklarının düzeltilmesi ve giderilmesi için dizayn edilmiş optik gereçleri tedarik eden ve hastaya uygulayan eğitim görmüş kişilerin yetiştirildiği optisyenlik programından optisyen olarak mezun olanlar da şanslı olanlardan. Gözlükçü açmak ve gözlükçülük yapmak isteyenlerin üniversitede optisyenlik eğitiminden geçmiş olma şartının yasalaştığı 2004 yılından beri pisayada optisyenler büyük rağbet görüyor. Ege Üniversitesi Atatürk Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrenci işleri yetkilileri öğrencilerin mezun olmadan iş bulduklarını söylüyor. Kontenjanların çoğunlukla sağlık meslek lisesi mezunları tarafından doldurulduğunu ifade eden yetkililer, kontenjan açığı kaldığında normal lise mezunlarından da bu bölümü tercih ettiğini belirtiyor.
Zirve Dergisi Rehberlik Uzmanı Hakan Baykal, halk arasında ismi popüler olmayan ancak mezunlarının rahat iş bulduğu çok sayıda bölüm olduğunu belirterek “Bunlar iki yıllık bölümler olduğu gibi mekatronik mühendisliği, enerji sistemleri mühendisliği, yönetim bilişim sistemleri, biyomedikal mühendisliği, uluslararası lojistik ve taşımacılık gibi 4 yıllık bölümler de olabiliyor. Adayların ve ailelerin dikkat edeceği çok şey var. Ancak ‘Mezun olunca işsiz ve mutsuz biri mi olmak isterler yoksa dolgun bir maaşla iyi bir gelecek mi?” diyor.
Gençleri en kritik dönemlerinde meslek seçimi bekliyor. Hayatın büyük bölümünün işyerinde geçtiği dikkate alındığında işyerinde mutlu olmak hayatın da mutlu geçmesi anlamına geldiğini belirten uzmanlar gençleri ve aileleri meslek seçerken dikkatli olmaya davet ediyor.
SamanyoluHaber
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
MEB Öğretmenlik Bursu Verecek
Temmuz 21, 2008
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB),üniversitelerin öğretmenlik ile ilgili programlarını ilk 5 tercihinde kazanan 1500 adaya burs verecek.
Bakanlıktan yapılan duyuruda, 2008-2009 öğretim yılında MEB tarafından belirlenen öğretmen yetiştiren yükseköğretim programlarını ilk beş tercihinde kazanan 1500 öğrenciye burs verileceği bildirildi. Anadolu Öğretmen Lisesi mezunu olup bu kontenjana giremeyenler dekontenjana bağlı kalınmaksızın bursluluk haklarından yararlandırılacak.Burslar, MEB Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünce ödenecek. Burs alamaya hak kazanan öğrenciler de yine bu genelmüdürlükçe duyurulacak.Burs verilecek öğrenci kontenjanları, 2008-ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nda yer alıyor.Adayların burs alabilmeleri için şu şartları taşıması gerekiyor:
- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
- 22 yaşını geçmemiş olmak (1986 ve sonraki yıllarda doğmuş olmak)
- ÖSYS Tercih Bildirim Formu’nda öğretmen yetiştiren yükseköğretimkurumlarının Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen programlarını ilk 5 tercihi arasında seçmiş ve bu programa (ikinci öğretim ve özelüniversiteler hariç) kesin kaydını yaptırmış olmak,
- Memuriyete alınmasına engel olacak nitelikte hükümlülüğü bulunmamak,
- ÖSYM’ce yapılan puan sıralamasına göre, kaydolduğu için Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen kontenjana girmiş olmak (Anadolu Öğretmen Lisesi mezunları için kontenjan sınırı yoktur).
AA
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
İtici Adı Türban - Asıl Adı Başörtüsü - Modern adı Eşarp
Şubat 5, 2008
İtici Adı Türban - Asıl Adı Baş Örtüsü - Modern adı Eşarp

Siz ne derseniz deyin asıl amaç islam dinine göre mahrem sayılan saçların örtülmesidir.Türban meselesi diyorlar;
Mesele olan nedir? Bir kimsenin Dinin inançlarına göre yaşaması mı? Kimse dinini yaşarken bir başkasının hak ve özgürlüklerine aykırı bir şekilde asla bir harekette bulunamaz . Birinin başörtüsü takıyor olması sizi rahatsız ediyor mu? Ediyorsa mantıklı bir açıklaması var mı? Etmiyorsa sorun ne ?
Devletimiz laiklik ilkesi üzerine kurulmuş bir cumhuriyettir. Laiklik nedir? Laiklik din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılmasıdır.Türkiye cumhuriyeti Laiktir. Türkiye cumhuriyetinde %95 müslüman yaşamaktadır.Fakat nedense bu baş örtüsü sorun haline getirilmiştir.Bu demek değilki %5lik kısım çoğunluğa göre hareket edecek. Asla !! Türkiye Cumhuriyeti her dinden,her ırkdan ,her kültürden insanların bir arada eşit haklarla yaşayabileceği bir cumhuriyet ülkesidir.
Neden sadece baş örtüsü simge olarak görülür.Partiler tarafından simge haline getirilen başka kıyafet yok mudur? Sayın Ecevit mavi gömlek giyiyordu.Açık mavi ecevit mavisi oldu.Bir şapkası vardı.Ecevit şapkası. Bir gün okuldan içeri girecekken kapıdaki görevli gömleğin ecevit mavisi. Ecevit mavisi yasak. Sen onu simge olarak kullanıyorsun git o gömleği değiştir yoksa okula giremezsin dese naparsın? Mhplilerin bıyığını bilmeyeniniz yoktur.İşte o bir simgedir. Bırakın okulu devlet memurlarının rahatça o şekilde kamu görevlisi olarak çalıştığını hepimiz biliyoruz.Bir Devlet memuru çalışma saatleri içinde herhangi bir grup bir partiye ait propaganda eylem yapamaz yasağı varken bir partinin simgesi ile rengini belli ederek nasıl çalışır?
Baş örtüsünü kullananlar olmadı mı?
Her seçim öncesi partilerin halka baş örtüsü dağıtmaya kadar vardıklarını hatırlamamak zor değil.
Baş örtüsünü simge olarak kullanan var tabi süleymancılar.İnancın ötesine geçmiş artık malesef.Kesinlikle simge olarak kullandıklarını düşünüyorum.(SÜleyman Hilmi Tunahan bu zatıın ilmine deyeceğim bir kelime olamaz.)Cematin liderlerini kasdediyorum. O cemaate bağlı olan kişileri kullandıklarını da ayrıca.Grup lideri bu seçimlerde A partisine oy vereceğiz.Bu sene bu partiyle çıkarlarımız örtüşmüyor B partisine.
Yolda bir bayan gördüm sordum:
- Neden başını bu şekilde bağlıyorsun.
aldığım cevap aynen şu;
Kadın- Biz süleymancılar bu şekilde bağlıyoruz.
Senin inancın nerde kaldı şimdi.Baş örtüsü orda olmuş grup ( cemaat ) simgesi. Yazık.
Biri yanlış biliyorsun ya da iftira ediyorsun dese beni yanıltsa keşke.
Gerçekten inancı gereği baş örtüsü takanlar malesef bazı kişilerin grupların kendi çıkarları yüzünden haksız şekilde yargılanmaya hor görülmeye ve hatta özgürlükleri elinden alınmaya mahkum olmuştur
Merve Kavakçı kimdir nedir şahsiyet hakkında tek bir yorum bile yapmayacağım beni ilgilendiren yönü baş örtüsü takmasıdır.Bu kişi geçtiğimiz dönem seçimlerinden birinde milletvekili seçilmiştir.Milletvekilliği kılık kıyafet kanuna aykırı bulunduğundan dolayı elinden alınmıştır. (Aykırılık baş örtüsü takıyor olması.)
Bu dönem seçimlerine gelecek olursak; ülkemizi bölmek elinden geleni ardına koymayan PKK nın her türlü faaliyetlerine destek olan, PKK lideri hakkında övgü dolu sözlerde bulunan çekinmeden teroristler için saygı duruşu yapan bu şahsiyetler TBMM içine girmişlerdir. Peki soruyorum bu Türban denilen bir bez parçası terorden daha mı sakıncalıydı?
Aslında kimse dinini devlet işine karıştırmıyor.Karıştıranlar belli sadece ortalık karıştrmak. Maksat ülke bölünsün.İç savaş çıksın. Ekonomi altüst olsun. Bu durumdan kim zararlı kim karlı çıkar hiç düşündünüz mü?
Atatürkçülük bir kaç kişinin ilkesi değil!! . Hiç bir parti veya grup laiklik ilkesine sahip çıkmış gibi görünüp Devletçilik ilkesini yıkmaya çalışmasın!! Yeter..
Gülizar
Atatürk İlkelerini Bilmeyenler Öğrensinler nedir diye.
ATATÜRK İLKELERİCumhuriyetçilik:
Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir
İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece
modern Türkiye’nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.
Halkçılık:
Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi
ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu
olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye’de uygulamaya konulmasıyla birlikte
kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934
yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler
olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan
çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,
sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade
edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,
halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki
sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.
Laiklik:
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği…
Atatürk’e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923′de şu sözleri söylüyordu:
“Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.”
Devrimcilik:
Atatürk’ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı
Türkiye’nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.
Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir.
Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.
Milliyetçilik:
Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik
ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.
Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir;
yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine,
gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik
Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.
Devletçilik:
Anayasamızda da yer alan devletçilik ilkesi, tüm ülkelerin ortak amacı olan toplumun esenlik ve mutluluğunu sağlayıcı toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri saptayan bir yöntemdir. Genel çizgileri ile özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi devlet eliyle ve araçları ile gerçekleştirmek ilkesidir.
Anayasamızın devletin görev ve sorumlulukçuna bıraktığı, yerine getirmekle yükümlü olduğu belli başlı görevleri saptayan maddeleri, devletin, ulusun bireylerinin ve tümünün esenlik ve mutluluğu ile ülkenin güvenlik ve bağımsızlığının korunması esaslarını kapsar.
Genel olarak her devletin temel iki ödevi vardır:
a. Ülke içinde güvenliği ve adaleti kurmak ve sürdürmek, bu suretle yurttaşların her çeşit özgürlüklerini dokunulmazlık altında bulundurmak,
b. Diş siyasal ve öteki uluslarla ilişkileri iyi yöneterek, ülkede her çeşit savunma güçlerini, her an hazır tutarak ulusun bağımsızlığını güvence altında tutmak ve bu uğurda başka çare kalmazsa, silahla savunmaktır.
Bu yazı toplamda 48, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
DÜŞÜNCE TÜRLERi
Ocak 25, 2008
DÜŞÜNCE TÜRLERİ
MAKALE
Bir konuda bilgi verirken veya bir gerçeği savunurken,türlü kanıtlardan faydalanan,bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına makale denir. Makaleler her konuda yazılabilir.
Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat döneminde gazete ile birlikte Batı’dan giren bir türdür. Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide,tanıtma,açıklama,sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım,bir yorum ve inandırma eğilimi,bir amaç vardır.
Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler,sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır.
Gazete ve dergilerdeki makalelerse,geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar,dilini daha açık,daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar,özel terimler kullanmaktan kaçınır.
FIKRA ( KÖŞE YAZISI)
Gazete ve dergilerde yayımlanan güncel,siyasal,toplumsal sorunları ele alan yazılardır.Gülmece nitelikli fıkralar da olmakla birlikte yazılı kompozisyon türü olarak fıkra,düşünsel ağırlıklı kısa yazılardır.
Fıkralarda siyasal ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere,kanıtlara,aşırı ayrıntılara yer verilmez.Makaleler gibi iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir.Fıkra yazarı,geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır bir dil olmalıdır.Her konuda fıkra yazılabilir.
DENEME
Edebi türlerin tümü gibi deneme için de bir tanım vermek çok güçtür.Deneme günümüzde hemen bütün yazı türlerine doğru yayılma göstermektedir. Bu türler içinde en çok eleştiriyle bir arada anıldığı görülmektedir.Ancak burada söz konusu olan daha çok izlenimsel eleştiridir.
Deneme için bir tanım yapmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:
�Deneme;bir yazarın,herhangi bir konu üzerinde,özel görüş ve düşüncelerini hiçbir iddiaya yer vermeden,kesin yargılara varmadan anlattığı yazı türüdür.�
Batı edebiyatında essai (ese ) adı verilen deneme konuları genellikle edebiyat,sanat,bilim,felsefe…vb.dir. Özellikle Fransız edebiyatında Montaigne,İngiliz edebiyatında Bacon en tanınmış deneme yazarlarıdır.
Denemede bir konu sınırlılığı,belli bir biçim yoktur.Yazar,konu seçmede tam bir özgürlüğe sahiptir.Denemede yazar,kendi kendine konuşur gibi bir anlatım rahatlığı içindedir. Denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak gayesi güdülmez.
ELEŞTİRİ
Bir eseri değerlendirme amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.Eleştiride eserin yada sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.
Eleştirmeci,bir sanat eserinin gerçek değerini,özünü yapılışını,değerli-değersiz yanlarını ortaya koyar.Eleştirmecinin görevi güzellik yaratmak değil,yaratılmış güzelliği yargılamak,okurlara tanıtmaktır.
Eleştiriler;okura dönük eleştiri,topluma dönük eleştiri,sanatçıya dönük eleştiri,yapıta dönük eleştiri… olmak üzere türlere ayrılır.
İNCELEME
Bir eserin,bir sorunun,bir olayın özelliklerini,en ince ayrıntılarını araştırarak göz önüne seren yazı türlerine inceleme denir.Her obje bir inceleme konusu olabilir.Ama konumuz kompozisyon olduğu için biz yalnız bu anlamda inceleme yazıları üzerinde duracağız.
İnceleme,ister sözlü,ister yazılı olsun,bir tartışma niteliği taşır.
İnceleme yazıları yazarın teknik ve üslubuna göre diğer türlerin özelliklerini de gösterir; buna göre kimi yerde makale,kimi yerde deneme,kimi yerde sohbet havasına bürünür.
İnceleme yazılarında bir kolaylık olmak üzere şu soruları sırasıyla sorarak çalışmak,faydalı sonuçlar verecektir:
a. Ne? ( Bize eserin ve sorunun konusunu verir. )
b. Niçin? ( Eserin yazılma amacını, ana fikrini, temasını buldurur. )
c. Nasıl? ( Eserin yöntemini kavratır. )
d. Nerede? ( Yer,dekor. )
e. Kim? ( Kişileri verir. )
f. Ne zaman? ( işin süresini belirtir. )
İnceleme Planı :
A. Eserin Dış İncelemesi:
Eserin adı
Yazarı,çevireni
Basıldığı matbaa ve basılış tarihi
Kaçıncı baskı olduğu
Sayfa sayısı,fiyatı
Eserin boyutları
B. Eserin İç İncelemesi :
Yazarı hakkında bilgi
Türü hakkında bilgi
Özet
Eserdeki kişiler
Başroldekilerin kısaca tanıtımı
Ana fikir
Dil ve anlatım
Değerlendirme ( kritik )
RAPOR
Rapor,araştırma ve inceleme esasına dayanan bir yazı türüdür. Herhangi bir konuyla ilgili bilgi vermek,mesleki ve teknik bakımdan bazı noktaları açıklamak; görüş,düşünce ve önerileri bildirmek gibi amaçlarla yazılır.
Günümüzde rapor, geniş kapsamlı bir kelime olarak çok çeşitli alanlarda karşımıza çıkar. Doktor raporu, bilirkişi raporu, polis raporu, mühendis raporu, müfettiş raporu, deney raporu gibi çeşitli isimlerle anılan raporları ; meslek ve iş raporları, araştırma ve inceleme raporları gibi kısaca sınıflandırabiliriz.
Her rapor türünün kendine özgü yazılış kuralları vardır. Genel esas, konunun iyi kavranması ve konu üzerinde yeterli bilginin bulunmasıdır. Ancak, çok iyi anlaşılan,ilgi duyulan ve bilgi sahibi olunan konularda rapor yazılabilir.
Sağlam bir rapor yazabilmek için; raporun konusunu ilgilendiren kitapları,dergileri,gazeteleri okumak,yetkili kimselerle konuşmak,gözlem yolundan faydalanmak,özel deneylerde bulunmak,faydalanılan kaynakları göstermek gerekir.
RÖPORTAJ
Herhangi bir konu yada sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarıdır. Röportajcı,yalnız gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar,ilgililerin bilgisine başvurur. Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak,okuyucuyu konunun içinde yaşatmak,kamuoyunu aydınlatmaktır.
Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi,aynı konuda dizi yazı da olabilir.
ANLATI TÜRLERİ
Edebi türler yada sanatsal türler de denilen bu türlerin kesin kuralları,kesin tanımları yoktur. Her sanat eseri kendi kurallarını getirir, böylelikle de şimdiye kadar saydığımız türlerden ayrılır. Bir başka ifadeyle, her sanat eseri tektir,yaratıcısının özgün bir ürünüdür. Sanat eserine bu açıdan bakıldığında, genellemelere sığdırılamaz. Bu yüzden anlatı türlerini çok kalın çizgilerle ele aldık. Ayrıca bunların hepsini sıralamak yerine,yaygın olan birkaçına değinmekle yetineceğiz. Bunlar hikaye ve romandır.
HİKAYE VE ROMAN
Her iki türün geleneksel tanımında birleşilen nokta, olmuş yada olması mümkün bulunan olayları anlatan türler oluşlarıdır. Bunu, gerçek yada hayal edilmiş bir evrene ait gerçeklik duygusunu uyandıran olayların anlatımıdır,diye genişletebiliriz. Hikaye ve roman tanımlarında bu ortak noktadan sonra, iki türü birbirinden ayıran özellikler kısaca şöyle sıralanabilir :
a. Romanlar uzun, hikayeler kısa anlatı türleridir.
b. Romanlarda kişiler ( karakterler ) çok, hikayelerde azdır.
c. Romanlar geniş bir zaman kesitinde geçerken, hikayelerde bu kesit dardır.
d. Romanlardaki karakterler genellikle çok yönlü, hikayelerdeki karakterler tek yönlüdürler.
Ancak bu özellikler bile hikaye ve romanı kesin çizgilerle birbirinden ayırmaya yetmez. Bu sayılan özellikler her iki türde de bulunabilir.
YAZIŞMA TÜRLERİ
MEKTUP
Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.
Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım
· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür…
· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.
· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.
· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.
· Mektup Türleri
Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :
1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar
3. İş mektupları
Özel Mektuplar
Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.
Tebrikler
Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.
Telgraf
Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.
§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.
§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.
Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.
Resmi Mektuplar
Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı �rica ederim�, alt makamdaki üst makamdakine �bilgilerinize saygıyla sunarım� veya �arz ederim� şeklinde bitirmelidir.
Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :
· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
· Sağ üst köşeye tarih konur.
· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.
· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.
· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.
İş Mektupları
Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.
İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :
· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında �ilgi� bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.
DİLEKÇE
Bir dilekte yada şikayette bulunmak veya bilgi vermek amacıyla resmi makamlara sunulan tarihli,imzalı mektuptur.Kişiyi ve kamuyu ilgilendiren bir hakkın sağlanması, bir haksızlığın düzeltilmesi, kaldırılması için gerçek yahut tüzel kişilerce ilgili makamlara yazılan yazılara dilekçe denildiği gibi, �istida, arzuhal� de denir.
Dilekçe Yazımında Göz Önünde Bulundurulması Gereken Kurallar :
· Dilekçeler,konularına göre uzun veya kısa olabilir. Konular kısa v öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
· Dilekçelerde ciddi, ağırbaşlı bir dil kullanılır. Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir. Süslü,yapmacık,laubali bir ifadeden kesinlikle kaçınılmalıdır.
· Dilekçeler ; çizgisiz,beyaz dosya kağıdına daktiloyla veya dolmakalemle,okunaklı el yazısıyla yazılmalıdır.
· Dilekçe hangi kuruma veriliyorsa,bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.
· Konunun kısa bir özeti bu başlığın altına yazılır.
· Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikayet dilekçesiyse,şikayet sağlam kanıtlara dayandırılmalıdır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu,yaş,kısa bir özgeçmiş,kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilmelidir.
· Dilekçede bir durum belirtiliyorsa ,son cümle �Durumu bilgilerinize saygılarımla sunarım�, bir istek belirtiliyorsa �Gereğini izinlerinize saygılarımla sunarım� şeklinde olmalıdır.
· Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye ad ve soyadı yazılmalı,imzalanmalıdır. Tarih,isim ve imzanın bir satır üstünde olabileceği gibi dilekçenin sağ üst köşesine de konulabilir.
· Sol alt köşeye açık adres yazılmalıdır.
Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür. Dilekçenin ilk bakışta güven verici bir düzen içinde olması gerekir.
Bu yazı toplamda 14, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Vista Başarısız mı?
Ocak 10, 2008
2008 tüketici elektronikleri fuarında Windows Vista hakkında konuşma yapan Bill Gates, 2007 ocak ayında piyasaya çıkan Windows Vista’nın bir yıl içinde 100 milyondan fazla satıldığını açıkladı.

Windows Vista
Rakamsal olarak karşılaştırıldığında Windows Xp bir yılda 89 milyon kopya satmıştı. Ancak Window Xp’nin piyasaya sürüldüğü 2001 yılında, bilgisayar piyasası bugünün yarısı büyüklüğündeydi.
Bu hesapla o yıl her satılan yeni bilgisarın %67 sinde Windows Xp varken geçen yıl Vista’da bu oran %39 da kaldı..
Zaten bunu tahmin etmek için arif olmak da gerekmiyor, çünkü Vista çok yüksek sistem gereksinimi ve geriye dönük uyumsuzluk problemleri ve güvenlik adı altında insanı bunaltan onay sorucuklarıyla da satın alanları oldukça zor duruma sokmuş durumda…
O kadar ki Pc World dergisi Windows Vista’yı aralık 2007 sayısında 2007′nin en büyük düş kırıklığ olarak lanse etmişti.
Bu yazı toplamda 3, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Havalı Otomobil
Ocak 10, 2008

Son günlerde zam üstüne zam gelen ve aile bütçemizi sarsan yakıt fiyatlarını bize unutturacak bir çalışma Hava ile çalışan otomobil Airbus’tan alınma depo teknolojisi ile yaklaşık 300 bar basınçla depoladığı havayı kullanarak çalışan motoru ile 100 km de sadece 1.5 euro masraf ediyorsunuz .

Fransadaki fabrikasında seri üretimi yapılan bu araçların 2,4,ve 8 silindirli motorlarıyla .Değişik büyüklüklerde araçlar üretilmekte.Linkte görebileceğiniz gibi hiç de fena durmayan bu araçların hintli Tata ile yapılan anlaşma ile artık çok daha fazla adette üretilmesi ve dünyanın her yerine yayılması sözkonusu.
Aracların yaklaşık tank doldurma süresi evinizde olursa 4 saat basınçlı hava istasyonunda 3 dk
3 kişilik modeli 3500 euro ya satılan bu araçların 100 km de 1.5 euro harcadığını düşünürsek (şu an normal bir otomobil şehir içinde 15-20 euro arası yakıt harcamakta “türkiye fiyatlarına göre”) kendisini kısa sürede amorti etmesi mümkün ayrıca hava kirliliği yapmamasıda cabası.
Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Çocuk ödev yapmıyorsa suçlu kim?
Ocak 6, 2008
Birçok aile için ortak nokta çocukların ev ödevlerine karşı gösterdiği dirençtir.
Aileler suçu genelde çocukta bulur ama başarılı bir eğitim için anne ve babaların da yapması gerenken ev ödevlerinin olduğunu hiç düşündünüz mü?
Eğitim hayatının vazgeçilmez ögesi olan “ev ödevi” birçok öğrenci için kâbus niteliğinde olabiliyor. Okula ve derslere ısınamamış, sorumluluğunun farkında olamayan çocuklar ödevlerini aksatıp, ders çalışma tempolarını düşürebiliyor. Ancak buna karşılık anne ve babalar bu sorunu aşabilmek için pedagojiyle bağdaşmayan çeşitli yöntemlere başvurabiliyor. Ev ödevleri çocuklara öz disiplini, sorumluluk duygusunu, ders çalışma alışkanlığını kazandırmak ve öğrendiklerini pekiştirmek amacıyla veriliyor. Ev ödevleri, öğrenci ile anne ve babası arasında iletişime sebep olan bir metottur. Eve getirilen her ödev bir sürü soru, kargaşa ve olumsuz duyguyu da beraberinde getirebilir ve bunlar sizinle çocuğunuz arasında problem çıkmasına neden olabilir. Çocuklara, sınıfta eğitim ve öğretim adına öğretilenler kuramsal olarak kazanım sağlasa da evde bunların uygulamaya geçilmesi ve alışkanlık haline gelmesi adına anne ve babaya da görevler düşmektedir.
Anne-babalar düzenli aralıklarla öğretmenler ile görüşerek, ev ödevleri hakkındaki tutum ve beklentilerinin nasıl olması gerektiğini, çocuklarına ev ödevlerinde nasıl yardımcı olacaklarını öğrenmeli.
Çocuğunuzun ders çalışmasına veya ev ödevini yapmamasına sebep olabilecek olumsuz ortamların ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Çocuğunuzun rahat çalışabileceği bir odası ve odasında dikkatini dağıtmayacak bir ortamın sağlanması, çalışması için gerekli araç-gerecinin olması, odanın ısısının ve aydınlatmasının yeterli olması ödevlerini yapılmasını kolaylaştıracaktır. Çocuğunuzun ders çalışmasına ve ödev yapmasına engel olabilecek televizyon, internet, müzik, arkadaş grubu, telefon vb. etmenler çalışmaya ve ödevlerin yapmasına engel olabilir. Ama çocuğun sosyal gelişimi adına faydalı olsa da bunlara ayıracağı zaman çocukla birlikte planlanmalı ama tamamen ortadan kaldırılmamalı.
Eğer çocuğunuzun bir odası yoksa, evin bir yerinin ders çalışma köşesi olarak oluşturulması ve bu yerinin sabitleştirilmesi çocuğunuza sunulabilecek alternatif olarak değerlendirilebilir. Çocuğunuzla dersini çalışması ve ödevini yapması adına zamanının planlaması yapılmalı ve televizyon seyretmeye, internet, arkadaş gruplarıyla olmaya ve benzer sosyal faaliyetler de hazırlanan bu planlamanın içinde yer almalı.
Anne ve babaların aşırı derecede denetleyici, baskıcı, sürekli uyarıcı ve cezalandırıcı oluşu çocukların ödevlerden hoşlanmamasına sebep olur. Yardım istediği anda çocuğunuzun yanında olduğunuzu hissettirmeniz ödev yapma ve ders çalışma ile ilgili oluşabilecek birçok problemleri ilk baştan çözecektir. Ayrıca çocuğun ödevini bitirince takdir edilmesi öz güven ve öz disiplininin gelişmesini sağlayacaktır.
Psikolojik Danışman Şenol Yiğit ‘in makalesinden
Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Ben Bir TÜRK’üm..!!!
Ocak 6, 2008
Ben;
Orta Asya’dan Türeyen, Anadolu’da Büyüyen, Avrupa İçlerine Yürüyen TÜRK’üm !
Ben;
Dağlarda Gemi Gezdiren, Taşlara Destanlar Kazdıran, Tarihi Baştan Yazdıran, TÜRK’üm !
Ben;
Adalete, Ben Mertliğe Örnekler Veren, Ölüm - Kalım Savaşına Gülerek Giden, Yeryüzünde Her Murada Eren TÜRK’üm !
Ben;
Sancaklara, Tuğlara Baş Eğdiren, Beylere, Paşalara Hil’at Giydiren, Kılıcını Üç Kıt’ada Gezdiren TÜRK’üm !
Ben;
Atilla’yı, Yavuz’u, Fatih’i Var Eden, Kralları, İmparatorları Kendisine Yar Eden, Düşmanına Dünyasını Dar Eden TÜRK’üm !
Ben;
Şahları, Sultanları Kul Edinen, Altınları, Elmasları Pul Edinen, İncili Kaftanları Çul Edinen TÜRK’üm !
Ben;
Zafer Rüyasını Görenlere Saç Yolduran, Hezimete Uğratıp, Ümitleri Solduran, Müzelerde Baş köşeleri Dolduran TÜRK’üm !
Ben;
Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım, Benden Bahseder Destanım, Ağıtım, TÜRK’üm, Ben TÜRK’üm, Taa İliklerime Kadar
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’üm !..
Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Vatan-bayrak-millet
Ocak 6, 2008
VATAN
Vatan dediğin kardeş şu baştan başa gördüğün ,yalınayak bastığın ve sıcaklığınla içini titreten yüce toprak.İzmir’de denizin maviliği,Sinop’ta Karadeniz’in şiddeti,Amasya’da elmanın kokusu,Bursa’da erenlerin duası,İstanbul’da Fatih’in bitmez adaleti,Kars’ta erimeyen kar,Antalya’da güneşin kızıllığı,Adıyaman’da kızıl bir akşam üzeri Nemrud Dağı’nın azameti,Ankara’da Mustafa Kemal’in zaferi.
Vatan dediğin kardeş içimde titreyen aşk,ellerimle büyüttüğüm narin bebek,anamın oyasında yazılı gelenek,babamın terinde gelecek.
Vatan dediğin kardeş,şehitlerin ocağı,Çanakkale’de destan,Kocatepe’de Kurtuluş,Erzurum’da dadaş,Elazığ’da gakkoş,Sivas’ta gardaş
Vatan dediğin kardeş,Türk’ün Ergenekon’dan çıkışı,demirin erimesi,Yunus’un gözünde yaş,Hacı Bektaş’da semah,Konya’da nur yüzlü semazen,yüreğimde bitmeyen telaş.
Vatan dediğin kardeş,dedemin kanı,Ata’mın azmi,sevdası,çocuğumun emaneti.
Vatan dediğin kardeş,toprağından fışkıran buğday,çimeninde parıldayan çiğ tanesi,köylümün elinde ekmek.
Vatan dediğin kardeş,inatla,azimle,kanla,canla alınan üzerine basarken bile şükretmen gereken kutsal miras.
BU VATAN,TÜRKİYE;sağıyla soluyla,iyisiyle kötüsüyle,köylüsüyle kentlisiyle,öğrencisiyle esnafıyla “BENİM VATANIMDIR” diyebilenindir.
Bu vatan NE MUTLU TÜRKÜM diyenindir.
Bu vatandan ekmek yiyipte kalleşçe saldıranlar,değer bilmeyip rahat batanlar,renkleri bile tekeline alanlar kısacası VATANSIZLAR UTANSIN.
MİLLET
Millet dediğin kardeş,binlerce yıllık geçmiş,yaylalarda süt kokusu,kuzunun meleyişi,kurdun uluyuşu.
Millet dediğin kardeş,dili kendine has,binlerce yıldır özgür,egemenlik sevdalısı.
Millet dediğin kardeş,gelenklere bağlı,kültürü saygın
Millet dediğin kardeş,imanıyla kalleşlerin üzerine yürüyen,3 kıtada adalet ve hoşgörü.
Millet dediğin kardeş,tüm sıkıntılara rağmen vatanına aşık,maddiyatı maneviyata ezdirmeyen.
Millet dediğin kardeş,Osman Gazi’nin asaleti,Kanuni’nin azameti,Yavuz’un kılıcı.
Millet dediğin kardeş Sakarya’da aslan,Çanakkale’de destan,İnönü’de koruyucu,Büyük Taarruz’da defedici.
Millet dediğin kardeş,Mustafa Kemal ve askerleri
Millet dediğin kardeş,binlerce yıldır tüm tarihi belgelerde adı geçmiş şanlı TÜRK
Oysa uydurma birkaç cümle,toplama bir dil,temelsiz bir geçmiş ile olunmuyor millet.Milliyetsiz olarak yaşamak isteyenler utansın
BAYRAK
Bayrak dediğin kardeş,kanın kırmızısı,temizliğin akı.
Bayrak dediğin kardeş göğe doğru yükselen ses,parıldayan yıldız.
Bayrak dediğin kardeş,elde onur,göğüste taşınan kutsal emanet.
Bayrak dediğin kardeş,bağımsızlık,özgürlük,yaşamın kendisi.
Bayrak dediğin kardeş,öpüpte başına koyacağın dedemin tarihi
Bayrak dediği kardeş,vatanın her köşesinde salınan gelin.
Bayrak dediğin kardeş…..SEN,BEN,O,HEPİMİZ,TÜRK MİLLETİ.
Bir bez parçası değildir bayrak,kafana göre renkleri seçip biraraya getirmekle oluşmaz.bayrak diye çaput sallayan BAYRAKSIZLAR UTANSIN.
Alıntı
Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Google ve Mobil Yaşam
Ocak 6, 2008
Google, sevelim sevmeyelim, yaşamımızın her alanında bize yardımcı olmaya devam ediyor.
Cep telefonlarının PDA’lerin giderek daha sık kullanılmasıyla birlikte Google tarafından sunulan bedava hizmetlerin sayısı da buna pararlel olarak artıyor.
İşte bizim yararlanabileceğimiz hizmetlerden bazıları: (Türkiye’den kullanılamayanları eklemedim)
- Arama
- SMS
- YouTube
- Google Maps
- Gmail
- Google Calendar
- Google News
- Picasa Mobile
- Google Reader
- Google Docs
- Google Notebook
Ayrıca cep telefonunuza uyumsuz siteleri uyumlu hale getirmede de Google imdadımıza yetişiyor.
Google Mobilizer adındaki bedava araca buradan, ingilizce kaynağa buradan, türkçe kaynağa buradan ulaşabilirsiniz.
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş




