Serinlemek İsterken Hastanelik Olmayın
Temmuz 22, 2008
Bunaltıcı sıcakların etkili olduğu günlerde serinlemek ve rahatlamak amacıyla tercih edilen havuz ve deniz keyfinin, dikkat edilmezse birçok hastalığa neden olabileceği hatırlatıldı.
Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Dr. Cem Keçe, havuzların, özellikle yaz aylarında insanların ortak kullanım alanı olduğunu belirterek, bazı havuzların hastalıklara davetiye çıkardığını söyledi. Keçe,”Su sirkülasyonu fazla olan, periyodik kimyasal ve fiziksel temizlik işlemlerinin ihmal edilmediği yüzme havuzları tercih edilmeli” uyarısında bulundu.
Keçe, havuzlardan bulaşan hastalıklar arasında tifo, Hepatit A ve E, dizanteri ve paratifo gibi ateşli ishal yapan mikroplar, göz, kulak, burun ve boğaz enfeksiyonları ile mantar, uyuz, impetigo gibi deri hastalıklarının sayılabileceğini kaydetti.
Bulaşıcı hastalıklardan korunulması için su sirkülasyonu fazla olan, periyodik kimyasal ve fiziksel temizlik işlemlerinin ihmal edilmediği yüzme havuzlarının tercih edilmesi gerektiğini belirten Keçe, şöyle konuştu:
“Yeterince temizlenmeyen havuzlar ve kirlilik seviyesi yüksek sahiller tehlikeli olabilir. Yüzme havuzunda normal klor seviyesi 0,8 mg/lt düzeyinde olmalı ve çok iyi çalışan filtreleme sistemi bulunmalıdır. Hepatit A ve B aşısı olmayan çocuklar havuza gönderilmemeli. Havuz kenarlarında yiyecek yenilmemeli ve sigara içilmemeli. Ateşli hastalık veya ishal vakası geçirilirken havuza girilmemeli. Bone kullanılmalı. Suya tükürülmemeli.”
Çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceği için ıslak mayoyla oturulmaması ve yeterince kurulanması gerektiğini kaydeden Keçe, şu uyarılarda bulundu:
Havuzda su yutmamaya dikkat edilmeli, kulak enfeksiyonlarına karşı kulak tıkacı kullanılmalı.
Ciltte sıyrık veya kesik varsa yüzme sonrasında su ve sabunla temizlenilmeli.
Göz enfeksiyonlarının önlenmesi için su altı gözlüğü veya maskeleri kullanılmalı.
Çocukların havuzlara tuvaletlerini yapmaları engellenmeli, lağım karışan alanlara yakın bölgelerdeki denizlerde yüzülmemeli.
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Güneş Gözlüğü Alırken Dikkat!
Temmuz 21, 2008
Güneş gözlüğü alırken nelere dikkat edilmeli? İşte uzmanından tavsiyeler…
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Göz Kliniği Şef Yardımcısı Doç. Dr. Özlem Evren, görülebilen ışınlar bulut nedeniyle engellense bile gözle görülemeyen UV ışınlarının yeryüzüne rahatça ulaşabildiğini belirterek, “Bu yüzden hava bulutlu bile olsa güneş gözlüğü takmak gerekir” dedi. Evren, güneşin görünür dalga boyundaki ışınlarının yanında, görülemeyen, ancak çok yüksek enerjili olmaları nedeniyle sağlığa zararları olan ultraviyole (morötesi) ışınları bulunduğunu söyledi. Bunların dalga boylarına göre UV A, B ve C olarak sınıflandırıldıklarını anlatan Evren, UV C ışınlarının ozon tabakası tarafından tümüyle tutulduğu için bir tehdit oluşturmadığını, ancak aynı şeyin UV A ve B ışınları için söylenemeyeceğini belirtti.
Evren, “Görülemeyen, ancak yüksek enerjili olan bu ışınlara yoğun bir şekilde maruz kalındığında, gözlerde tıpkı derideki güneş yanıkları gibi aniden beliren kızarıklık, sulanma, yanma-batma ile kendini gösteren ağrılı bir klinik tablo ortaya çıkar” şeklinde konuştu. Bu ani tepkinin, gözün yüzey tabakasının zarar görmesinden kaynaklandığını, uygun tedaviyle kısa sürede iyileşebileceğini kaydeden Evren, “Ancak, asıl göz sağlığı için önemli olan sorunlar yıllar sonra karşımıza çıkar. Bunlar katarakt ve sarı nokta hastalığıdır” dedi.
“ÖZELLİKLE UZUN SÜRE DIŞARDA ÇALIŞANLAR KORUNMALI”
Güneşten korunmanın herkes için gerekli olduğunu vurgulayan Evren, “UV ışınları, birikerek, uzun bir süreçte hasar bırakır. Ancak, çiftçilik ve balıkçılık yapanlarla denizde uzun süre kalanlarda bu süre kısalır. Bu yüzden özellikle dış ortamda uzun zaman geçirenler ve retina hastalığı olanlar güneşten korunmalıdır” uyarısında bulundu. Vücuttan su atarak tansiyonu düşüren bazı diüretikler, tetrasiklin veya sulfonamid gibi bazı antibiyotikler, doğum kontrol hapları ve bazı teskin edici ilaçların ışığa olan hassasiyeti artırdıklarını bildiren Evren, bu ilaçları kullananların gözlerini daha dikkatli korumaları gerektiğini belirtti.
Evren, “Ayrıca, genellikle güneş gözlüğü alırken ihmal ettiğimiz çocuklarımızın, yetişkinlerden daha çok korunmaya ihtiyacı vardır. Çünkü çocukların göz mercekleri daha şeffaftır ve daha fazla UV ışını gözün arka tarafına ulaşır” diye konuştu.
Evren, katarakt ameliyatlarından sonra göz içine yerleştirilen yapay merceklerin gözü UV ışınlarına karşı koruduğunu, ancak göz içine mercek konulmayan bazı özel durumlarda, hastaların güneş gözlüğünü sürekli takarak korunmaları gerektiğini de bildirdi.
“ŞAPKA YETMEZ…”
UV ışınlarından korunmak için güneş gözlüğü takmak gerektiğini ifade eden Evren, “Güneş gözlüklerinin işlevlerinden birincisi ve en önemlisi, gözümüzü göremediğimiz UV ışınlarına karşı korumaktır. İkincisi, görebildiğimiz ışığın şiddetini azaltarak çok şiddetli ışık olan ortamlarda görme konforu sağlamak, üçüncüsü de yoğun ışık olan dış ortamdan iç ortama geçildiğinde karanlığa kolay uyum sağlanmasına yardımcı olmaktır” diye konuştu.
Görülebilen ışınlar bulut nedeniyle engellense bile, gözle görülemeyen UV ışınlarının yeryüzüne rahatça ulaşabildiğine işaret eden Evren, “Bu yüzden hava bulutlu bile olsa güneş gözlüğü takmak gerekir” dedi. Evren, yazın kullanılan şapkaların oluşturdukları gölge ile güneş ışınlarını ancak yüzde 50 oranında engellediklerini, bunun da yeterli koruma sağlamadığını söyledi.
İYİ BİR GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ NASIL OLMALI?
Evren, iyi bir güneş gözlüğünün şu özelliklere sahip olması gerektiğini belirtti:
Güneş gözlüklerini seçerken, “pahalı olan iyidir” diye genelleme yapmak doğru değildir. Üretici firma tarafından gözlüğün UV bloke etme oranı gözlük üzerinde belirtilmiş olmalıdır. İstenilen oran yüzde 99-100′dür.
Güneş gözlüğü rahat bir görüş için koyu renk olmalı ve ışığın şiddetini en az yüzde 50 oranında azaltmalıdır. Gözlüğü elinize alıp ışığa tutuğunuz zaman, her bölgesinin düzgün bir şekilde (homojen olarak) renklendirilmiş olması gerekir. Renklendirmedeki düzensizlik, görme kalitesini azaltır.
Yeterli derecede koyu olup olmadığının anlaşılması için güneş gözlüğü takılıp aynaya bakılmalıdır. Eğer göz bebekleri rahatça seçilemiyorsa, güneş gözlüğü yeterli derecede koyu demektir. Ancak, UV engelleme özelliğinin camın koyuluğu ile ilgisi yoktur. UV koruması, gözlüğün renginin koyuluğu ile değil yapım maddesi ile ilgilidir. Renklendirme oranı, sadece ışığın şiddetini azaltarak görme konforu sağlar.
Gözlük için ideal renk gri-siyah tonlarıdır. Bu tonlar güneşin ışık tayfındaki bütün renklerini aynı oranda azalttığı için, renk algılamasında problem yaratmaz. Bu, trafik ışıklarının doğru algılanması için önemlidir. O yüzden araba kullanırken özellikle siyah veya gri tonlarında renklendirilmiş gözlükler tercih edilmelidir. Bu olmadığı zaman, yeşil veya kahverengi camlı gözlükler de kullanılabilir.
Göze yanlardan gelen UV ışınlarından koruduğu için, kenarları geniş gözlük çerçeveleri tercih edilmelidir.
AA
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Dikkat ! Baş Ağrısı Ölümcül Olabilir
Temmuz 21, 2008
Sıkça şikayet edilen rahatsızlıklar arasında yer alan baş ağrısının, ölümle sonuçlanabilecek rahatsızlıkların habercisi olabileceği bildirildi.
Klinik Farmakoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay, araştırmaya göre, Türkiye’de her 100 kişiden 94′ünün hayatları boyunca en az bir kez baş ağrısı sıkıntısı çektiğini söyledi.
Sıkça rastlanan ve zaman zaman günlük yaşamı bile çekilmez hale getiren baş ağrısının yeterince önemsenmediğini ifade eden Tulunay, en sık yaşanan ağrılar arasında yer alan baş ağrısının ölümle sonuçlanan rahatsızlıkların habercisi olabileceğini kaydetti. Tulunay, “Baş ağrısı Türk insanının en çok şikayet ettiği ağrıların başında yer alıyor. Ama sıkça rastlanıldığı için genelde önemsenmiyor ve çekilmez ağrılar yaşanana kadar doktora başvurulmuyor” dedi.
BİLİNÇSİZ İLAÇ KULLANMAMALI
Ağrı olduğunda zaman kaybedilmeden doktora başvurulması gerektiğini söyleyen Tulunay şöyle konuştu: “Baş ağrısı, erken teşhis için bir lütuftur. Çünkü ağrı, gelecek hastalıkların habercisidir. Ama ağrıyla yanlış mücadele edildiği zaman daha büyük sorunlar çıkabilir. Bu nedenle hastalar ve uzmanlar çok dikkatli olmalı. Ağrının kaynağı doğru tespit edilirse ilerde çıkabilecek başka hastalıkların önününe geçilebilir. Vatandaşlarımız, prospektüsünü okumadan ve yan etkilerini bilmeden ilaç kullanmak yerine, doktora görünüp tavsiyelerine uymalı.”
SOSYAL HAYATI BiTiRiYOR
Prof. Dr. Tulunay, ağrıların kişinin huzurunu kaçırdığını, sosyal yaşamını ve bütçesini olumsuz etkilediğini belirterek şunları kaydetti: “Baş ağrıları, hem ekonomik hem sosyal açıdan ciddi sıkıntılara neden oluyor. Daha önce yaptığımız araştırmada Türkiye’de baş ağrısı nedeniyle 300 milyon dolar harcama yapıldığını tespit etmiştik. Bunun yanı sıra, sosyal hayatta ve iş veriminde kayıplara, eşler arasında anlaşmazlıklara ve dikkatini toparlayamama gibi sıkıntılara neden oluyor. Bu nedenle, baş ağrısı şikayeti olanlar mutlaka uzmana görünmeli.”
SamanyoluHaber
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Sıtmayla Mücadelede Aşama
Temmuz 16, 2008
Avustralyalı bilim adamları sıtmayla mücadelede önemli bir aşama anlamına gelecek bir keşif yaptıklarını açıkladı.
Bilim adamları, sıtmanın alyuvarları ele geçirme sürecini ortaya çıkardıklarını ve buna karşı muhtemel bir tedavi bulduklarını belirtti.
Araştırmada sıtmalı hücrelerin kan damarlarının çeperlerine yapışmasına izin veren süreç tespit edildi.
Sıtmalı hücrelerin bu sayede dalaktan geçmekten ve dolayısıyla yok olmaktan kurtuldukları anlaşıldı.
Hücreler bunu başarabilmek için sekiz protein kullanıyor.
Bilim adamlarına göre, bu proteinlerden herhangi birinin ilaç ya da aşıyla ortadan kaldırılması durumunda hastalıklı hücrelerin sıtmaya yol açması engellenebilir.
Melbourne merkezli bilim adamları, araştırmaları sonucunda edindikleri bulguların sıtmayla mücadelede bir dönüm noktası olacağına inanıyor.
Sıtma önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık, ancak doğru ve anında tedavi söz konusu olmadığı durumlarda ölümle sonuçlanabiliyor.
Sıtma dünya genelinde her yıl bir milyondan fazla kişinin ölümüne yol açıyor.
Sıtmadan en çok etkilenen kesim, Kara Afrikalı küçük çocuklar.
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Doğum Sonrası İçin Öneriler
Temmuz 16, 2008
Annelerin emzirmeyi kısa tutması deformasyonu engellemiyor. Havuç, siyah üzüm ve rezene çayı sütü arttırıyor.
Yeni anneler için en güzel spor vücutlarındaki ödemi de atmalarını sağlayacak kısa süreli yürüyüşlerle başlamaları.
DOĞUM SONRASI NASIL SAĞLIKLI ZAYIFLANIR?
Aslında hamilelik son derece normal ve fizyolojik bir süreçtir vücudunuzda mevcut olan yağ hücrelerinin iki yada üç katı büyüklüğüne çıktığı doğal bir süreçtir önemli ayrıntı bu sürecin çok kısa olmasıdır yani dokuz ay gibi bir sürede karın çapı 5 yada 6 katına çıkmakta bu gerilimi cildin taşıması içinde kişi gerekli önlemleri hamilelik boyunca yapmalıdır sağlıklı zayıflama konusuna gelince internet yoluyla binlerce ulaşılabilir diet listesine rastlanılabilir ve uygulanmaya çalışılabilir ama sonuçta yanlışları düzeltmek ve doğruyu göstermek hekimin işidir zaten burda doğru söylem ya da yönetim gereklidir.
HEM HIZLI HEM SAĞLIKLI ZAYIFLANIR MI?
Elbette mümkündür vücut matematik gibidir kaloriyi fazla alırsanız kilo alırsınız kaloriyi düşürürseniz zayıflama kaçınılmazdır ama önemli olan düzenli ve dengeli beslenme ile bu sorun çok rahat çözümlenebilir vücut ritmi 6 öğüne programlanmıştır 3 ana 3 ara öğün ve düzenli beslenildiği sürece kolorinizide kısıtlarsanız sağlıklı bir şekilde zayıflayabilirsiniz hız biraz da kişinin metabolizması yaşı kaçıncı hamileliği ile de yakından ilgilidir.
NEDEN BAZILARI DOĞUM SONRASI HIZLI KİLO VERİR?
Burda vurgulanması gereken en önemli ayrıntı düz mantıkta düşünmeleri ve vücutlarını iyi tanımadan geçer sonuç itibariyle BMI yani vücut kitle oranınızın normalin altı ve normal sınırlarda hamile kalır ve hamilelik boyuncada kendinizi kontrollü bir şekilde kadın doğum uzmanınızın uygun gördüğü şekilde kilo alırsanız doğum sonrası da hızlı bir şekilde kilo verebilirsiniz ama bunların tam tersi durumda yani hamile kalmadan vücudunuzdaki yağ fazla ve hamilelik boyunca çok fazla kilo alırsanız sonrası elbette kilo vücudunuzda kalacaktır.
DOĞUMDAN NE KADAR SONRA SPORA BAŞLANABİLİR?
Normal doğumu takiben 1. ay sezeryanı takiben 3. ay içinde spora başlanabilir
YENİ ANNELERE SPOR TAVSİYESİ
Yeni anneler için en güzel spor vücutlarındaki ödemi de atmalarını sağlayacak kısa süreli yürüyüşlerle başlamaları.
HANGİ YİYECEKLER SÜTÜ ARTTIRIR?
Halk arasında çok yanlış inanışlar vardır çok kalorili ve çok şekerli gıdaların süt yaptığı sanılır oysaki Somali’de açlık sınırında yaşayan annelerde sadece buğday ve bulgur lapasıyla beslenmelerine rağmen sütleri olmaktadır ama popüler bilgiler vermek gerekirse havuç, siyah üzüm ve özellikle rezene çayı sütü arttırır.
DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR
En büyük yanlış, annenin emzirmeyi kısa sürdürmesidir vücudunun daha fazla deforme olacağını ve kilo alacağını düşündüğü için emzirmeyi erken keserler oysaki hormonlar tamamen bu süreç için programlanmıştır, bir diğer yanlış da az önce belirttiğim gibi yüksek şeker içeriği olan gıdaların süt yapacağına inanılmasıdır
DOĞUM SONRASI DEFORMASYON NASIL GİDERİLİR?
İlk deformasyon elbette kilo fazlalığı ve oluşan çatlaklardır bunları gidermek çok da kolay değildir ama düzenli beslenme ile kilo fazlalığı giderilebilir.
SARKMALAR İÇİN ÖNERİLER
Hamilelik öncesi selülit ve fazla kilosu olanlar bir an önce bu problemlerinden kurtulmalılar hiçbir vücut deformasyonu kader değildir sadece kişinin kendini iyi tanıması ya da onu tanıtacak bir doktoru bulması gerekliliğidir. Bağ dokunuz ya da vücut profilinizdeki bozukluk ne olursa olsun bunları minimuma indirerek hamile kalmak en önemli koruyucudur.
ÇATLAKLAR, SELÜLİTLER VE VARİSLER
Çatlakların oluşmaması için özellikle son 3 ayda badem sütü ve yağı ile her gün karın çevresi masaj yapmak ve düzenli nefes egzersizleri başlangıç tedavileridir oluşan selülit için hamilelik boyunca yapılan düzenli yürüyüş sonucu etkiler.
VÜCUDU DİRİ GÖSTERECEK FORMÜLLER
Mevcut olan fazlalıklardan kurtulduktan sonra vücudu daha fit ve sıkı gösterecek formül ve gıdaları tüketmek gereklidir. Tüketilen taze sebze ve meyveler aynı zamanda kepekli gıdaların bağırsak hareketini arttırmasıyla çok da sıkı bir karın elde edilebilir.
ZAYIFLADIKTAN SONRA FORMU KORUMAK
Vücudunuzun istediği zor olan değil kolay olandır, yapılacaklar bellidir yağ fazlanızı hesaplayıp ona göre danışmanlık almanızdır.
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Sabah Yürüyüşünde Kalp Krizi Riski Yüksek
Temmuz 16, 2008
Sabahla öğlen saatleri arasının kalp krizi için en riskli zaman olduğu, hem kalp hastaları hem de sağlıklı insanlar için yürüyüşe en uygun saatin akşam saatleri olduğu belirtildi.
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Kardiyoloji Derneği Girişimsel Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ramazan Özdemir, koroner kalp hastalarının her gün yürüyüş yapmaları gerektiğini belirtti.
Sabah saatlerinde değil havanın serin olduğu akşam saatlerinde yürüyüşü önerdiklerini ifade eden Prof. Dr. Özdemir, şöyle konuştu:
“Hastalarımıza saat 19.00 gibi yemek yemelerini, bir iki saat dinlendikten sonra saat 21.00’de yürüyüş yapmalarını öneriyoruz. Böylelikle çok fazla tok karınla yürümemiş de oluyorlar. Sadece sıcakların yoğun olduğu yaz aylarında değil kış mevsiminde de sabah saatlerinde yürüyüş önermiyoruz. Sabah saatleri riskli saatlerdir. Sabah saatleri kan akışının en az olduğu, tansiyonun en yüksek olduğu dönemdir. Sabahla öğlen saatleri arası kalp krizi için en riskli zamandır. Hem kalp hastaları hem de sağlıklı insanlar için yürüyüşe en uygun saat akşam saatleridir.”
Sıcak havalarda kalp hastalarının ve tansiyon hastalarının dikkatli olması gerektiğini bildiren Özdemir, “Terleme sonucu sıvı kaybı nedeniyle günde en az 2 litre su tüketilmesi gerekiyor. Sıcaklığın yoğun olduğu öğlen saatlerinde dışarı çıkmamaya özen gösterilmeli” dedi.
Özdemir, vücudun sıvı kaybetmesinin kanda koyulaşmaya neden olduğunu, bunun da kanın damardaki akış hızını yavaşlattığını ve damarlarda tıkanmaya neden olduğunu kaydetti.
Tansiyonu olan hastaların sıcak havalarda tuzlu yemekten kaçınmaları, bol bol sıvı almaları gerektiğini ifade eden Özdemir, “İkinci önemli faktör de sigara. Sigara doğrudan sıcakla bağlantılı olmayabilir ama sıcak havalarda sigaranın azaltması gerekiyor” diye konuştu.
“ŞEKER HASTALARI MEYVE YERKEN DİKKAT ETMELİ”
Şeker hastalarının meyve yerken dikkat etmeleri gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Özdemir, şunları söyledi:
“Meyvelerden aldığımız şekerin şeker hastalarına zarar vermediği kabul edilir ancak yine de dozunu kaçırmamak gerekir. Bu şeker, meyvelerin çoğunda, karpuzda, kavunda, kirazda, kayısıda var. Bunları çok yiyince şeker oranı yükselir. Bunun sonucunda şeker hastalarının kullandıkları insülin ilacını artırmaları gerekir. Meyve sebzeyi bol bol yemek normal insanlar için geçerli. Şeker hastası çok yiyecekse insülinin dozunu artıracak ya da daha az yiyecek.”
Kolesterolün de risk faktörlerinden olduğuna işaret eden Özdemir, şöyle konuştu:
“Yaz aylarında sık sık piknik yapılıyor. Koroner kalp hastaları makul beslenmeli, kırmızı et yemeli ancak yağsız kısmından yemeli. Sıcakların bunaltıcı etkisiyle damarlar genişliyor. Vücutta sıcağın direkt stres yapıcı etkisi var, sıvı kaybı var. Bunların hepsini üst üste koyduğunuz zaman kanın koyulaşması söz konusu oluyor. Bunlara bir de aşırı yemek yemek eklenince kalp krizi riski artıyor. Yazın kalp krizlerinde artış gözlemliyoruz.”
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Şeker Hastalığı Verem Riskini Artırıyor
Temmuz 16, 2008
Şeker hastalığının vereme yakalanma riskini 3 kat artırdığı belirlendi.
ABD’deki Harvard Kamu Sağlığı Okulu’ndan Christie Jeon ve Megan Murray, 17 bin 698’i vereme yakalanmış 1,7 milyondan fazla kişinin katıldığı, yaklaşık 40 yılı kapsayan 13 araştırmayı inceledi.
Bu incelemenin ardından Jeon ve Murray, şeker hastalığının vereme yakalanma riskini 3 kat artırdığı sonucuna vardı.
Hindistan ve Çin’de şeker hastalığının verem vakalarının yüzde 10’undan fazlasının nedeni olabileceğini söyleyen araştırmacılar, şeker hastalığının tanı ve tedavisi için harcanan çabaların artırılmasının her yıl yaklaşık 1,6 milyon kişinin ölümüne neden olan verem hastalığı riskinin azalmasını sağlayabileceğine dikkati çektiler.
Araştırma, “PLoS Medicine” dergisinin internet sitesinde yayımlandı.
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Küresel Isınma Böbrekleri Ağrıtacak
Temmuz 16, 2008
Küresel ısınmanın önümüzdeki yıllarda böbrek taşı vakalarının artmasına neden olabileceği bildirildi.
ABD Teksas Üniversitesinden araştırmacılar, küresel ısınma hızının, BM’nin 2007’deki tahminleri gibi olması halinde en kurak bölgelerde böbrek taşı vakalarının yüzde 30 artabileceğini, 2050 yılında 1,6 ila 2,2 milyon yeni vakaya rastlanabileceğini ve tedavinin ABD ekonomisine 1 milyar dolara mal olabileceğini belirttiler.
Araştırmaya imza atanlardan Margaret Pearle, “bu araştırmanın, küresel ısınmanın insan sağlığı üzerindeki doğrudan sonucunun ilk örneklerinden biri olduğunu” belirterek, normalden daha sıcağa geçildiğinde böbrek taşı riskinde hızlı artışın gözlendiğini söyledi.
Araştırmacılardan Tom Brikowski de BM’nin sıcaklık tahminleriyle böbrek taşı vakaları arasındaki oranı hesaplayarak bunun insanlar üzerindeki etkilerini matematiksel olarak ölçmeye çalıştı. Buna göre ABD’nin “böbrek taşı kuşağı” Alabama, Arkansas, Florida, Georgia, Luisiana, Mississippi, Kuzey Karolayna, Güney Karolayna ve Tennessee olarak belirlendi.
Araştırmada “benzer sıcaklık değişimlerinin dünyanın diğer bölgelerinde de beklenebileceğine” dikkat çekildi.
Araştırma, ABD ulusal bilimler akademisinin internet sitesinde yayımlandı.
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Annenin Uyuşturucusu Bebek Gülüşü
Temmuz 16, 2008
Amerikalı bilimadamlarının, MRI kullanarak yaptığı araştırma, anneyle bebek arasındaki yegane bağın incelenmesi ve bu ilişkinin bazen nasıl olup da tersine geliştiğinin anlaşılmasına yardımcı olacağı belirtildi. Araştırma çerçevesinde, ilk kez anne olan 28 kadının beyinlerinin, 5 ila 10 aylık bebekleriyle diğer bebeklerin fotoğraflarına baktıklarında MRI yöntemiyle tarandığı belirtildi.Bebeklerin bazı fotoğraflarda gülümsediği veya mutlu olduğu, bazılarında da üzgün ve anlamsız bir ifadeye sahip oldukları, annelerin kendi bebeklerinin fotoğraflarını gördüklerinde beyinlerinin ödülle bağlantılı kilit merkezlerinde, kan akışının artması nedeniyle aydınlanma gözlendiği kaydedildi.
Araştırmacılar, söz konusu bölgelerin düşünme, hareket, davranış ve duyguyla bağlantılı olduğunu, böyle bir etkinin, uyuşturucu bağımlılığıyla ilgili olarak yapılan araştırmalarda da görüldüğünü söylediler.
Annenin beynindeki bu aydınlanmanın en güçlü görüldüğü anın, gülümseyen bebeklerinin fotoğraflarını gördükleri zaman olduğu, bebeklerinin üzgün ve anlamsız ifadelerinin annenin beyninde bu denli bir etki yaratmadığı kaydedildi.
Araştırmada, annelerin beyinlerinde, kendi bebekleriyle tanımadıkları bebeklerin ağlarken çekilmiş görüntülerine verilen tepkinin çok az farklılık gösterdiği, genel anlamda anne beynindeki bu bölümlerindeki hareketliliğin, kendi bebeğini gördüğünde diğer bebeklere oranla daha güçlü olduğu tespit edildi.
Baylor Tıp Fakültesi’nde görevli bilim adamı doktor Lane Strathearn, anneyle bebeği arasındaki ilişkinin çocuğun gelişimi açısından çok önemli olduğunu hatırlatarak, annenin, bebeğinin gülümseyen yüzünü görmesinin, onu doğal olarak “uçurduğunu” söyledi.
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Nikotin Alzheimerın Başlangıcını Erteleyebilir
Temmuz 16, 2008
Yeni bir araştırma, nikotinin Alzheimer tedavisinde yardımcı olabileceğini ortaya çıkardı. Nikotin temelli tedavinin hastalığın başlangıcını erteleyebileceğine inanan uzmanlar, ancak bu durumun tiryakileri cesaretlendirmemesi gerektiği uyarısı yapıyor.
İngiliz bilimadamları nikotinin bazı faydalarının da olabileceğini ortaya koydu. 10 yıldır süre giden çalışmalarda, nikotinin tiryakilerde konsatrasyon artışına yol açan özelliğinin, bunamaya bağlı unutkanlığa çare olabileceğini gösterdi.
Zira hayvanlar üzerinde yapılan deneyler nikotin temelli tedavilerin beynin konsantrasyonu sağlayan ve tepkileri hızlandıran bölümlerini harekete geçirdiğini kanıtladı.
Bilimadamları eğer aynı yöntem insanlar üzerinde de başarılı olursa, Alzheimer başlangıcının ertelenebileceğini düşünüyor.
Tedavide kullanılacak nikotin içeren ilaçlar şimdilik klinik test aşamasında olmasına rağmen daha önce yapılan araştırmalar, nikotinin Parkinson semptomlarını da hafifleteceğini göstermişti.
Önceki araştırmalar, nikotinin Parkinson semptomlarını da hafifletebildiğini göstermişti. Ancak uzmanlar nikotinin yararlarından bahsederken, sigara tiryakiliğine davet çıkarmak istemediklerini özellikle vurguluyorlar. Zira içinde başka pek çok zararlı kimyasal daha bulunan sigaranın zararları, içerdiği nikotinin olası yararlarını çok çok aşıyor.
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş




