Beynin Dopingi Ceviz
Hasadına başlanan, dışındaki yeşil kabuğu kafa derisini, sert kabuğu kafatasını, içindeki zar beyin zarını, meyvesi ise beynin fizyolojik yapısını andıran cevizin, kimyasal içeriğiyle beyin sağlığını da koruduğu bildirildi.
Son yıllarda, yüksek kesimlerdeki ormanlık alanların ağaçlandırmasında en yaygın meyve türü olarak değerlendirilen ceviz, yaş olarak kilosu 12-15 YTL arasında değişen fiyatlarla alıcı bulurken, uzmanlar da sağlık açısından önemine dikkati çekerek, tüketimini öneriyorlar.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi diyetisyeni Özgen Arı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”cevizin fizyolojik yapısının benzerliğinin yanı sıra içeriğindeki vitaminlerle de beyin dostu olduğunu” bildirdi.
Cevizin, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisini, sert kabuğu ile kafatasını, içindeki ince zar ile beyin zarını, meyvesi ile de beynin şeklini adeta birebir yansıttığını belirten Arı, ”Bu benzerliğin yanı sıra sağlık açısından da ceviz tam bir beyin dostu” dedi.
Şekli ile beynin küçültülmüş bir modeli olan cevizin Omega 3, Omega 6, A, B ve E vitaminleri ile lif yönünden zengin olmasının yanı sıra, beyin için gerekli gümüş iyonlarını da içerdiğini ifade eden Arı, ”Antibakteriyel özelliği olan gümüş iyonları beyin sağlığının koruyucusudur. Ceviz, beynin ihtiyacı olan gümüş iyonlarını içeren tek meyve” dedi.
Cevizin beyin sağlığına olumlu katkı sağlamasının yanı sıra kalp ve kolesterol için de vazgeçilmez bir meyve olduğunu belirten Arı, ”Ceviz sadece ileri yaştaki bireyler için değil gelişme çağındaki çocuklar için de tüketimi gerekli bir meyve. Cevizi, zihin açıcı, dikkat toplayıcı özelliği nedeniyle ÖSS ve SBS gibi sınavlara giren öğrencilere hararetle öneriyoruz” dedi.
Cevizin kan kolesterolünü düşürücü etkisinin de bilimsel olarak kanıtlandığına dikkati çeken Arı, cevizin enerji içeriğinin oldukça yüksek olması nedeniyle günde 30-45 gramdan fazla tüketilmesini önermediklerini bildirdi.
-CEVİZ LEKESİ NASIL ÇIKAR?-
Son günlerde hasat mevsimi olması nedeniyle tezgahlarda yerini alan taze cevizde tek sorunun yeşil kabuğunun yağlı boya gibi ele yapışması olduğunu anlatan Arı, ”Cevizin bıraktığı yeşil leke kolay kolay elden çıkmaz. Ancak, elleri iki dakika kadar sirkeye batırıp bir pamukla ovduktan sonra soğuk suyla yıkamak lekelerin giderilmesine katkı sağlayacaktır” diye konuştu.
AA
Bu yazı toplamda 47, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Kışın Bu Ürünü Mutlaka Tüketin
Kalp krizini önlüyor ve karaciğeri güçlendiriyor.
Üvez meyvesinin kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıcı özelliği olduğu, bu gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek gerektiği bildirildi. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu ‘’Taze meyvesi de bol tüketilirse müshil etkisi gösterebilir. Diğer yandan meyve ve özellikle yapraklarının şeker hastalığına iyi geldiği, kan şekerini düşürücü etkiye sahip olduğu laboratuvar testleriyle kanıtlanmıştır’’ diye konuştu.
Üvezin yapraklarının göğüs yumuşatıcı etkiye sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, ‘’Üvez meyvesinin kanamayı durduran ve güçlendirici ilaç olarak kullanımı Hipokrat’a kadar uzanır’’ dedi.
TAM BİR ŞİFA DEPOSU
Üvezin şu ana kadar herhangi bir yan etkisinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Gerçekçioğlu ‘’Üvezin kış hastalıklarına karşı vücut direncinin artırıcı özelliği var. Hiçbir yan etkisi yok, tamamen doğal” dedi. Prof. Dr. Gerçekçioğlu, bu meyve üzerinde yapılan son araştırmalarda, içeriğinde kalp krizini önleyici ve vücut direncini arttıran, karaciğeri güçlendiren maddeler bulunduğunu belirtti.
Elma asidi, limon asidi, kehribar asidi, tartarik asit, sorbin asidi, C vitamini (antioksidant), amygdalin (bazı türlerinde az olarak rastlanır), uçucu yağlar ve bağırsak temizleyici, iltihap giderici, müshil, idrar söktürücü, kanamayı durduran ve lenf uyarıcı özelliklere sahip maddeler tespit edildiğini de vurguladı.
SamanyoluHaber
Bu yazı toplamda 21, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Anne Sütü Nasıl Saklanır?
Günümüzde çalışan annelerin sayısı artıyor. Anneler ise, bebeklerinin anne sütünün yararlarından mahrum kalmalarının istemiyor.
Besleyici değerinin yanında, pek çok hastalığa karşı koruyucu özellik taşıyan anne sütünün nasıl saklanması gerektiğini biliyor musunuz?
Sema Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Gebeşçe anne sütünün bakteri üremesine dirençli olduğunu ve oda ısısında 10 saate kadar özelliklerinden kaybetmeden saklanabileceğini söylüyor. Buradaki önemli nokta anne sütünün saklanacağı kabın hijyen kurallarına uygun olması.
Anneler sütünü elle sağabileceği gibi süt sağma makineleriyle de sağabilirler. Ne şekilde yapılırsa yapılsın, süt sağılmadan önce eller iyice yıkanmalı diyen Dr. Arzu Gebeşçe sağılan sütün temiz bir plastik ya da cam saklama kabında saklanabilir dedi.
Ayrıca, sağılan sütler derin dondurucuda saklanma üzere süt saklama poşetlerinde de bekletilebiliyor.
Anne sütünün saklama süreleri
• Anne sütü dondurmadan 72 saat ve dondurulmuş sütü erittikten sonra 24 saat buzdolabında (+ 1 ile +4 °C arasında) saklanabilir.
• Süt, tek kapılı buzdolabının buzluğunda (-7 ile -2°C arasında) 3 haftaya kadar, iki kapılı buzdolaplarının buzluğunda 3 ay saklanabilir.
• Sütünüzü derin dondurucuda (-18 °C nin altında) 6 aya kadar saklanabilir.
• Kolostrum olarak adlandırılan doğumdan sonraki ilk 7 gün üretilen anne sütü sağıldıktan sonra içerdiği antikorlar sayesinde oda sıcaklığında 12 saat, daha sonra ki anne sütü ise 6 saat besin değerini kaybetmeden saklanabilir.
Anne sütü bebeğe verilmeden önce ısıtılmamalı. Isı anne sütünün anti-mikrobik özelliğini yitirmesine sebep oluyor. Bunun yerine anne sütü, ılık akan suyun altına tutularak ısıtılabilir. Donmuş anne sütü ise ya buzdolabında yavaş yavaş eritilebilir. Ya da donmuş süt benmari usulü yani sıcak suyun içine oturtulmuş bir kabın içinde hızlıca hazırlanabilir.
Anne sütü ile ilgili diğer öneriler
• Eritilmiş sütü bir saatten fazla oda ısısında bırakmayın.
• İkinci kullanımdan sonra kalan sütü atın.
• Eritilmiş sütü tekrar dondurmayın.
• Sütü buzdolabının kapağına koymayın.
SamanyoluHaber
Bu yazı toplamda 25, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Anne Adaylarına İlaç Uyarısı!
Hamilelik sırasında anne adayının belli yükümlülükleri yerine getirmesi ve hayatında bazı isteklerini ve davranışlarını sınırlaması gerekiyor.
Hamilelik sürecinde anne adaylarının sağlıklarına büyük özen göstermeleri gerektiğini söyleyen uzmanlar, özellikle gelişi güzel ilaç kullanmamalarını tavsiye ediyor. “Anne adayı hamilelik öncesinde ve hamileliği sırasında belli maddelere ve eylemlere karşı çok dikkatle davranmalı, bunların bazılarını ise hayatından çıkarmalıdır” diyen uzmanlar, alkol ve sigaranın bu dönemde kullanılmaması gerektiğine de dikkat çekiyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gönül Duras Doyran, anne adaylarının herhangi bir ilaç almadan önce mutlaka doktora veya eczacıya danışmasını, alınacak ilacın doğurganlık üzerinde olumsuz etkisi olmadığına emin olunması gerektiğini kaydetti. Op. Dr. Doyran; “Düzenli ve hafif egzersiz yapılmalı. Anne ve bebek sağlığı için, hamilelik öncesinde fizik kondisyonu en iyi düzeye getirilmeli. Herhangi bir kramp veya kanamada, egzersize son verilmeli. Sigara ve benzeri tütün ürünleri de hamilelik ihtimalini azaltıyor. Tütün sperm ve yumurtayı hasara uğratabiliyor ve nikotin doğurganlığı kontrol eden hormonların düzeyini etkiliyor. Eşler lifli yiyecekler bakımından zengin, yağ oranı düşük dengeli bir beslenme rejimi uygulamalı. Yeterince vitamin ve mineral alabilmek için taze sebze ve meyveye de beslenmede geniş yer vermeli, bol süt içilmeli” dedi.
X ışınlarına ve toksit kimyasallara karşı tedbirli olunmasını da isteyen Dr. Doyran, uyarılarını şöyle sürdürdü: “Hamileliğe hazırlanan kadınların hazırlık döneminden hamileliklerinin 12′nci haftasına kadar her gün 0.4 mg folik asit almaları önerilir. Folikasit, bebeğin Spina Bifida ve benzeri omurga ve omurilik sorunlarıyla doğma riskini yüzde 70 oranında düşürüyor. Folikasit, yeşil yapraklı sebzelerde, esmer ekmekte ve tahıllarda da bulunuyor. Kızamıkçık aşısı doktora kontrol ettirilmeli. Hamilelik sırasında bu virüse yakalanılırsa çocuk, sağır, kör veya akli melekeleri eksik doğabiliyor. Daha önce olunmadıysa kızamıkçık aşısı mutlaka yapılmalı. Aşı yeni olunduysa, hamile kalmak için üç ay geçmesi beklenmeli. Cenini beyin hasarlarına yol açarak ciddi biçimde etkileyebilecek, hatta anne karnında ölümüne yol açabilecek bu enfeksiyon türü genellikle kedi ve benzeri evcil hayvanların dışkısından, tükürük ve benzeri salgılarından bulaşıyor. Bahçe veya saksı çiçekleriyle uğraşırken de eldiven kullanılması öneriliyor.”
CİHAN
Bu yazı toplamda 7, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
AIDS le İlgili İlginç Gerçek
Öldürücü AIDS hastalığı virüsünün insanlar arasında, bu yüzyılın başında yayılmaya başladığı öne sürüldü.
Nature dergisinde yer alan bir makalede Amerikalı araştırmacılar, bulguların, AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün kaynağını sanılandan onlarca yıl geriye ittiğini belirttiler.
Araştırmacılar, şehirlerin büyümesinin ve şehir yaşamıyla birlikte ortaya çıkan davranışların virüsün gelişmesine yardımcı olmuş olabileceğine dikkat çektiler.
Arizona Üniversitesi’nden Michael Worobey, genetik incelemeler sonucu HIV’in 1884-1924 yılları arasında, tahminen 1908′de insanlara bulaşmaya başladığını düşündüklerini söyledi.
Worobey, yeni elde ettikleri sonuçların, bir dönüm noktasından ziyade virüsün bildiğimizden daha uzun bir süre etrafta olduğu anlamına geldiğini kaydetti.
Araştırmada, 1960 yılında Demokratik Kongo’nun başkenti Kinşasa’lı bir kadından alınan HIV örneğinin keşfinin anahtar rol üstlendiği belirtiliyor. Bunun, Kinşasalı bir başka kişiden 1959′da alınan diğer örneğin dışında, 1976 yılından öncesine ait ikinci örnek olduğuna dikkat çekiliyor.
Daha önce bilimadamları, bu hastalığın çıkışının 1930′lar olduğunu belirtiyorlardı. AIDS, ABD’de dikkat çektiği 1981 yılına kadar da genel olarak bilinmiyordu.
SamanyoluHaber
Bu yazı toplamda 281, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Çocuklar İçin Olmazsa Olmaz Besin
Trabzon Doğum ve Çocuk Bakımevi Başhekimi Uzman Dr. İsmail Topal,anne ve babalara çocuk beslenmesi konusunda çok önemli bir uyarıda bulundu.
Trabzon Doğum ve Çocuk Bakımevi Başhekimi Uzman Dr. İsmail Topal, balığın, çocuklarda genel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi için de vazgeçilmez bir besin kaynağı olduğunu söyledi.
Topal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1 Eylülde balık avı yasağının sona ermesiyle birlikte büyük balıkçı kayıklarının denize açıldığını, balığın tüm gelir gruplarının satın alabileceği fiyatlarla, balıkçı tezgahlarında bolca yer aldığını belirtti.
Balık etinin, diğer hayvansal etlere nazaran içerdiği protein ve mineraller bakımından zengin, yağ miktarı bakımından düşük olduğunu ifade eden Topal, ”Genelde toplumun çoğu balık yağının insan sağlığı açısından yararlı olduğunu bilir, ancak buna rağmen geniş bilgiye sahip olmamakla birlikte tüketim de halen istenilen düzeylerde değildir” dedi.
Özellikle çocukların beslenmesiyle beyin gelişimi arasında önemli paralellikler bulunduğunu vurgulayan Topal, şöyle devam etti:
”Balıkta bulunan önemli orandaki Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin, sinir hücrelerinin büyüme ve gelişiminde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu nedenle balık, sağlıklı beslenmede vazgeçilmez unsurdur. Balık, çocuklarda genel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi için de vazgeçilmez bir besin kaynağıdır.”
-”BEBEKLERE 7-8′İNCİ AYLARDA YEDİRİLEBİLİR”
Balıktaki olumlu etkilerden yararlanabilmek için çocuklara haftada 2-3 kez balık yedirilmesi gerektiğine dikkati çekeren Topal, ”Özellikle bebeklere, ek besinlere başlatıldıktan sonra, yani 7 veya 8. aylarda balık yedirilebilir. Somon, uskumru, sardalye, ton balığı ve hamsi gibi balıklar Omega-3 yönünden zengindir” diye konuştu.
Uzman Dr. Topal, Omega-3 yağ asitlerinin ayrıca insan beynindeki hücrelerin yenilenmesine de katkı sağladığını belirterek, ”Beyin gelişiminin anne karnında başladığını düşünürsek, bebeğin beyin gelişiminin olumlu etkilenmesi için gebelerin hamileliğin son 3 aylık döneminde mutlaka balık tüketmesi gerekir. Çünkü son 3 ayda anneden bebeğe önemli ölçüde Omega-3 yağ asidi geçişi olur” dedi.
SamanyoluHaber
Bu yazı toplamda 42, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Üşümenin Sırrı Çözüldü!
Yalnızlık hissinin, kişinin üşümesine neden olduğu bildirildi.
Toronto Üniversitesinde görevli psikologların yaptığı iki araştırma, kendilerini dışlanmış hisseden kişilerin, bir odayı, herhangi bir dışlanma hissi olmayanlara kıyasla daha soğuk bulduğunu gösterdi.
Söz konusu araştırmalar çerçevesinde 65 öğrenci iki gruba ayrıldı. İlk gruba sosyal açıdan dışlanmaları veya kendilerini yalnız hissetmeleri, diğer gruba ise sosyal ortamda kabul görmeleriyle ilgili deneyimleri anımsatıldı.
Daha sonra her iki gruptaki öğrencilere, deneyimlerini yaşadıkları odanın sıcaklığı soruldu. Odanın sıcaklığına 12 ila 40 derece arasında yanıtlar veren deneklerden düşük ısı rakamını verenlerin kendilerini dışlanmış hissedenler olduğu görüldü.
İkinci araştırma çerçevesinde 52 öğrenciden, bilgisayarda bir top oyunu oynamaları istendi. Oyunda öğrencilerden bazılarına birçok kez top atılırken, bazıları devre dışı bırakıldı. Daha sonra katılımcılardan, sıcak kahve, kraker, soğuk içecek, bir elma ya da sıcak çorbadan hangisini en çok istedikleri soruldu. Oyunda devre dışı bırakılan katılımcıların sıcak çorba ya da kahveyi diğerlerine oranla daha fazla tercih ettikleri gözlendi.
Araştırmacılar, bu kişilerin sıcak içecek ve yiyeceklere yönelmesini, dışlanma nedeniyle doğan üşüme hissinin sonucu olarak yorumladı.
Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarı Doktor Chen-Bo Zhong, “Sosyal dışlanmışlık deneyiminin tam anlamıyla üşüttüğünü keşfettik” dedi.
AA
Bu yazı toplamda 7, bugün ise 3 kez görüntülenmiş
Kanser Aşısı Farelerde İşe Yaradı
Deneme aşamasındaki yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.
Amerikan “Cancer Research” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. Bu da, aşının bilahare kadınlarda kanser tedavisinde kullanılabileceğini gösterdi. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan kadınların aşağı yukarı dörtte birinde görülüyor.
Tümörlü hücrelerin tekrar ortaya çıkmasını da önleyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan aşının, sağlıklı kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla kullanılabileceği belirtildi.
Araştırmayı yürüten Mişigan Üniversitesi uzmanlarından Dr. Wei-Zen Wei, aşının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayandığını kaydetti. Wei, “bağışıklık sisteminin, HER2 proteini reseptörlerine karşı çok sert tepki verdiğini gözlemledik. Aşı, bugünkü ilaçlara direnç gösteren tümörlere karşı da işe yaradı” ifadesini kullandı ve aşının, ilaç tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırabileceğini vurguladı.
Aşı, HER2 proteinini üreten genlerden ve bir bakteriden alınma inaktif bir DNA molekülüne (plazmid) entegre edilmiş bağışıklık sistemi uyarıcısından oluşuyor. Bu “plazmid” kendini kopyalayarak çoğalma yeteneğine sahip bulunuyor.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 7, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kalp Sağlığı İçin Dişlerinizi Fırçalayın
Dişleri fırçalamanın kalp hastalığına yakalanma riskini azaltabileceği belirtildi.
İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenen Genel Mikrobiyoloji Derneğinin toplantısında, Bristol Üniversitesinden Prof. Howard Jenkinson, kalp hastalıklarının sigara kullanımı, kolesterol seviyesinin yüksek olması ve aşırı kiloya bağlı olduğuna ilişkin bilgileri bir yana koyarak, diş temizliğinin kalbi sanıldığından fazla etkilediğini belirtti.
Jenkinson’a göre “sağlıklı ve ince olmak önemsiz. Eğer dişlerin durumu kötüyse kalp hastalığına yakalanma riski artıyor”.
İrlanda Cerrahlar Kraliyet Kolejinden Dr Steve Kerrigan da “ağzın, muhtemelen vücudun en kirli yeri olduğunu” belirterek, dişlerin düzenli fırçalanmamasının dişeti kanamalarına, bunun da ağızdaki yüzlerce bakterinin kan damarlarına girmesine neden olduğuna dikkati çekti.
Kerrigan, bakterilerin burada, kanda bulunan, pıhtılaşmayı sağlayan plaketlere yapışarak kanın bir bölümünün kalbe ulaşmasını engellediğini ve kalp krizi riskini artırabildiğini vurguladı.
Yeni Zelanda’daki Otago Dunedin Üniversitesinden Prof. Greg Seymour ve ekibi de temiz olmayan ağızdaki bakteriler ve damar sertliği arasındaki ilişkiyi araştırdı.
Bilim adamları, ağzın temiz olmaması durumunda akyuvarların atardamar dokusunda birikebildiği, bunun da damar sertliğine yol açabileceği sonucuna vardı.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 68, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Sağlık Bakanlığından Diyet Uyarısı
Sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı için genel sağlık kontrolünden geçtikten sonra diyetisyen tarafından yaş, kilo, boy, fiziksel aktivite düzeyi ve beslenme alışkanlıklarına özgü hazırlanan zayıflama diyetleri uygulanması gerektiği vurgulandı.
Sağlık Bakanlığının internet sitesinde “sıfır beden” ve şok diyetlerle ilgili öneriler yer alıyor. Çağın en önemli sağlık sorunlarından birisi olan obezitenin, teknolojinin getirdiği yaşam şekli ve ayak üstü beslenmenin ağırlık kazanmasıyla gün geçtikçe arttığı ve yaşam kalitesini düşürdüğü kaydedilen yazıda, bir yanda değişen beslenme alışkanlıkları, diğer yanda güzelliğin “sıfır beden” gibi ölçülere indirgenmesinin, özellikle gelişme çağındaki çocuk ve ergenler üzerinde olumsuz psikolojik ve fizyolojik etkileri olduğu belirtildi.
“Manken diyetleri, mucize diyetler, şok diyetler” gibi hızlı kilo kaybına neden olan, ancak uzun vadede önemli sağlık sorunlarına yol açabilen diyetlerin, medyatik ve ticari amaçlar nedeniyle özellikle yaz aylarında sıklıkla gündeme geldiği ve pek çok genç tarafından bilinçsizce uygulandığı ifade edilerek, ergenlerde moda haline gelen “sıfır beden” tutkusunun, sağlığı önemli ölçüde tehdit ettiğine işaret edildi.
Kendini kanıtlama, kabul ettirme, beğeni toplama isteğinin en üst seviyede olduğu ergenlik döneminde fiziksel büyüme, psikolojik ve sosyal gelişimin olgunluğa eriştiği, özellikle 11-16 yaşları arasında boy uzunluğunun hızla arttığı kaydedilerek, 2-3 yıl süren bu büyüme atağı sırasında, erişkin hayattaki ağırlığın yaklaşık yarısının, total kemik kitlesinin ise yaklaşık yüzde 37’sinin kazanıldığı bildirildi.
BİLİNÇSİZ DİYET PEK ÇOK SORUNA SEBEP OLUYOR
Bilinçsizce ve kontrolsüzce uygulanan çok düşük kalorili zayıflama diyetlerinin büyüme ve gelişmede duraklama, adet yaşında gecikme ve adet düzensizlikleri, iskelet sisteminin anormal gelişimi gibi pek çok sağlık probleminin gelişimine neden olabildiği uyarısında bulunuldu.
Bilinçsizce yapılan çok düşük kalorili sağlıksız zayıflama diyetlerinin ayrıca baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, yorgunluk, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizlikleri, kabızlık, kansızlık, ciltte kuruluk, saç dökülmesi gibi pek çok sağlık sorunları yol açtığı ifade edilerek, “Bu diyetler, bireyin bazal metabolizma hızının düşmesine, diyet sonrasında hızla verilen kiloların geri alınması nedeniyle de sürekli zayıflama diyeti uygular hale gelinmesine neden olur” ifadesine yer verildi.
Sıfır beden olma isteğiyle gelişebilecek en tehlikeli sağlık sorunlarından birinin de yeme davranış bozukluğu ile karakterize olan, halk arasında “manken hastalığı” olarak bilinen anoreksiya nervoza olduğu bildirildi.
Aşırı zayıflığın bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve hastalıklara karşı direncin azalmasına, vücut fonksiyonlarının işleyişinde bozukluğa, kronik yorgunluk ve halsizliğe, çalışma veriminde ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olduğuna dikkat çekildi.
SAĞLIKLI DİYET İÇİN UYARILAR
Sağlık Bakanlığının yazısında, sağlıklı ve ideal vücut ağırlığına ulaşmak ve bu kiloyu korumak için şu öneriler yer aldı:
Ağırlığınızı, boy uzunluğunuzun karesine bölün ve bu oranın 20-24.9 olmasına özen gösterin.
Kısa sürede kilo kaybını sağladığı öne sürülen ve pek çok yan etkisi bulunan çeşitli ilaçlar, gerçek kilo kaybı yerine vücuttan sadece su kaybına neden olan diüretik (idrar söktürücü) ilaçlar bilinçsizce kullanılmamalıdır. Sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı için, genel sağlık kontrolünden geçtikten sonra diyetisyen tarafından yaş, kilo, boy, fiziksel aktivite düzeyi ve beslenme alışkanlıklarınıza özgü hazırlanan zayıflama diyetleri uygulanmalıdır.
Sağlıklı ve kalıcı ağırlık kaybının haftada en fazla 0.5-1.0 kg olması gerektiği unutulmamalıdır.
Öğünlerinizi atlamayın. Düzenli aralıklarla günde 3 ana, 3 ara öğün tüketmeye özen gösterin.
Yemeklerde hayvansal yağlar yerine bitkisel sıvı yağları ve zeytinyağını tercih edin. Margarin, kuyruk yağı, içyağı gibi katı yağları kullanmayın.
Yemeklerinizi pişirirken haşlama, ızgara veya fırında pişirme gibi sağlıklı yöntemleri tercih edin, kızartma ve kavurma yöntemlerinden kaçının.
Mevsimine uygun taze sebze ve meyve tüketimini artırın. İmkanlar çerçevesinde günde en az 5 porsiyon sebze veya meyve tüketmeye özen gösterin.
Güvenli besin tüketimi için aldığınız ambalajlı gıdaların etiketlerini mutlaka okuyun, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından üretim izni almış olmasına dikkat edin.
Yemeklerinizi yerken acele etmeyin, iyice çiğneyin. Unutmayın, tokluk hissi midenizden beyninize yaklaşık 20 dakika içinde ulaşır.
Televizyon seyretmek, kitap okumak gibi başka bir işle meşgul olmak farkında olmadan fazla yemenize neden olabilir. Bu yüzden yemeğinizi tek bir olay olarak algılayın ve keyif alın.
Yemeklerinizi mümkün olduğunca küçük tabaklarda porsiyonlayarak tüketmeye çalışın.
Vücutta oluşan zararlı maddelerin atımı ve bağırsak sağlığı için günde en az 2 litre su tüketin.
Kan şekerini hızla yükseltip düşürmeyen besinleri tercih edin. Basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur pilavı gibi lifli besinleri tüketin.
Haftada en az 3 kez ve 30 dakika süreyle düzenli fiziksel aktivite yapmaya özen gösterin.
Bu yazı toplamda 5, bugün ise 2 kez görüntülenmiş


