Klima Kullanırken Bunlara Dikkat!

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Klima kullanırken bunlara dikkat!Klima kullanımının,solunan havanın kuruma ve kirlenmesine bağlı olarak ”klima ateşi” hastalığına neden olabiliyor.

Üretici firmalar tarafından düzenlenen cazip kampanyalar sayesinde son yıllarda kullanımı giderek artan klimalar, bunaltıcı sıcaklara karşı serin bir yaz geçirilmesini sağlarken çok sayıda hastalığa da davetiye çıkarıyor.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim Üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, kullanımı giderek yaygınlaşan klimaların solunum yollarının pek sevmediği kuru hava riskini ortaya çıkardığını söyledi.

Klimaların nemli havayı kuruttuğunu ve solunum yollarındaki tüylü hücrelerin çalışmasını engellediğini belirten Aydoğan, şöyle konuştu:

”Klimaların bakımları mutlaka yaptırılmalı. Özellikle filtrelerin temizlenmemesi, klimalar tarafından ortama alerjenler ve mantarların salınmasını sağlar. Bu tür bakterilerin solunması ise klima ateşi diye bilinen hastalığa neden olur. Kirli ve nemsiz hava nedeniyle oluşan bu hastalık, vücut direncini düşürerek, halsizlik ve yorgunluk hissi verir. Bulunulan ortamın 23-24 derece, bağıl nemin ise yüzde 50 olması kabul edilebilir.”

-”ANİ ISI DEĞİŞİMİ, FELÇ RİSKİ OLUŞTURUR”-

Aydoğan, vücudun klimalar nedeniyle ani ısı değişimlerine fazlaca maruz kaldığını, bunun felç riski doğurabileceğini söyledi.

Özellikle terli olarak klimalı ortama girildiği zaman çok dikkatli olunması gerektiğini belirten Aydoğan, ”Vücudun direkt klima etkisine girmemesi gerek. Vücut, bulunduğu ortama adapte olmalı” dedi.

Aydoğan, otomobil ürücüsü ve yolcularının araç klimalarına direkt maruz kalmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

Samanyolu

Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Hastane Mikrobu Nedir?

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Nedir bu hastane mikrobu?Son birkaç yıldır Türkiye’de hastane mikrobundan ölenlerin sayısı her geçen gün artıyor.

Bu tür ölümler Türkiye’nin büyük hastanelerinde bile sıradan hale geliyor!
Üstelik salgın gibi; birkaç gün içinde onlarca insan bu mikrop yüzünden hayatını kaybediyor.

Eski bakanlardan Veysel Atasoy, Prof. Dr. Üstün Korugan, ressam Serpil Akyıl, Sanayi Bakanı Ali Çoşkun’un yeğeni Pelin Coşkun geçtiğimiz yıllarda hastane mikrobu sebebiyle hayatını kaybedenlerden sadece birkaçı. Doğum, ameliyat ya da kanser tedavisi için hastaneye giden birçok insan, burada kaptığı mikrop yüzünden aylarca yoğun bakımda kalıyor ya da hayatını kaybediyor. Peki, hastane mikrobu nedir? Nasıl bulaşıyor? Çaresi nedir? İç hastalıkları ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Murat Akova, hastane mikrobunun her yerde bulunan mikroplardan birisi olduğunu söylüyor. Tek farkı diğerlerine göre antibiyotiklere daha dirençli olması. Zira hastaneler yoğun antibiyotiklerin kullanıldığı yerler. Antibiyotiklere duyarlı olan mikroplar ölüyor, aralarında dirençli olanlar seçime uğruyor. Bu sebeple hastane içinde bulanan mikroplar oldukça dirençli. Dolayısıyla da tedavileri çok zor, çoğunlukla da imkânsız. Hastane mikroplarının hastalar arasında yayılmasının sebebi ise personelin temizliğe dikkat etmemesi. Çünkü bir hastada bulunan mikrop diğer hastaya onun bakımını üstlenen personelin eli sayesinde yayılıyor. Hâlbuki sağlık personelinin her hastadan sonra ellerini antiseptik solüsyonlarla arındırması gerekiyor. Bu durum sadece hastaların değil personelin de sağlığını tehdit ediyor. Geçtiğimiz haftalarda birkaç hemşire Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığına yakalanan hastalardan kaptıkları mikrop sebebiyle hayatını kaybetmişti.

Yine hastaların sayısının fazla olması, birbirlerine çok yakın yatırılması ve kalabalık ziyaretçi grupları da mikropların yayılmasına sebep oluyor. Kaldı ki geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden bebeklerde de bu durum görülmüştü. Personelin sayısı az fakat bakacakları hasta sayısı çok ve bu yoğunlukta herkese yetişmek için dikkatsiz davranabiliyorlar. Hastane mikrobuna karşı temizliğe dikkat edilmesi gerektiği kadar hastane personelinin sayısının da artırılması ve yoğunluğunun azaltılması gerekiyor.

Akova, hastane mikrobunun ağır hastalarda ve bebeklerde daha yoğunlukla görülmesinin sebebini vücutlarının direncinin az olması olarak gösteriyor. O sebeple bu tür hastaların daha özellikli odalarda ve özel bakıma alınması gerekiyor. Özellikle erken doğan çocuklar vücut gelişimini tam sağlayamadığı için mikroplara karşı dirençleri az oluyor. Güçlü bir mikrop bebeklerin hayatını tehdit edebiliyor. Yenidoğan bebeklerin bakımı özel olarak eğitilmiş personel tarafından yapılmalı. Fakat ne yazık ki Türkiye’de çok fazlasıyla hemşire ve yenidoğan uzmanı eksiği var.

Hastane mikrobuna karşı bunlara dikkat edin

Günlük yaşamınızda gerekmediği sürece antibiyotik tüketmeyin. Çünkü gereksiz antibiyotik tüketimi hastane enfeksiyonuna yatkınlığı artırıyor.

Gittiğiniz hastanede enfeksiyon kontrol komitesinin bulunup bulunmadığını sorun.

Muayene olmadan önce doktorun, hemşirenin ve sağlık personelinin ellerini temizleyip temizlemediğine dikkat edin.

Şunu unutmayın en iyi hastanede bile hastane mikrobunun görülme olasılığı yüzde 3 ile 10 arasında değişiyor. Bu sebeple personelin temizliğine özen gösterin.

Erken doğum riski varsa yenidoğan ünitesi bulunan hastaneleri tercih edin.

Kapasitesinin üzerinde çalışan ve yoğun hastaneler yerine daha az hastası bulunan hastaneye gidin.

Hastanelere gittiğiniz zaman ellerinizi antiseptik solüsyonla temizleyin. Ya da birkaç dk. sabunlayın.

Hastalarla mümkün olduğu kadar temasa geçmeyin. Hastaya mikrop bulaştırabileceğiniz gibi ondan da size mikrop bulaşabilir.

ZAMAN

Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Kanserden Koruyacak Beslenme Şekli

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Kanserden koruyacak beslenme şekliMide ile bağırsak kanserinde de, tedavinin ilk adımı tüm diğer kanserlerde olduğu gibi korunmadan ve erken teşhisten geçiyor! Peki nasıl korunacağız?

Genetik faktörlerin ve beslenme alışkanlıklarının önemli rol oynadığı mide ile bağırsak kanserinde de, tedavinin ilk adımı tüm diğer kanserlerde olduğu gibi korunmadan ve erken teşhisten geçiyor!

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Turgut İpek şu bilgileri verdi:

Görülme sıklığı ve ölüme sebebiyet verme açısından tüm kanserler içinde ikinci sırada olan mide kanseri, Türkiye’de görülen kanserler arasında beşinci sırada yer alıyor.

Genetik faktörler ve beslenme alışkanlıkları önemli rol oynuyor.

Mide kanseri ülkemizde görülen kanserler arasında 5. sıklıkta yer alıyor.

Erkeklerde ve 50-70 yaşları arasında daha sık görülür.

Konserve, tuzlu soslar, tuzlu kurutulmuş balık tüketimi ve tütsülenmiş yiyecekler mide kanseri ile ilişkili bulunmuştur.

Fazla tuz alımı, sigara önemli etkenlerdendir.

Gastroözofageal reflüsü olup barrett’s özofagus gelişenlerde görülür.

Kan grubu A olanlarda daha sık görülür.

Daha önce mide ameliyatı geçirenlerde, daha önce radyasyona maruz kalanlarda, safra reflüsü olanlarda, mide polibi ve atrofik gastriti olanlarda daha sık görülür.

Helikobakter pylori infeksiyonu riski artırır.

Sosyoekonomik düzeyi düşük olanlarda daha sık görülür.

Taze meyve ve sebze, C vitamini- yeşil çayın koruyucu etkisi görülmüştür.

Erken tanı; tedavi ve sonuçları açısından önemlidir.

Karın üst kısmında belli-belirsiz rahatsızlık hissi, kilo kaybı, karın ağrısı, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü, bulantı, kusma, kanlı kusma, karında şişlik, sarılık görülen belirtilerdir.

AKDENiZ USULÜ BESLENiN BAĞIRSAK KANSERiNDEN KORUNUN

Sindirim sisteminin en sık görülen kanseri bağırsak kanseridir.

Gelişmiş ülkelerde daha sık görülür.

En sık 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülür.

Familyal polipozis gibi ailesel ve genetik faktörler etkendir.

Sigara, beslenmede kırmızı et, hayvani yağlar, karbonhidrat, safra asitleri ve kolesterol önemli rol oynar.

Obezite ve hareketsizlik riski artırır.

Ülseratif kolit gibi inflamatuar bağırsak hastalığı olanlarda sık görülür.

Lif içeren yiyecekler ile beslenmenin koruyucu etkisi vardır.

Kalsiyum ve D vitamini kalın bağırsak kanser riskini azaltır.

Nonsteroid antiinflamatuar ilaçların (aspirin vb) koruyucu etkisi gözlenir.

BUGÜN

Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bebek Büyütürken Yapılan 10 Hata

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Bebek büyütürken yapılan 10 hataHayatımızın en değerli varlıklarını yetiştirirken yıllardır aynı hataların tuzağına düşüyoruz.

Kilo iyidir deyip obeziteye zemin hazırlıyoruz, anne sütü dururken mama veriyoruz, gürleşsin diye saçlarını sıfıra vurduruyoruz.

Oysa iyi niyetle de olsa yaptığımız bu hatalar, onların sağlıklı gelişimini sekteye uğratıyor. Medical Park Fatih Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Feyza Çivici Gümüş; çocuklarımızı büyütürken yaptığımız ve birer şehir efsanesinden ibaret ‘geleneksel hataları’ anlattı.

1- Sütüm yetmiyor, mama vermeliyim

Yeni annelerin en çok endişe ettiği konulardan biri, bebeğin aç kalma ihtimali. Bu nedenle de çoğu zaman bebekler gereksiz yere mamayla besleniyor. Oysa anneler, sütünün yetip yetmediğini bebeğinin çişini takip ederek anlayabilir. 24 saatte en az 5-6 kez bezini ıslatan bebek, anne sütüyle doyuyor demektir. Anne sütü yetersizliğine ancak bir çocuk hastalıkları uzmanı doktor karar verebilir ve onun tavsiyesi gereğince mama takviyesine başlanabilir.

2- Şekerli su sarılığa iyi gelir

İlk günlerde anne sütünün gelmesinde yaşanabilecek bir sorun, bebeğin zayıflamasına ve sarılık oluşumuna yol açabilir. Halk arasında, aç kalan ve az idrara çıkan bebeklere şekerli su verilmesi önerilir. Oysa bebeğin beslenmesinde şekerli suyun yeri yoktur.

3- Çocuk 2 yaşına geldi, bezi bırakmalıyım

İki yaş, çiş eğitimi vermek için başlangıç dönemidir. Ancak çocuk bu konuda asla zorlanmamalı, altına kaçırdığı için kızılmamalı, sık sık tuvalete tutularak eğitime tabi tutulmamalı.

4- Dondurma hasta eder

Dondurma, tüm çocukların sevdiği ve faydalı bir gıdadır. Boğaz ağrısına neden olmaması için yalayarak yenmeli ve yanında su içilmeli.

5- Gürbüz çocuk sağlıklı olur

Gürbüz çocuk, sağlıklı çocuk değildir! Dengeli beslenen çocuk, zayıf da olsa sağlıklı kabul edilir. Çocukları asla yemek yeme konusunda zorlamayın, yemediği zaman beslenmeyi sonlandırın.

6- Çocuk sıcak havayı sever

Çocuklar, her zaman terlemeyeceği şekilde giydirilmeli. Üşüyeceği korkusuyla çocukları çok giydirmek ve sarıp sarmalamak, terlemeye ve hasta olmaya yol açar. Pamuklu kıyafetler tercih edilmeli, içinde naylon karışımı olan ve özellikle polar tipinde olan kıyafetler giydirilmemeli.

7- Fazla hareketle terler, hasta olur

Hasta olur endişesiyle çocuğun hareket etmesini kısıtlamak çok yanlış bir yaklaşım. Her çocuk hareket edince terler; terleyince üstünü değiştirebilirsiniz! ‘Çok terledin artık yerine otur’ demek, onu tembel, hantal ve mutsuz yapar. Zaman içinde metabolizma hızı azalan çocuk, hızla kilo almaya başlar. Hareket etmelerini kısıtlamaktansa, spora (yüzme, basketbol vb) yönlendirin.

8- Şaşılık büyüyünce geçer

Çocuklarda şaşılık bir yaşına kadar fizyolojik kabul edilir. Ancak bir yaşından sonra düzelmeyen şaşılıklar için mutlaka göz doktoruna başvurulmalı. Bir yaşından önce bebeklerde Nistagmus (göz küresinin istemsiz titremesi) görüldüğünde de mutlaka muayene ettirilmeli.

9- Biberon ve emziği çok seviyor

Biberon ve emzik hiçbir çocuğa önerilmiyor. Biberon; bebekte ‘meme başı şaşkınlığı’na yol açıyor ve anne göğsünden soğutuyor. Mamayla beslenmek zorunda kalan bebeklerde, biberon en geç 2 yaşında bırakılmalı. Emzik de, damak yapısını bozabiliyor ve çocuğun enfeksiyon kapmasına yol açabiliyor.

10- Fitil vereyim rahatlasın

Çok zorda kalmadan ve doktor tavsiyesi olmadan ne fitil ne de ilaç kullanılmalı.

SamanyoluHaber

Bu yazı toplamda 3, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Göbek Yağını Yoğurtla Eritin

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

İşte göbek yağını eriten gıdaDiyetinize bu ürünü de ekleyin yüzde 22 daha çok zayıflayın.

Diyetlerine yağsız yoğurt ekleyenler yüzde 22 daha fazla kilo kaybediyor. Göbekteki yağların yüzde 81′i de yoğurtla eriyor.

Göbeğinizi hızla eritmek istiyorsanız, bol bol yağsız yoğurt yemelisiniz! ABD’de yapılan bir araştırmada, düşük kalorili rejimlerine yoğurt seçeneğini ekleyen ve günde üç öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların, yoğurtsuz bir diyet uygulayanlara oranla yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildi. Yoğurt yiyenlerin ayrıca, karın bölgelerinde yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları ortaya çıktı.

Tennessee Üniversitesi’ndeki araştırmaya katılanlardan Dr. Michael Zemel, yoğurt yiyenlerin hem ortalama yedi kilo olan zayıflama seviyesinden daha fazla inceldiklerini hem de kaslarını diğerlerinden iki kat fazla koruduklarını belirtti.

Dr. Zemel, kas kütlesini korumanın diyet yapanlarda önemli bir konu olduğunu belirterek, “Önemli olan yağ yakmak, kas değil. Kaslar kalori yakmaya yardımcı oluyor, ancak kilo verirken kas kütlesi de kaybediliyor. Buna en iyi çözüm, kalsiyum ve protein ağırlıklı bir diyet, yani yoğurt” diye konuştu. Araştırma Uluslararası Obezite Dergisi’nde yayımlandı.

BUGÜN

Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Tıpta Türk Devrimi Başlıyor

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Tıpta Türk devrimi başlıyorYeditepeli bilim adamları, gen nakillerinde ortaya çıkan yan etkileri tamamen yok etmeyi başardılar.

Böylece kanser gibi birçok hastalığın tedavisinin yolu açılmış oldu.Yeditepe Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bedrettin Dalan, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fikrettin Şahin yönetimindeki bir grup bilim insanının yaptığı yeni programlamayla bundan sonra hücresel gen tedavisinin emniyetli bir şekilde yapılmasının önünün açıldığını bildirdi.

Dalan, eskiden insanda sadece göbek bağında ve daha sonra diş kökünde var olduğu ispatlanan kök hücreyi yeniden programlayarak bir nevi embriyonik kök hücre haline getirildiğini hatırlattı. Embriyonik hücrenin özelliğinin çoğalarak, bölünerek, yeni hücreler yaratabilmesi, yani canlıdan canlı yaratma hadisesi olduğunu ifade eden Dalan, tıptaki bu buluşu şöyle anlattı:

KORDON SAKLAMAYA GEREK YOK

Eskiden çocuklar doğunca kordonlar saklanıyordu. Arkadaşların teknolojisiyle bu kordon bankacılığı, diş bankacılığı artık dünyada sonuna gelmiş oluyor. Çünkü şimdi insanın bankası kendi dişinde saklı. Bu ispat edildi.

YAN ETKİLERİ KALKTI

Gen tedavisi yapıldığında kendi içinde başka yan tesirleri olabiliyordu. Kanser ya da başka hastalıklar ortaya çıkıyordu. Yeditepe ekibinin yaptığı yeniden programlamada, bu yan etkiler tamamen ortadan kaldırılmış oluyor. Bunun anlamı da şu; Gen tedavisi dediğinizde kanserden tutun, aklınıza ne geliyorsa bir sürü hastalıkların daha emniyetli bir şekilde hücresel gen tedavisi yoluyla tedavi edilmesinin yolu açıldı. Karaciğer hastalıkları, bir sürü hastalıkların dolasıyla genetik olarak emniyetli bir şekilde tedavi edilebilmesi mümkün.

SİVRİSİNEKLER YOK OLACAK

Dalan, bu teknolojinin dünyada ilk olduğu, son derece geniş araştırmalarla yapıldığını ve bulunduğunu ifade ederek, patent için müracaatın da gerçekleştirildiğini bildirdi. Dalan, insanlık için tehlike oluşturan sivrisinekleri tümüyle yok edecek çalışmaların üniversitede tamamlandığını söyledi. Dalan, ‘’Sivrisineğin larvasını tamamen yok eden çalışmalar bakteriyel çalışma ile bitirildi’’ dedi. Bölüm bünyesinde yapılacak çalışmalar için 60 milyon dolar yatırım yapıldığını kaydeden Dalan, çalışmalar ilerledikçe yatırımlarının artacağını ifade etti.

KÖK HÜCRE NEDiR?

Kök hücreler vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Bu hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Bu özellikleriyle kök hücreler kanser, Alzheimer, diyabet, organ yetmezlikleri, kalp hastalıkları, kemik hastalıkları ve daha birçok alanda kullanıma sahiptirler.

SamanyoluHaber

Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Brokoli İle Damarlarınızı Yenileyin

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Bu gıdayla damarlarınızı yenileyinDamar hasarını gidererek kalp krizinin önüne geçiyor.

İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye göre, araştırmayı yürüten Warwick Üniversite’sinden bir ekip, brokolide bulunan sulforafen adlı bileşenin istenen sonucu verdiğine inanıyor.

Haberde, bu bileşenin, damarları koruyan enzimlerin üretimini artırdığı ve önemli hücre hasarına neden olan yüksek düzeydeki moleküllerde azalmaya yol açtığı kaydedildi.

BBC, brokoli türü yiyeceklerin kalp krizi ve inme riskini azaltmaya yardımcı olduğuna ilişkin bilgilerin daha önceden varolduğunu belirtti.

SamanyoluHaber

Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Maden Suyu İle Soda Arasındaki Fark

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Maden suyu ile soda arasındaki farkHalk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır.

Maden suyu, yeraltı sularından elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 mg/l’den daha az olmayan sulara verilen addır.

Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler içermeleridir. 500 mg/l’den daha az mineral içerenlere düşük mineralli su,1500 mg/l’den daha fazla içerenlere yüksek mineralli su denilmektedir. Maden suyu içinde; bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulundururlar.Farklı markalar farklı miktarlarda mineral içerirler. Marka tercih ederken içeriklerine mutlaka bakılmalı.

İçilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit eklendiğinde soda yapılmış olur. Maden suyu ise yerin en derin katmanlarından çıkar ve yeryüzüne çıkarken geçtikleri katmanlardan mineralleride alarak yol alırlar. Bu durumda maden suyu mineralce çok zengin iken soda mineral içermez.

Maden suyu ve soda, ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur. Dolayısıyla tüketilmesi önerilen doğal maden sularıdır ve sodayla maden suyunu ayırt edebilmek için pek çok gıda maddesini alırken yapmamız gerektiği gibi etiket okumak çok önemlidir.

Günde ne kadar maden suyu tüketmeli?

Maden suyu içindeki minareller sebebiyle çok sağlıklı bir içecektir ve insan sağlığını destekleyicidir. Ter, solunum ve idrar ile kaybolan minerallerin yerine gelmesi için su içmenin yanı sıra sıvı ihtiyacının bir kısmı maden suyundan karşılanabilir. Amerikan Obezite Birliği sağlıklı bireyler için maden suyu tüketimini 600 ml. olarak belirlemiştir. Ülkemizde tuz tüketimi genllikle yüksektir. Aşırı tuz alımı, yüksek tansiyon, börek hastalıkları ve mide ülseri gibi hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Ayrıca fazla sodyum alımı idrarla kalsiyum atımını hızlandırdığı için kemik erimesi sorunu için risk faktörü oluşturur. Maden suları yüksek sodyum içerdikleri için aşırı miktarda tüketilmemelidir. Maden suyu seçimi yapılırken de düşük sodyum, yüksek magnezyum ve kalsiyum içerikli olanlar tercih edilmeli. Sağlıklı insanlar günde iki şişe, kilolu kişiler bir şişe içebilir. Kalp, böbrek ve hipertansiyon hastaları ise uzak durmalı.

Maden suyunun faydaları nelerdir?

Her yaştaki bireylerin günlük kalsiyum gereksinimlerinin karşılanmasında takviye olarak düşünülebilir. Böylece güçlü kemik yapısının oluşması ve korunmasını sağlar.

Büyüme çağında, hamilelikte ve yaşlılıkta artan mineral ihtiyacının (magnezyum, kalsiyum, flor ve sodyum gibi) karşılanmasında gerektiği kadar kullanılarak sağlanabilir.

Sağlıklı bireylerde içerdiği sülfat, bikarbonat iyonları sayesinde sindirim sistemi (mide ve bağırsaklar) ve boşaltım sistemi (böbrekler ve idrar yolları) fonksiyonlarını destekler(maden suyunun önerilen miktardan fazla tüketilmemesi şartıyla geçerlidir).

Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak cilde gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm sağlanmasında yardımcıdır.

Solunum, idrar, her türlü spor aktivitesinde ve özellikle yaz aylarında terleme ile oluşan su ve mineral kaybının karşılanmasında ölçüsü kadar kullanılabilir.

Bikarbonat içeriğinin yüksek olması ise asit fazlalığı, yanma ve ekşime ile seyreden mide hastalıklarında mide asidi fazlalılığını baskılayıcıdır.

Özellikle yaz aylarında sıcaklığın artmasıyla birlikte asitli içecek tüketme ihitiyacı da artar. Boyalı, katkı maddeli içecekler yerine maden suları tercih edilebilir. Son dönemde meyveli çeşitleri de piyasada bulunmakta fakat bunların kalori de dikkate alınarak tüketilmesinde fayda var.

Hamilelikte maden suyu içilebilir mi?

Hamilelik, yeterli ve dengeli beslenmenin çok daha önemli olduğu ve özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. Annenin vücudu, bebeğin beslenebilmesi ve gelişiminin sağlanabilmesi için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Mineral ihtiyacının bir kısmını tamamlayabilmek için, bu dönemde farklı bir sağlık problemi(hipertansiyon…vb) yaşanmıyorsa maden suyu tüketimi önerilebilir.

Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Böbrek taşı oluşumunu maden suyu tüketmeye bağlamak yanlış olur. Aksine yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda tüketenlere göre böbrek taşı oluşumu riski daha yüksektir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.

SamanyoluHaber

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Kanser Olmak İstemiyorsanız!

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Kanser olmak istemiyorsanız...“Kanserle savaşmak için yemeklere dikkat edin. Yemekleri, özellikle çocuklarınıza iki kez pişirip vermeyin. Buzu çözülen yemeği de tekrar dondurmayın…”

Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kanser Hastanesi Onkoloji Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz; kanserden korunma yollarını anlattı:

Prof. Topuz, kanserden korunmada ev kadınlarına büyük iş düştüğünü söyledi: Kanserle savaşmak için yemeklere dikkat edin. Yemekleri, özellikle çocuklarınıza iki kez pişirip vermeyin. Buzu çözülen yemeği de tekrar dondurmayın..

KORKUTMUYORUM!
Kanserle ilgili açıklamalarınızla insanları korkutmuş olmuyor musunuz? Birçok kişi bana, “İnsanları korkutuyorsun” diye kızıyor. Ama ben insanları korkutmuyorum. Sadece yarın ‘keşke’ dememeleri için bugünden insanları uyarmak istiyorum. Nitekim bunları söylemeye başladıktan sonra halkın yüzde 60′ı daha dikkatli olmaya, tedbirli davranmaya başladı. Ben boşuna, ‘ellerimizi zeytinyağlı sabunla yıkayalım, kadınlarımız inorganik pedler kullanmasın, bebeklerimize inorganik bezler kullanmayalım’ demiyorum. ‘Saatlerce cep telefonu ile konuşmayalım, telefonlarımızı uzak yerlerde şarj edelim’ derken, insanların sonradan üzülmemesi için konuşuyorum. Kanser; maddi ve manevi açıdan ağır bir hastalıktır. Sonra insanlar acı çekiyor, kemoterapi görüyor, saçları dökülüyor, psikolojik olarak çok yıpranıyorlar. İşte bu nedenle insanların şimdiden önlem almasını istiyorum. Bunun basit yollarını da gösteriyorum. Herhalde yeni alınan bir giysiyi kaynatmak, brokoli, balık yemek, plastik kap kullanmamak çok zor olmasa gerek. Benim tek amacım var; insanlar bunlara dikkat etsin ve ‘keşke’ demeden şimdiden önlemini alsın.

Kanserden korunmada beslenme önemli yer tutuyorsa, bunların ilk sırasında içtiğimiz su mu gelir? Su; hayatımızı devam ettirmek için en önemli hayat iksirimizdir. Kanserden korunmak için içtiğimiz suya önem vermeliyiz. Satın aldığımız sulara kanserojen dozlar karışabiliyor. Bu nedenle içtiğimiz suyun markasını her üç ayda bir değiştirmekte fayda var; bizi zehirleyen maddeleri sürekli almamış oluruz.

Bilinçli beslenmenin yanı sıra pişirme biçimimiz de kanserden korunmada etkili oluyor mu? Evet, yiyecekleri nasıl pişirdiğiniz ve muhafaza ettiğiniz de çok önemli. Her şeyden önce mevsimine göre beslenin ve sebzeleri de mevsiminde dondurup saklayın. Çözüldükten sonra mutlaka pişirin ve bir kez çözdürdüğünüz yiyeceği asla yeniden dondurmayın. Yiyeceği mikrodalga fırında da, ateşte de sadece bir kez ısıtın. Çünkü yeniden ısıtırsanız bütün besin değerlerini öldürürsünüz. Aynı zamanda DNA’yı da bozarsınız. DNA kırılması da kanserojene yol açar. Bu nedenle yiyecekleri sadece bir kez ısıtın ve sonrasında hemen tüketin.

İÇ ÇAMAŞIRINI KAYNATIN
Artık giysi satın alırken bile ‘kanserojen madde var mı’ diye korkuyoruz. Gerçekten giysi satın alırken de dikkat etmemiz gerekir mi? Maalesef öyle! Çünkü biz dünyamızı kendi ellerimizle kirletiyoruz. Bu kirlilik de hayatımızın her alanına yansıyor. Yediğimiz yiyecekler, içtiğimiz su, soluduğumuz hava ve üzerimizdeki giysiler konusunda bile bilinçli olmalıyız. Örneğin giysilerimizin pamuktan üretilmiş olmasına dikkat etmeliyiz. Çünkü giysiler, üretim esnasında bazı kimyasalların kullanılmasıyla ağartma işlemine tabi tutulur. Mesela ağartma işlemi esnasında kullanılan kimyasalların kanserojen özelliği olabiliyor. Giysilerde dikkat etmemiz gereken diğer önemli bir konu da yıkama işlemi. Giysilerimizi zeytinyağlı doğal sabunlarla yıkamalıyız. Özellikle çocuklarımızın giysilerini yıkarken buna çok dikkat etmeliyiz. Beyaz olan iç çamaşırlarını, yeni aldığınızda giymeden önce mutlaka kaynatın. Hem de iki kere! Çünkü bu çamaşırlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

SABAH

Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ölüme Davetiye Çıkarmayın!

Ağustos 18, 2008 Yazar: macline  
Yazı Kategorisi: Sağlık

Ölüme davetiye çıkarmayın !Yalnızca yediklerimiz ve içtiklerimizle değil, yaşam şeklimizde yapacağımız küçük değişikliklerle de kanserden korunmak mümkün.

Prof. Dr. Erkan Topuz, evde ve iş yerinde çağın en korkunç hastalığı olan kansere karşı alabileceğimiz önlemleri anlattı. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kanser Hastanesi Onkoloji Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz; kanserden korunma yollarını anlattı:

* Kanserin dalga dalga yayılacağını söylüyor, dört bir yanımızda; evde, işyerinde, sokakta, kansere neden olan etkenler var diyorsunuz. Peki bunlardan nasıl korunacağız?
Bu işin şakası yok. Dikkatli ve uyanık olacağız. Daha anne karnındayken korunmaya başlayacağız. Evimizde, işyerimizde gerekli önlemleri alacağız. Radyasyonun, kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biri olduğunu artık herkes biliyor. O zaman siz de ona göre tedbirler alacaksınız. Ne yapacaksınız? Mesela televizyonu en az 6-7 metre uzaktan seyredeceksiniz.Cep telefonuyla 30 saniyeden fazla konuşmayacaksınız. Ben öyle yapıyorum. Hatta en iyisi, cep telefonlarını kulaklıkla kullanmak. Nispeten daha koruyucudur. Bilgisayarlarınızı gerekli değilse boş yere açık bırakmayacaksınız. Baz istasyonlarına 1 kilometre uzaklıkta oturacaksınız.

OFİSİNİZİ HAVALANDIRIN
* İşyerlerinde ne yapabiliriz? Bilgisayarlar sürekli açık, cep telefonları mecburen kullanılıyor

Evet doğru; işyerlerinde bilgisayarlar açık, cep telefonları sürekli yanınızda ve konuşmak zorunda kalıyorsunuz. Hatta belki odanızda televizyon da vardır. Ama her şeyin bir çaresi var. Öyle bir ortamda iseniz; biraz önce de söylediğim gibi cep telefonunu kulaklıkla kullanın, televizyonu uzağınızda tutun. Ama en önemlisi de odanızı sık sık havalandırın. Çünkü radyasyonlu ortamları havalandırmak gerekir.

* Çocuğumuza cep telefonu almayalım mı?
Çocuklara küçük yaşta cep telefonu almayın. Ama mutlaka almak zorunda kalırsanız da; çocuğunuzu bu telefonlarla 30 saniyeden fazla konuşturmayın ve mutlaka kulaklık kullanmasını sağlayın.

ODA SPREYLERİ ZEHİRLİ
* Telefon, bilgisayar, televizyon zararlı diyorsunuz. Günlük hayatımızda tahmin edemediğimiz ama sık kullandığımız başka neler kanser riskini artırıyor?

* Mesela oda spreyleri doğrudan doğruya petrol kökenlidir. O spreyleri sıktığınızda aslında zehir soluyorsunuz. Bu spreylerdeki zehir akciğerinize geçiyor ve bağışıklık sisteminizi bozuyor.

* Sonra plastikten mutlaka vazgeçin, mutfağınıza sokmayın. Çünkü plastik her yerde zehirdir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey… Bakır, beyin tümörlerine neden oluyor. Yanına bile yaklaşmayın.

* Yeni arabalardaki güzel kokular, kanserojendir.

* Sodada bile radyasyon vardır. 1-2 tanenin zararı yoktur ama aşırı miktarda tüketmeyin. İşte görüyorsunuz; sağlığımıza zarar veren bir sürü tuzak var. Ben, o nedenle zaten her konuşmamda ‘gözünüzü dört açın, okuyun, bilinçlenin’ diyorum herkese. Bilinçli olun, iyi markalar kullanın ve elinizden geldiğince önlem alın.

* Çocuklarımız ille de fast food ve patates kızartması diye tutturursa ne yapalım? Hiç mi yedirmeyelim?
Çocuklarınıza fast food türü yiyecekleri en fazla iki haftada bir yedirin. Unutmayın ki, haftada 3 kez yenilen fast food; beyin tümörleri, lenfomalar ve lösemileri 3 kat artırıyor. Çocuklar patates kızartmasına da bayılır. O yüzden pişirme tekniğinize dikkat edin. Patatesleri temiz yani daha önce hiç kullanılmamış bir yağda biraz kızartın. Bunların dışında; çocukları beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan uzak tutun. Gazlı içecek değil, posasıyla beraber meyve suyu verin. Haftada iki kez içine zerdeçal katılmış balık çorbası içirin. Bol bol meyve ve yoğurt (prebiyotik ve ev yoğurdu olsun) yedirin.

SABAH

Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Sonraki Sayfa »

Kapat
E-posta ile paylaş