Yüksek Tansiyonu Süt İçerek Düşürün
Süt kadınlarda tansiyonu düşürüyor ama süt seçimine de dikkat edilmeli…
Hipertansiyonla ilgili, yaklaşık otuz bin orta yaş ve üstü kadının katıldığı yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre; günde iki bardak yağsız süt içen kadınlarda yüksek tansiyon riski, diğer kadınlara göre yüzde 10 daha az oluyor.
Harvard’daki araştırmacılar, yağ oranı düşük süt ve süt ürünlerini tüketen ve diyetinde yüksek miktarda kalsiyum, D vitamini içeren gıdalara yer veren kadınların, tansiyona karşı korunduklarını açıkladı. Günde 2 bardak süt hem kemik gelişimi hem tansiyon için yeterli.
SamanyoluHaber
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Çocuklara Hemen Ağrı Kesici Vermeyin
Çocuğun eğer karnı ağrıyorsa yapılması gereken en önemli şey ağrı kesici vermemektir. Çünkü karnı ağrıyor diye ağrı kesici verilirse durum maskelenmiş olur…
Çocuklar arasında en yaygın sağlık sorunun karın ağrısı olbduğunu belirten uzmanlar, bunun genellikle masum nedenlere bağlıysa da, bazen de zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gereken ciddi hastalıklarla ortaya çıkarabildiğine dikkat çekiyor. Çocukların bir şey yapmak istemedikleri zamanlarda akıllarına ilk gelen bahanenin karın ağrısı olduğunu kaydeden uzmanlar; “Karın ağrısı bir hastalık olmaktan çok, bir çok farklı hastalığın bir belirtisidir. Çocuğun eğer karnı ağrıyorsa yapılması gereken en önemli şey ağrı kesici vermemektir. Çünkü karnı ağrıyor diye ağrı kesici verilirse durum maskelenmiş olur ve tanıda geç kalınmış olur. Bu hata ne yazık ki sık sık yapılmaktadır.” uyarısında bulunuyor.
Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Osman Serhat Güner, bazen apandisit, karın ağrısının çocuğun cerrahi hastalıklarının belirtileri arasında en önemlisi olduğunu söyledi. Op. Dr. Güner; “Akut karın ağrısı yani ani başlayan karın ağrısı daha çok cerrahi bir nedene bağlı olan bir karın ağrısıdır. Bunun dışında bazı ağrılar vardır ki günlerce, aylarca hatta senelerce devam eder. Bunlara da kronik karın ağrıları denmektedir. Bu ağrılar daha çok cerrahi olmayan nedenlere bağlıdır. Çocuklarda çok sık rastlanan ve kronik ağrı olarak düşünebileceğimiz ağrıları şu şekilde özetleyebiliriz: Sindirim sistemi ile ilgili olan kronik ağrılar en önemli olanlarıdır. Mide ile ilgili olan gastrit, ülser gibi durumlar tedavi edilmedikçe karın ağrısı başta olmak üzere gastrointestinal sistem şikayetleri devam eder. Bu hastalarda cerrahi bir şey düşünülmüyorsa çocuk gastroenteroloğuyla temasa geçilip endoskopi yapılarak midesinde ülser var mı yok mu ona bakılmalıdır. Ülsere neden olan Helikobacter pylori denilen mikroorganizmanın olup olmadığı incelenir; eğer varsa ona göre medikal tedaviye geçilmelidir. Gastroenterit durumunda ishal ve kusma yanında karın ağrısı şikayetleri olabilir. Bu durumun tam aksi konstipasyon denen kaka yapma zorluğu ve kaka yapamama problemleri, bağırsakların iyi çalışmaması, durumlarında da uzun süren karın ağrıları olabilmektedir.” dedi.
İdrar yolu enfeksiyonlarının da ciddi karın ağrıları yapabildiğine işaret eden Dr Güner, üriner sistemde herhangi bir tıkanma, nefrit veya basit bir alt üriner sistem enfeksiyonunun da karın ağrısı bulgusu ile kendini gösterebildiğini kaydetti. Yapay tatlandırıcıların da kimi zaman karın ağrısına neden olabildiğini vurgulayan Op. Dr. Güner, şunları söyledi: “Midede gaz birikmesi ve şişkinlik de meydana gelebilir. Çocuk çiklet çiğnemeyi bıraktıktan sonra karın ağrısı şikayetleri de ortadan kalkar. Çocuğunuz geceleri karnının üst kısmında başlayan ağrılardan yakınıyorsa sindirim sisteminde işlerin iyi gitmediğine inanabilirsiniz. Nedensiz kilo kaybı her zaman için endişe verici bir durumdur. Karın ağrısı çeken çocuğun kilo vermesinde parazitten tutun da önemli hastalıklara kadar çeşitli nedenler etken olabilir. Hiçbir hastalık bulgusu olmayan çocuklarda da akut veya kronik karın ağrısı olabilmektedir. Örneğin; çocuğun o gün hoşlanmadığı bir matematik dersi varsa, jimnastik dersi varsa, evde annesi babası bir şeye kızmısşa karın ağrısı olabilir. Bunlara psikolojik ve okul karın ağrıları denilmektedir. Bu gibi durumlar çok sık görülmektedir. Karın ağrısının bir belirti olarak kendisini gösterdiği bu hastalıklarda sadece karın ağrıları değil bulantı, kusma, ateş, kanama gibi başka belirtiler de olabilmektedir. Karın ağrısı yakınmasıyla bir çocuk doktora gelmişse, sadece karın ağrısı değil diğer bulgularla beraber hasta değerlendirilmeli ve altında cerrahi bir sebep yatıyor olabilir diye de bu hastalar için çocuk cerrahı tarafından da değerlendirilmesi gerekir. Çocuğun eğer karnı ağrıyorsa yapılması gereken en önemli şey ağrı kesici vermemektir. Çünkü karnı ağrıyor diye ağrı kesici verilirse durum maskelenmiş olur ve tanıda geç kalınmış olur. Bu hata ne yazık ki sık sık yapılmaktadır. Tanıda olabilecek bir gecikme tedavisi çok zor olan çok ciddi durumlar yaratabilir. Her türlü bağırsak tıkanıklığı, karın şişliği, kusma ve kaka yapamama gibi bulguların yanında çocuğun ayrıca karın ağrısı yakınması da olabilir. Bağırsak düğümlenmesi gibi durumlarda da bir an evvel ameliyatla durumun düzeltilmesi gerekir. Geç kalınırsa bağırsaklarda gangren, delinme ve peritonit gibi daha ciddi durumlar ortaya çıkmaktadır. Karnı ağrıyan çocuğun kendini iyi hissettiği pozisyonda yatıp dinlenmesine izin verin. Yedirmeye çalışmayın. Eğer alabiliyorsa, az az sıvı almasını sağlayın. Doktorunuza danışmadan herhangi bir ilaç vermeyin.”
CİHAN
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Hücreleri Yenileyen Müthiş Meyve İncir
İncirin, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besin olduğu bildirildi.
Amerikan Diyetetik Derneği’nin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tazesinin yaz aylarında, kurusunun ise her zaman bulunabileceği incirin, özellikle sindirim sistemi için çok faydalı bir meyve olduğunu söyledi.
İncirin, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besin olduğunu belirten Dönmez, ”İncir, lif deposudur ve gut hastalığını iyileştirici bir enzim olan fisin içerir. Ayrıca çok hafif bağırsak çalıştırıcı özelliği olduğu da bilinmektedir. İncirin anti-kanserojenik etkisi üzerinde de çalışmalar bulunmaktadır” dedi.
Dönmez, Japonya’da yapılan bir araştırmanın deri altında tümör geliştirilmiş farelere enjekte edilen incir özünün, tümörleri 11 günde yüzde 39 oranında küçülttüğünün tespit edildiğini ifade ederek, ”Ayrıca kemik sağlığı, kan pıhtılaşması ve sağlıklı sinir sistemi için gerekli kalsiyumun en yoğun bitkisel kaynağı olduğu bilinmektedir. Anında enerji sağladığı ve krampları engellediği için sporcular için oldukça faydalı bir besindir. Özellikle kuru incir, demir ve potasyum açısından besin değeri yüksek bir meyvedir” diye konuştu.
”İNCİRİN SAKİNLEŞTİRİCİ ÖZELLİĞİ BULUNUYOR”
İncirin, içerdiği bazı asidler dolayısıyla doğal bir sakinleştirici özelliği taşıdığını da vurgulayan Dönmez, şunları kaydetti:
”Besin değeri yüksek bir ürün olan kuru incir, kolay sindirilebilen fruktoz ve glikoz içerir. Protein miktarı birçok kuru meyvenin iki katından daha fazladır. Diğer meyvelerle karşılaştırıldığı zaman kalsiyum, bakır, magnezyum, potasyum ve kükürt bakımından birinci, enerji, pantotenik asit, riboflavin, tiamin ve piridoksin bakımından ikinci sırayı aldığı görülmektedir. İncir, içeriğindeki pektin nedeniyle, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi gibi yararlar sağlamaktadır.”
Dönmez, daha olgunlaşmamış incirlerin oda sıcaklığında ve doğrudan güneş ışığı almayan bir yerde, olgun incirlerin ise buzdolabında saklanması gerektiğini belirterek, taze incirin ara öğünlerde veya salataları lezzetlendirmek için kullanılabileceğini ve kahvaltıda da tüketilebileceğini vurguladı.
AA
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Sağlıklı Böbrekler İçin Su Şart
Hayatımızın en büyük ihtiyaçlarından olan su, böbreklerimiz için de önemli. Böbreklerin normal şekilde çalışabilmesi için günde en az 1 litre su içilmesi gerekiyor.
Böbrek sağlığı için günde en az 1 litre su içmek ve sadece protein ağırlıklı beslenmemek gerektiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Kantarcı, vücuda yeterli miktarda sıvı girmediği zaman böbrek fonksiyonlarının olumsuz etkilendiğini söyledi.
Uzman Doç. Dr. Gülçin Kantarcı,, böbrekler açısından suyun önemini şöyle anlatıyor:
“İnsan yaşlandıkça vücut su kaybetmeye başlar. Aslında bu da yaşlanmanın nedenidir. Ani gelişen vücuttaki su kayıplarında dolaşan kan miktarının yeterli olabilmesi için vücut önce yavaş yavaş sıvı atışına engel olur. Böbreklerden idrar çıkışı durur. İdrar miktarı vücut tansiyonunun düşmesine engel olmak için idrarı tutar ki vücutta kan dolaşabilsin. Özellikle yaz dönemlerinde çocuklarda çok sık karşılaşılan ishal vakalarında yeterli sıvı alınmadığı zaman idrar çıkışı durur ve böbrek yetmezliğine neden olabilir. Aynı şekilde yaşlılarda da yaz dönemlerinde rastlanan ishalden dolayı böbrek yetmezliğiyle sık karşılaşıyoruz. Özellikle bunama sorunu olan yaşlılar su içmeyi unuttukları için böbrek yetmezliği sorunu ortaya çıkabiliyor. Hatta bazen yeterli su almayan yaşlılarda kandaki tuz miktarının aşırı artmasına bağlı birtakım beyinsel rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Vücut suyunun yüzde 1’ini kaybettiğimizde susuzluk hissi olur; yüzde 10’ ununu kaybettiğimizde ise bilinç kaybı olabilir; hatta kişi hayatını kaybedebilir. Bu nedenle ısının 28 derecenin üzerine çıktığı havalarda, dışarıda uzun süre sıcak ortamda kalan kişilerde ve özellikle çocuk ve yaşlılarda sıvı miktarını artırmak lazım.“
Terleten giysilere dikkat!
Böbrekte sorun yaşanmaması için günde en az bir litre su içilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Kantarcı, bazı durumlarda bu miktarın daha da artacağını söylüyor:
“Sıcak yaz aylarında su gereksinimi 2,5 litreye kadar çıkıyor. Erişkin bir insan günde en az bir litre su tüketmeli, kişinin durumuna göre bu miktar üç litreye kadar çıkabiliyor. Böbrek yetmezliği olanlarda bu miktarı birazcık daha yüksek tutuyoruz. Özellikle spor yapanlarda bu ihtiyaç daha da artar. Spor sırasında daha çok sıvı kaybı olduğu için spordan sonra mutlaka sıvı tüketimi arttırılmalıdır. Özellikle bilinçsiz olarak yapılan ağır sporlar sonrası ya da sırasında yeterli miktarda su alınmazsa böbrek yetmezliğine rastlanıyor. Bunun dışında spor yaparken kilo vermek için aşırı terleten giysi giyenlerde de şiddetli sıvı kaybı yerine konmazsa böbrek yetmezliği ile karşılaşabiliyoruz.”
Tuz kullanımını kısıtlayalım, sadece proteinli diyetler kaçınalım
Böbrek yetmezliği ve yüksek tansiyon durumlarında önce kandaki tuz miktarına baktıklarını belirten Dr. Kantarcı, “Bu hastalarda önce kandaki tuz miktarı düşükse tuzlu sıvı veriyoruz veya kanındaki su miktarı çok düşükse sıvı veriyoruz. Yani vücutta ne eksilmişse onu yerine koymaya çalışıyoruz” diyor.
Beslenmenin de böbrek yetmezliğinde çok önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Gülçin Kantarcı, konuyla ilgili şunları söylüyor:
“Bazı gıdalarda tuz miktarı çok fazladır. Örneğin dereotunda sodyum miktarı çok yüksektir. Sebzelerin bir kısmında oldukça yüksek tuz vardır, bunlara bir de salça ve tuz eklendiğinde çok yüksek miktarda tuz alınmış olur. Ayrıca zayıflamak isteyen kişilerin yaptığı protein ağırlıklı diyetler de böbrek fonksiyonlarına zarar veriyor. O nedenle bir hekime danışmadan protein ağırlıklı diyet yapılmaması gerekir.”
Böbrek yetmezliği olanların dikkat etmesi gerekenler
Protein alımı kısıtlanmalı.
Özellikle yüksek tansiyon ve kalp yetmezliğinin de böbrek yetmezliğine eşlik ettiği durumlarda tuz içeriği yüksek gıdalardan uzak durulmalı (sodalı içecekler, dereotu gibi sebzeler )
Turşu, salça ve salamura gıdalar yenmemeli.
Kişide potasyum yüksekse patates, kayısı ve muzdan uzak durulmalı.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Red Bull Kalp Krizi Riskini Artırıyor
Avustralyalı araştırmacılar, enerji içeceği Red Bull’un genç insanlarda bile kalp krizi riskini artırdığını belirledi.
“Kanatlandırması” için üniversite öğrencileri ve adrenalin sporları tutkunları arasında popüler olan kafein içerikli içeceğin kanı yapışkan hale getirdiği ve bunun kriz gibi kalp ve kan damarlarında soruna neden olduğu belirtildi.
Royal Adelaide Hastanesinin Kalp ve Kan Damarları Araştırma Merkezindeki araştırmacısı Scott Willoughby, bir Avustralya gazetesine verdiği demeçte, “Red Bull’un içilmesinden bir saat sonra kan sistemi artık normal olmuyor. Kalp ve damar hastalığı olan hastalarda gördüğümüz gibi anormal oluyor” dedi.
Willoughby, stres ve tansiyonla birleştiğinde Red Bull’un öldürücü olabileceğini kaydetti.
Scott Willoughby ve ekibinin, 30 kişinin, 250 mililitrelik şekersiz Red Bull’u içmeden 1 saat önceki ve içtikten 1 saat sonraki kalp damar sistemini test ettikleri belirtildi.
Red Bull’un Avustralya şubesinin sözcüsü Linda Rychter ise Reuters ajansına verdiği demeçte, araştırmanın, şirketin merkez bürosu tarafından değerlendirileceğini kaydetti. Rychter, “araştırma, bir fincan kahve içilmesinin etkilerini göstermiyor. Bu nedenle bildirilen sonuçlar beklenen sonuçlardır ve normal fizyolojik değişiklik içinde yer almaktadır” dedi.
Red Bull, sağlık sorunlarına neden olduğu için Norveç, Uruguay ve Danimarka’da yasaklanmıştı ancak şirket geçen yıl 143 ülkede 3,5 milyar kutu içecek satmıştı.
Formula 1 yarışlarına ve dünyada uç noktadaki spor olaylarına sponsorluk yapan Avusturyalı şirket, müşterilerini günde iki kutudan fazla içmemeleri yönünde uyarıyor.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
İlk Yardımda Kilit Noktalar
İlk yardım amaçlı yapılan yanlış müdahalelerin, hastanın yaşamını yitirmesine, sakatlanmasına sebep olabileceği ve 112 arandığında olay yerinin tam adresinin ve hastanın dışardan gözlenen sağlık durumunun belirtilmesi gerektiği vurgulandı…
Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Figen Coşkun, trafik kazası, düşme, silahla yaralanma, patlama gibi çeşitli durumlarda yapılacak acil müdahalenin, yaşamsal önem taşıdığını belirterek, “İlk yardımın dönüşü olmayan sorunlara yol açmaması için eğitim almış kişiler tarafından yapılması gerekir” dedi.
Doç. Dr. Figen Coşkun, acil müdahalenin zamanında ve doğru şekilde yapılmasının, ilk yardımda “olmazsa olmaz” bir kural olduğunu belirtti. Coşkun, “Yardım etmek amaçlı yapılan yanlış bir müdahale, hastanın yaşamını yitirmesine, sakatlanmasına ya da panik ortamının artmasına neden olabilir” uyarısında bulundu.
Türkiye’de ilk yardım eğitimi alan sivil halkın sayısının çok az olduğunu belirten Coşkun, ilk yardım eğitiminde ilk kuralın “önce zarar vermemek” olduğunu söyledi. Coşkun, ilk yardımın dönüşü olmayan sorunlara yol açmaması için eğitim almış kişiler tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Yardım etmek amaçlı yapılan yanlış bir müdahale, hastanın yaşamını yitirmesine, sakatlanmasına ya da panik ortamının artmasına neden olabilir” uyarısında bulundu.
İlk yardımla, hastanın mevcut sağlık sorunlarının artmasına sebep olmadan (kırık, çıkık, kesik gibi) hayati fonksiyonlarının devamının sağlanması ve en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesinin amaçlandığını dile getiren Coşkun, acil bir durumda ilk olarak 112 Acil ambulansın aranması gerektiğini bildirdi.
Coşkun, 112 arandığında, olay yerinin tam adresinin ve hastanın genel olarak dışarıdan gözlemlenebilen sağlık durumu hakkında detaylı bilgi verilmesine özen gösterilmesini söyledi.
“ÖNCE GÜVENLİK SAĞLANMALI”
Trafik kazasının meydana geldiği bölgenin, hem çevredeki araçların uyarılması hem de yaralıların güvenliğinin sağlanması için şeritle çevrilerek kapatılması, aracın etrafına dikkat çekici reflektörlerin konulması gerektiğini kaydeden Coşkun, araç içinde yaralıların sıkışması ya da patlama ihtimali durumunda 112 ile birlikte itfaiye de haber verilmesinin uygun olduğunu bildirdi.
Coşkun, yaralının araç içinden acil çıkarılması halinde, öncelikle boyun yaralanması ihtimaline karşı, hastanın boynunun olabildiğince kıpırdatılmadan korunarak çıkarılması gerektiğini belirterek, “Boyun hiç hareket ettirilmeden, şekil bozukluğu düzeltilmeden, iki elle, koltuğun arkasına geçerek, sabitlenerek çıkarılmalı” dedi. Coşkun, bu tür yaralanmalarda hastanın mekandan acil çıkarılması gerekmiyorsa, 112 ekiplerinin beklenmesinin ve boyunluk takılarak çıkarılmasının tercih
edildiğini vurguladı.
Omurlarda, kol, bacak ya da kalça da kırıklar olabileceğini, yanlış yapılan her müdahalenin daha ciddi yaralanmalara yol açabileceği uyarısında bulunan Coşkun, kırık bölgesinin tahta gibi sert bir cisme sabitlenmesi gerektiğini ifade etti. Coşkun, sabitleme işleminin kan geçişini engellenmeyecek, ancak eklemlerin hareketini en aza indirecek şekilde yapılması gerektiğine dikkati çekti.
KANAMA HALİNDE YAPILACAKLAR
Coşkun, vücuda batan bir cismin de çıkarılmaması gerektiğini vurgulayarak, cismin bir damarın üzerinde durarak kanamayı engelleyebildiğini, çekilmesi halinde ise durdurulması zor kanamalara yol açabileceğini söyledi. Coşkun, ağır bir kanamanın olması halinde sargı bezi ya da temiz bir bezle, yaralı bölgenin üzerine doğrudan baskı uygulanması, kanamanın durdurulamaması durumunda ise turnike yapılması gerektiğini kaydetti.
Kanayan bölgenin üst kısmından bağlanarak yapılan turnike uygulamasının uzun süre yapılmaması gerektiğini belirten Coşkun, “10 dakikada bir turnike açılmalı birkaç saniye beklenmeli ve tekrar bağlanmalıdır. Uygulama kol için dirseğin, bacak için de diz kapağının hemen üzerinden yapılmalı. Daha yukarıdaki yaralanmalar için direkt bası uygulanmalı” dedi.
Coşkun, bası yapılırken elin bölgeden hiç kaldırılmaması, bezin kanlanması halinde yeni bezin mevcut bezin üstüne konularak bası yapmaya devam edilmesi gerektiğini bildirdi.
Organ kapmaları halinde ise hasta ile birlikte kopan organın da hastaneye ulaştırılmasının şart olduğunu vurgulayan Coşkun, “Kopmuş olan organ, önce ıslak bir gazlı bir bezle sonra naylon üzerine sarılmalı ve bu şekilde buzun içine konulmalı. Buzla doğrudan temas etmesi halinde hücre kaybı olabildiği için, yerine dikilme aşamasında başarı şansı azalıyor” diye konuştu.
KALP MASAJINA DİKKAT
Yanıklarda, diş macunu, salça gibi şeylerin yaralı bölgeye kesinlikle sürülmemesi, temiz ıslak bir bezle yaralı bölgenin üzerinin hafif temas edecek şekilde örtülmesi ve vakit kaybetmeden hastane gidilmesi gerektiğini ifade eden Coşkun, “Kişinin üstündekiler çıkarılmalı, ancak yanığa yapışmış olan bölgeler varsa kesinlikle zorlanmamalı, mevcut haliyle bırakılmalı” diye konuştu.
Baygınlığın çeşitli nedenlerden kaynaklanabileceğini belirten Coşkun, şunları kaydetti:
“Bilinç düzeyinde değişiklikler trafik kazalarında kafa içinde travmadan da kaynaklanıyor olabilir. Kaza sırasında ya da sonrası bayılma durumunda, yaralının mutlaka tam teşkilatlı bir merkeze götürülerek bilinç düzeyinde değişikliğin nedeninin ayrıntılı olarak araştırılması gerekmektedir. Hastaya ayılması için tokat atmak gibi hareketler yapılmamalı, ayakları yukarı kaldırılmamalı, sadece boynu korunarak hastaneye nakil edilmelidir.”
Coşkun, kalp krizi geçiren bir kişinin de ilk olarak güvenli bir yere alınması gerektiğini belirterek, “Boyun bölgesinin rahat etmesi için kravat, kolye gibi aksesuarlar çıkarılmalı, gömleğinin düğmeleri açılmalı ve sağlık ekiplerine haber verilmeli” dedi.
Kalp masajının da kesinlikle eğitim almış kişilerce yapılması gerektiğini vurgulayan Coşkun, “Masaj, kalbi çalışan birine yapıldığında, çalışan kalbi durdurur ve hastaya büyük zarar verirsiniz” uyarısında bulundu.
Doç. Dr. Figen Coşkun, yaralı ile konuşulmasının moral verebileceğini, kendisini güvende hissetmesine yardımcı olabileceğini sözlerine ekledi.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Aşırı ve Bilinçsiz Spor Kalbe Zarar
Avrupa Kalp Ritmi Birliği Eğitim Komitesi Üyesi Prof. Dr. Bülent Görenek, aşırı ve bilinçsiz olarak yapılan sporun kalp hastalarına zarar verdiğini söyledi.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Prof. Dr. Görenek, koroner kalp hastalarında düzenli egzersizin kalp krizi riskini azalttığını belirterek, sadece koroner arter hastası olan kalp krizi geçirmiş kişilerde değil kalp hastalığı için risk taşıyan bireylerde de düzenli egzersizin önemli olduğunu kaydetti.
Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) haftada en az dört gün, günde en az yarım saat egzersiz yapmanın kalp sağlığı açısından çok faydalı olduğunu önerdiğini ifade eden Prof. Dr. Görenek, şöyle konuştu:
“Hızlı yürüyüş, yüzme, dans etme gibi aktivitelerde kişinin kalp hızı ile birlikte solunum sayısı da artmakta ve olumlu etkiler görülmektedir. Ancak, halter, kürek, vücut geliştirme gibi çok sayıda kası değil belli kasları çalıştıran ve solunum sayısını artırmayan egzersizler kalp hastalarına önerilmemektedir. Diğer önemli bir husus yarışma tarzı sporlar konusudur. Koroner arter hastasına yarışma tarzı sporlar, kesinlikle tavsiye edilmemektedir. Aşırı ve bilinçsiz spor kalp hastalarına zarar veriyor.”
Prof. Dr. Görenek, hastaların kendilerini kanıtlamak istermiş gibi halı sahada saatlerce koştuklarını ya da diğer müsabaka tarzı sporlara yöneldiklerinin gözlemlendiğini anlatarak, “bu tür davranışlar son derece sakıncalıdır, ani ölümlere neden olabilmektedir. Özellike şu anda olduğu gibi çok sıcak havalarda bu risk daha fazla artmaktadır” dedi.
Kalp hastasının, mutlaka hekimi ile görüşerek uygun bir egzersiz programı yapması gerektiğini belirten Prof. Dr. Görenek, “bazı durumlarda kalp hastalıkları bulgu vermeyebiliyor. Bu bakımdan hiçbir şikayeti olmasa da 40 yaşından sonra müsabaka sporları yapacak kişilerin mutlaka doktor kontrolünden geçmesinde son derece yarar vardır” diye konuştu.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 2, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
Çocuklar Sanal Dünyaya Karşı Korunmalı
Televizyonun, uzun süreli izlemelerde kendine güveni olmayan, bağımlı ve ilgi alanları kısıtlı, “sanal dünyada” yaşama eğilimli birey oluşumuna zemin hazırladığı belirtildi.
Televizyonun, uzun süreli izlemelerde kendine güveni olmayan, bağımlı ve ilgi alanları kısıtlı, “sanal dünyada” yaşama eğilimli birey oluşumuna zemin hazırladığı bildirildi.
Adana Numune Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatrist Dr. Sümer Öztanrıöver, uzun süre TV izleyen çocukların özendikleri karakterlerle özdeşleşmeleri sonucu “başka dünyada yaşama” sürecine yöneldikleri, bu durumun öz güvenleri ve hayata bakış açılarını olumsuz etkilediğini söyledi.
Televizyonun görsel ve işitsel özelliklerinin hipnoz etkisi yaratarak çocukların karşısında hareketsiz kalmasını sağlaması nedeniyle özellikle anneler için “iyi bir bakıcı” işlevi gördüğünü belirten Öztanrıöver, “bu durumdaki çocukların uslu durup yaramazlık yapmamaları, ailelerin çok işine gelir. Çünkü çocuklarıyla ilgilenmeleri gerekmiyor” dedi.
Öztanrıöver, trans haline geçerek pür dikkat kesilen çocukların, izlediği her şeyi bilinç altına yerleştirdiklerini ifade ederek, şunları söyledi:
“İzledikleri hangi tarz ve içerikte program olursa olsun istenilen veya istenilmeyen her türlü mesajı alacaklardır. Programda şiddet varsa şiddeti alıp bunu yaşamında uygulayacaktır. Reklamları izliyorsa bunların alınmasını sağlayıp tüketici pozisyonunu güçlendirecek, alınmaması durumunda da çöküntü hali yaşayarak psikolojik boyutta sorunlar oluşacaktır.”
Aşırı televizyon izlemenin “madde bağımlılığı” etkisi yaratacağını anlatan ztanrıöver, şöyle devam etti:
“Televizyona baktıkları sürece kendilerini iyi hissediyor, kapatıldığı an sıkıntıya giriyorlar. Bu durum çocukların yanı sıra yetişkinler için de geçerli. Bazen yetişkinler de ‘izlediğim dizi zihnimi dağıtıyor’ diyorlar. Aslında dağıtmıyor, bu durum yorgunluğa ve strese yol açıyor. Madde bağımlılığı gibi etki yaptığı için yalancı mutluluk hali veriyor.
Yetişkinler bu durumları kontrol edebilir, ama çocuk ve gençler kendilerini kontrol edemezler. Özellikle küçük çocuklarda uzun süreli televizyon izlenmesi bir tür hipnoz etkisi yaratır. Bu durum, adeta trans konumuna geçirmesi dolayısıyla kendine güveni olmayan, bağımlı ve ilgi alanları kısıtlı, sanal dünyada yaşama eğilimli birey oluşumuna zemin hazırlıyor. Çünkü çocuklar, ilgileri sadece televizyona yönelik olduğu için adeta sanal bir dünyada yaşıyorlar. Çocuklar, iletişim kurma becerisinin yanı sıra gerçek hayatta öğreneceği birçok şeyi öğrenemiyor. Çocukların öz güvenleri ve hayata bakışları olumsuz etkileniyor. Sonuçta, kendine güveni olmayan, bağımlı ve ilgi alanları kısıtlı sanal çocuklar yetiştiriyoruz.”
Çocukların özellikle şiddet unsuru içeren dizi ve filmlerden uzak tutulmasını öneren Öztanrıöver, olumlu mesajlar veren yayınları izlemelerinin sağlanması ve bunun da günde 2-3 saat aralıklarla en fazla 1,5 saat olması gerektiğini vurguladı.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Beynin 11 İlacı
Bunlar beyninize ilaç gibi gelecek.Mutlaka okuyun.
Uzmanlar, hafıza ve zekâ körelmesinin önüne geçerek beyin gücünü artıracak 11 maddelik bir öneri listesi hazırladı.
İşte beyin gücünü artıracak yöntemler:
1- Akıllı ilaçlar: ”Modafinil” gibi ilaçlar, beyni 90 saat boyunca uyanık tutuyor. Beynin bir bölgesinden diğerine veri akışını sağlayan kimyasalları artırıyor.
2- Yiyecekler: Protein açısından zengin besinler yarar sağlıyor. Düzenli kahvaltı yapmak da zihinsel performansı artırıyor; gazlı içecekler tam tersi etki yapıyor.
3- Müzik: Özellikle Mozart dinlemenin matematiksel zekâyı artırdığı ve müzik derslerinin, çocukların IQ’’sunu yükselttiği belirlendi. Ancak pop müziğin böyle bir etkisi görülmedi.
4- Biyonik beyin: Elektrotlarla beyne az miktarda elektrik akımı vermenin, beynin gücünü artırdığı belirtiliyor.
5- Zihinsel egzersizler: Zor matematik soruları zekâyı keskinleştiriyor. 5 hafta boyunca zihinsel egzersiz yaptırılan çocukların IQ’’su 8 puan yükseldi.
6- Hafıza oyunları: İskambil destesindeki her kartı bir karakterle özdeşleştirip tüm karakterlerin yer aldığı bir hikâye yaratarak, 52 kartı sırasıyla hatırlayabilirsiniz.
7- Uyku: 21 saat boyunca uyumamak, beyin üzerinde sarhoşluk gibi bir etki yaratır. 2 saatlik çalışmadan sonra iyi bir gece uykusu uyumak, öğrenmeyi kolaylaştırır.
8- Yürüyüş: Haftada 3 kez yarımşar saat yürüyüş yapmak; öğrenme, konsantrasyon ve mantık gücünü yüzde 15 artırır.
9- Hobiler: Örgü ören, bulmaca çözen yaşlıların Alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskinin daha az olduğu tespit edildi.
10- Konsantrasyon: Bu da beyin için önemli bir egzersiz! Bir iş üzerindeyken, kısa süreli bir dikkat dağılması sonrasında yeniden konsantrasyon sağlamak yaklaşık 15 dakika sürer.
11- Nörolojik tarama: Beyin içindeki hareketliliği gösteren tarayıcılar, beynin aktivitelerini kontrol etmekte de kullanılabilir.
Kaynak: Nevsal Elevli/Milliyet,KİGEM.COM
Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Beyne Zararlı Besinler
Zihin Sağlığı Vakfı’nın araştırmasına göre, yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksik alınması ile fast food tarzı beslenme, depresyon, Alzheimer ve şizofreniye neden oluyor.
İngiltere de yapılan bir araştırma, son zamanlarda halkın beslenme tarzındaki değişikliklerin zihin sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterdi. Fast food tarzı beslenme ile yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksikliği depresyon, Alzheimer ve şizofreni ile doğrudan ilişkili.
Araştırmaya göre, yemlerde kullanılan katkı maddeleri ve tarım ilaçları, hayvan organizmasında değişikliğe yol açıyor. Bu nedenle de insanlar, omega 6 adlı yağ asidini, omega 3 ten çok daha fazla tüketir hale geliyor. Bu dengesizliğe vitamin ve mineral eksikliği de eklenince, depresyon ve hafıza sorunları ortaya çıkıyor. Araştırma raporunda, beslenme tarzında aminoasitlere, özellikle de balık tüketimine daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtiliyor. Beyne faydalı yiyecekler: Sebzeler (Lifli olanlar) Tohumlar ve fındık Meyve Buğday, kepek, Organik yumurta Organik olarak yetiştirilen ya da denizden avlanan balıklar (Özellikle yağlı olanlar)
Beyne zararlı yiyecekler:
- Kızartılmış fast food yiyecekler (hamburger, köfte patates kızartması vb…)
- Rafine edilmiş ve işlenmiş besinler (rafine yağlar, salam, sucuk, sosis vb… )
- Alkol, Şeker, Çay ve Kahve
- Besinlere konulan katkı maddeleri
- Tarım ilacı içeren besinler.
Teknolojivebilim
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

