Kanser Aşısı Farelerde İşe Yaradı
Deneme aşamasındaki yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.
Amerikan “Cancer Research” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. Bu da, aşının bilahare kadınlarda kanser tedavisinde kullanılabileceğini gösterdi. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan kadınların aşağı yukarı dörtte birinde görülüyor.
Tümörlü hücrelerin tekrar ortaya çıkmasını da önleyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan aşının, sağlıklı kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla kullanılabileceği belirtildi.
Araştırmayı yürüten Mişigan Üniversitesi uzmanlarından Dr. Wei-Zen Wei, aşının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayandığını kaydetti. Wei, “bağışıklık sisteminin, HER2 proteini reseptörlerine karşı çok sert tepki verdiğini gözlemledik. Aşı, bugünkü ilaçlara direnç gösteren tümörlere karşı da işe yaradı” ifadesini kullandı ve aşının, ilaç tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırabileceğini vurguladı.
Aşı, HER2 proteinini üreten genlerden ve bir bakteriden alınma inaktif bir DNA molekülüne (plazmid) entegre edilmiş bağışıklık sistemi uyarıcısından oluşuyor. Bu “plazmid” kendini kopyalayarak çoğalma yeteneğine sahip bulunuyor.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 3, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Benler Kanserin Habercisimi?
“Her ben kötü değildir, kötüye dönmez” diyen Doç. Dr. Mehmet Bekerecioğlu, “ama, benlerin sayısı fazla olan kişiler risk taşıyabilir” uyarısında bulundu.
Vücuttaki her benin kötü olmadığını ve kansere dönüşmeyeceğini belirten Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Bekerecioğlu, insan vücudunda “ben” denilen çoğu zaman koyu renkli lezyonlar bulunabildiğini, benlerin sayısında yaşla birlikte artış yaşanabildiğini ve bir insanın yaşamı boyunca yaklaşık 100 adet beni bulunmasının normal olduğunu belirtti.
Benlerin insan vücudu için gerekli olduğuna ve vücutta artık hücreleri temizleyerek çöp kutusu görevi gördüğüne işaret eden Mehmet Bekerecioğlu, bazı benlerin ise ayrı tutulması gerektiğini ifade etti. Bekerecioğlu, “Her ben kötü değildir, kötüye dönmez (kanserleşmez). Benlerde karakter ve huy değişikliği varsa, takip edilmeli ve gerekirse çıkarılmalıdır” dedi.
Benlerde, herhangi bir kaşıma ve sürtme olmadan kendiliğinden bazı değişiklikler olduğunu anlatan Bekerecioğlu, bunları “benin düzensiz hale gelmesi, sınırlarının ve etrafının girintili çıkıntılı olması, renginde değişiklik, benin çapının ve kabarıklığının artması” şeklinde açıkladı.
Bu değişikliklerden biri veya bir kaçının oluşması durumunda hemen bir plastik cerrahi uzmanına başvurulması gerektiğine işaret eden Bekerecioğlu, şöyle devam etti:
“Bazı benler doğuştan vardır. Doğuştan olan benlerin çocuğun vücudunu kapladığı alan önemlidir. Bu alan büyüdükçe, bu benler üzerinden gelişecek deri kanseri riski de artar. Bu benlerin erken yaşlarda çıkarılması gerekir. Sonradan ortaya çıkan benlerin ortak özelliği ise güneş ışınlarına maruz kaldıkça kötüye dönme potansiyellerinin artmasıdır. O yüzden güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçınılmalı, güneşten koruyucu kremler ile ışınların zararlı etkileri azaltılmaya çalışılmalıdır.
Benlerin kötüye dönme potansiyelleri, genetik yatkınlıkla da ilgilidir. Her ben kötü değildir, ama benlerin sayısı fazla olan kişiler risk taşıyabilir. Ayrıca, açık tenli olmak da bir risk faktörüdür. Benler ile oynanmamalı ve tahriş edilmemelidir.”
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 5, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kanserden Koruyacak Beslenme Şekli
Mide ile bağırsak kanserinde de, tedavinin ilk adımı tüm diğer kanserlerde olduğu gibi korunmadan ve erken teşhisten geçiyor! Peki nasıl korunacağız?
Genetik faktörlerin ve beslenme alışkanlıklarının önemli rol oynadığı mide ile bağırsak kanserinde de, tedavinin ilk adımı tüm diğer kanserlerde olduğu gibi korunmadan ve erken teşhisten geçiyor!
Medical Park Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Turgut İpek şu bilgileri verdi:
Görülme sıklığı ve ölüme sebebiyet verme açısından tüm kanserler içinde ikinci sırada olan mide kanseri, Türkiye’de görülen kanserler arasında beşinci sırada yer alıyor.
Genetik faktörler ve beslenme alışkanlıkları önemli rol oynuyor.
Mide kanseri ülkemizde görülen kanserler arasında 5. sıklıkta yer alıyor.
Erkeklerde ve 50-70 yaşları arasında daha sık görülür.
Konserve, tuzlu soslar, tuzlu kurutulmuş balık tüketimi ve tütsülenmiş yiyecekler mide kanseri ile ilişkili bulunmuştur.
Fazla tuz alımı, sigara önemli etkenlerdendir.
Gastroözofageal reflüsü olup barrett’s özofagus gelişenlerde görülür.
Kan grubu A olanlarda daha sık görülür.
Daha önce mide ameliyatı geçirenlerde, daha önce radyasyona maruz kalanlarda, safra reflüsü olanlarda, mide polibi ve atrofik gastriti olanlarda daha sık görülür.
Helikobakter pylori infeksiyonu riski artırır.
Sosyoekonomik düzeyi düşük olanlarda daha sık görülür.
Taze meyve ve sebze, C vitamini- yeşil çayın koruyucu etkisi görülmüştür.
Erken tanı; tedavi ve sonuçları açısından önemlidir.
Karın üst kısmında belli-belirsiz rahatsızlık hissi, kilo kaybı, karın ağrısı, iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü, bulantı, kusma, kanlı kusma, karında şişlik, sarılık görülen belirtilerdir.
AKDENiZ USULÜ BESLENiN BAĞIRSAK KANSERiNDEN KORUNUN
Sindirim sisteminin en sık görülen kanseri bağırsak kanseridir.
Gelişmiş ülkelerde daha sık görülür.
En sık 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülür.
Familyal polipozis gibi ailesel ve genetik faktörler etkendir.
Sigara, beslenmede kırmızı et, hayvani yağlar, karbonhidrat, safra asitleri ve kolesterol önemli rol oynar.
Obezite ve hareketsizlik riski artırır.
Ülseratif kolit gibi inflamatuar bağırsak hastalığı olanlarda sık görülür.
Lif içeren yiyecekler ile beslenmenin koruyucu etkisi vardır.
Kalsiyum ve D vitamini kalın bağırsak kanser riskini azaltır.
Nonsteroid antiinflamatuar ilaçların (aspirin vb) koruyucu etkisi gözlenir.
BUGÜN
Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kanser Olmak İstemiyorsanız!
“Kanserle savaşmak için yemeklere dikkat edin. Yemekleri, özellikle çocuklarınıza iki kez pişirip vermeyin. Buzu çözülen yemeği de tekrar dondurmayın…”
Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kanser Hastanesi Onkoloji Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz; kanserden korunma yollarını anlattı:
Prof. Topuz, kanserden korunmada ev kadınlarına büyük iş düştüğünü söyledi: Kanserle savaşmak için yemeklere dikkat edin. Yemekleri, özellikle çocuklarınıza iki kez pişirip vermeyin. Buzu çözülen yemeği de tekrar dondurmayın..
KORKUTMUYORUM!
Kanserle ilgili açıklamalarınızla insanları korkutmuş olmuyor musunuz? Birçok kişi bana, “İnsanları korkutuyorsun” diye kızıyor. Ama ben insanları korkutmuyorum. Sadece yarın ‘keşke’ dememeleri için bugünden insanları uyarmak istiyorum. Nitekim bunları söylemeye başladıktan sonra halkın yüzde 60′ı daha dikkatli olmaya, tedbirli davranmaya başladı. Ben boşuna, ‘ellerimizi zeytinyağlı sabunla yıkayalım, kadınlarımız inorganik pedler kullanmasın, bebeklerimize inorganik bezler kullanmayalım’ demiyorum. ‘Saatlerce cep telefonu ile konuşmayalım, telefonlarımızı uzak yerlerde şarj edelim’ derken, insanların sonradan üzülmemesi için konuşuyorum. Kanser; maddi ve manevi açıdan ağır bir hastalıktır. Sonra insanlar acı çekiyor, kemoterapi görüyor, saçları dökülüyor, psikolojik olarak çok yıpranıyorlar. İşte bu nedenle insanların şimdiden önlem almasını istiyorum. Bunun basit yollarını da gösteriyorum. Herhalde yeni alınan bir giysiyi kaynatmak, brokoli, balık yemek, plastik kap kullanmamak çok zor olmasa gerek. Benim tek amacım var; insanlar bunlara dikkat etsin ve ‘keşke’ demeden şimdiden önlemini alsın.
Kanserden korunmada beslenme önemli yer tutuyorsa, bunların ilk sırasında içtiğimiz su mu gelir? Su; hayatımızı devam ettirmek için en önemli hayat iksirimizdir. Kanserden korunmak için içtiğimiz suya önem vermeliyiz. Satın aldığımız sulara kanserojen dozlar karışabiliyor. Bu nedenle içtiğimiz suyun markasını her üç ayda bir değiştirmekte fayda var; bizi zehirleyen maddeleri sürekli almamış oluruz.
Bilinçli beslenmenin yanı sıra pişirme biçimimiz de kanserden korunmada etkili oluyor mu? Evet, yiyecekleri nasıl pişirdiğiniz ve muhafaza ettiğiniz de çok önemli. Her şeyden önce mevsimine göre beslenin ve sebzeleri de mevsiminde dondurup saklayın. Çözüldükten sonra mutlaka pişirin ve bir kez çözdürdüğünüz yiyeceği asla yeniden dondurmayın. Yiyeceği mikrodalga fırında da, ateşte de sadece bir kez ısıtın. Çünkü yeniden ısıtırsanız bütün besin değerlerini öldürürsünüz. Aynı zamanda DNA’yı da bozarsınız. DNA kırılması da kanserojene yol açar. Bu nedenle yiyecekleri sadece bir kez ısıtın ve sonrasında hemen tüketin.
İÇ ÇAMAŞIRINI KAYNATIN
Artık giysi satın alırken bile ‘kanserojen madde var mı’ diye korkuyoruz. Gerçekten giysi satın alırken de dikkat etmemiz gerekir mi? Maalesef öyle! Çünkü biz dünyamızı kendi ellerimizle kirletiyoruz. Bu kirlilik de hayatımızın her alanına yansıyor. Yediğimiz yiyecekler, içtiğimiz su, soluduğumuz hava ve üzerimizdeki giysiler konusunda bile bilinçli olmalıyız. Örneğin giysilerimizin pamuktan üretilmiş olmasına dikkat etmeliyiz. Çünkü giysiler, üretim esnasında bazı kimyasalların kullanılmasıyla ağartma işlemine tabi tutulur. Mesela ağartma işlemi esnasında kullanılan kimyasalların kanserojen özelliği olabiliyor. Giysilerde dikkat etmemiz gereken diğer önemli bir konu da yıkama işlemi. Giysilerimizi zeytinyağlı doğal sabunlarla yıkamalıyız. Özellikle çocuklarımızın giysilerini yıkarken buna çok dikkat etmeliyiz. Beyaz olan iç çamaşırlarını, yeni aldığınızda giymeden önce mutlaka kaynatın. Hem de iki kere! Çünkü bu çamaşırlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.
SABAH
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kanser Düşmanı Sebze Meyveler
Kanser başta olmak üzere bir çok ölümcül hastalığa yol açan oksidanlara karşı baştan tedbir almak istiyorsanız iştetüketeceğiniz sebze ve meyveler.
Vücudun yüksek düzeyde tahrip edici özelliği bulunan ‘Serbest radikaller”den korunması için antioksidan kaynağı olan taze sebze ve meyvelerin tüketilmesi gerektiği bildirildi.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Vedat Şeniz,taze sebze ve meyvelerde bulunan antioksidanların sağlık açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Vücut oksijen kullanırken ortaya çıkan atık maddelerin ‘’serbest radikaller” olarak adlandırıldığını ifade eden Şeniz, ‘’serbest radikaller yüksek düzeyde tahrip edici etkiye sahiptirler. Çünkü temas ettikleri moleküllerin yapısını bozarlar. Başka bir ifadeyle bunlar dokuları paslandırırlar” dedi.
Şeniz, vücudun sürekli olarak serbest radikallerin erozyonuna uğrayan dokuları yenileyebilmek için antioksidanlara ihtiyaç duyduğuna işaret ederek, bu ”dost” maddelerin bir kısmının vücut tarafından üretildiğini bir kısmının da meyve ve sebzelerle dışarıdan alınması gerektiğini vurguladı.
Ağır yemekler yenilmesinin, besinlerdeki katkı maddelerinin, ilaç artıklarının, güneş ışığının, havadaki kimyasal maddeler, egzoz ve baca dumanları ile karşılaşılan pek çok kanserojen maddenin vücuttaki antioksidan ihtiyacını artırdığını anlatan Şeniz, bu nedenle beslenmede sebze ve meyvelere büyük önem verilmesinin büyük önem taşıdığını bildirdi.
Şeniz, yeterli düzeyde antioksidan alınmadığında kanser ve kalp hastalıklarının görülme riskinin arttığı, yüksek tansiyon ve damar tıkanıklıklığı görülme oranlarının yükseldiğini belirterek, şunları söyledi:
”En bilinen antioksidanlar A, E, C vitamini, selenyum ve çinkodur. Üzüm çekirdeği, şu ana kadar bulunan en güçlü antioksidan madde taşıyıcısı olarak literatüre geçmiştir. Özellikle siyah üzüm çekirdeğiyle birlikte yenilmeli. Çekirdek yutularak değil çiğnenerek yenilmeli. Böylelikle doğal bir antioksidan alınmış olunur. Sebzelerde ise brokoli, lahana, karnabahar, Brüksel lahanası, havuç, semiz otu, kereviz, soğan ve sarımsağın güçlü birer antioksidan kaynağı olduğunu görüyoruz. Daha koyu ve canlı, daha parlak renkli sebze ve meyveler daha çok antioksidan madde içerirler. Örneğin, domateste en çok bulunan ve diğer kırmızı sebzelere de rengini veren likopen, güçlü bir antioksidandır. Dolayısıyla domatesi yaz-kış yemeyi öneriyoruz. Yeşil çay antioksidan özelliği taşır ve mutlaka içilmesi gerekir. Ceviz, badem, fındık, kabak ve ay çekirdeği de antioksidan kaynağıdır. Bunun için bu yiyecekleri mutlaka yemeliyiz.”
Prof. Dr. Şeniz, meyvelerden kivi, çilek, mürdüm eriği, böğürtlen, yaban mersini ve kuşburnunda da bolca antioksidan bulunduğunu kaydederek, ”Bitki çaylarından kekik, biberiye, adaçayı gibi çaylar ve nane, zencefil, zerdeçal gibi baharatlar önemlidir. Sağlığımızı korumak için bol bol, mevsiminde taze meyve ve sebze tüketmeliyiz” dedi.
AA
Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kanser Tedavisinde Yeni Yöntem
Bilkent Üniversitesi araştırmacıları, akciğer kanseri, prostat ve diş tedavilerinin yan etkilerini ortadan kaldıracak bir çalışma başlattı. İşte ayrıntılar…
Teknoloji, kanserli dokuların kızıl-ötesi lazer ışınıyla dağlanarak tedavi edilmesi ve sağlıklı doku kayıplarının en aza indirgenmesini hedefliyor.
Yalnızca ABD’nin ileri laboratuvarlarında geliştirilen yeni nesil teknolojinin alt yapısı, yerli mühendis ve kaynaklarla tasarlanıyor.
Teknolojinin, Türkiye’deki tüm hastanelerde kullanılmasını hedefleyen araştırmacılar, Türkiye’nin bu teknolojiyi yurt içi kaynaklarıyla geliştirmesiyle ekonomiye büyük katkı yapacağını belirtiyorlar.
Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Bayındır, ”Tıbbı Uygulamalar İçin Kızıl Ötesi Lazer Fiberlerin Geliştirilmesi ve Uygulanması” konulu projeleri hakkında AA muhabirine bilgi verdi.
Bayındır, Sağlık Bakanlığı ile birlikte başlattıkları projelerinin TÜBİTAK’ın kamu projeleri kapsamına alındığını ve kurum tarafından yaklaşık 3 milyon YTL ile desteklendiğini ifade ederek, projede geliştirilecek kızıl-ötesi fiberlerin sağlık uygulamalarında kullanılması için 8 ay önce çalışmalara başladıklarını kaydetti.
Projenin süresinin 3 yıl olduğunu ifade eden Bayındır, yeni nesil, kendi kendini kontrol edebilen akıllı fiberlerin tasarlanmaya başlandığını belirtti. Bayındır, bunun yanında teknolojinin Türkiye’de üretilmesi için gereken tüm altyapının proje kapsamında tamamlandığını söyledi.
-MALİYETİ DÜŞECEK, SAĞLIKLI DOKULAR ZARAR GÖRMEYECEK-
Kızıl ötesi lazer teknolojisinin daha önce ABD’de yapılmış bir teknoloji olduğunu anlatan Bayındır, bu ülkede yavaş yavaş kullanım testlerinin başladığını belirtti.
Teknolojinin bir kaç yıl içinde tüm dünyaya yaygınlaşmasının beklendiğini ve Türkiye’nin de bu teknolojiyi kullanmasının öngörüldüğünü aktaran Bayındır, şunları söyledi:
”Bu teknoloji, Türkiye’ye geldiğinde fiber bir kablonun bir metresine bin dolar ödenecek. Ancak yerli kaynaklarla bu teknoloji üretilip tamamlandığında, bu maliyet neredeyse 1 dolara kadar inecek. Türkiye’de yaygın sigara kullanımı nedeniyle akciğer kanserlerinde büyük artış var. Türkiye’de kaç hastane ve hasta olduğunu düşünürsek bunun maliyeti de yüklü şekilde karşımıza çıkacak.
Biz bu teknolojiyle hem bu alanda insan gücü yetiştirmeye, hem teknolojinin alt yapısını kurmaya başladık. Proje, makroskopik bir preformdan metrelerce uzunlukta fiber elde edilen bir yöntem geliştirdiğimizden teknolojinin üretim maliyetlerini de oldukça önemli oranda düşürdük.”
Çalışmalarında fiberlerin optik, termal ve mekanik özelliklerinin inceleneceğini ve hayvanlar üzerinde gerekli testler tamamlandıktan sonra, kullanıma hazır hale getirileceğini dile getiren Bayındır şöyle devam etti:
”Yakın bir gelecekte bu yeni nesil fiberler sayesinde, vücut içinde ve dışında yapılan operasyonlarda kızıl ötesi lazer teknolojisi yerini almaya başlayacaktır. Özellikle boğaz ve akciğerdeki kanserli dokuların dağlanarak tedavi edilmesinde, çok ince bir katman halindeki kanserli dokuların dağlanarak tedavi edilmesinde kullanılması öngörülmektedir.
Erkeklerde prostat kanserlerinin tedavilerinde de sık karşılaşılan sorun, şu andaki lazerlerin sağlıklı dokulara da zarar verme ihtimalleri. Dolayısıyla iç kanamaya sebebiyet vermesi gibi çeşitli sorunlar doğabiliyor. Ancak yeni teknolojide bu ihtimaller neredeyse sıfırlanacak. Diş tedavilerinde de kullanılacak bu teknolojiyle dişin içinde bir iltihaplanma durumunda da halen kullanılan matkapla kesme işlemlerinin yerini bu teknoloji alacak. Kısaca yeni teknoloji sağlıklı dokulara zarar vermeyecek.”
Bayındır, dünya genelinde 20 milyar YTL pazar değeri olan teknolojinin, akıllı fiber projesi kapsamında en kısa süre içerisinde tamamen yerli imkanlarla üretilmesinin ve Türkiye’deki tüm hastanelerde kullanılarak, bu alanda dünyaya öncülük etmeyi hedeflediklerini söyledi.
-TEKNOLOJİ İÇİN GEREKLİ CİHAZLARI DA YAPIYORLAR-
Çalışmada, 24 kişilik bir ekibin görev aldığını kaydeden Bayındır, matematiksel hesaplamalardan son ürüne kadar tüm alt yapı çalışmasını bu araştırmacıların yürüttüğünü bildirdi.
Teknoloji için gerekli ”Film Kaplama Cihazını” bu ekibin başarıyla geliştirdiğini aktaran Bayındır, ”Bu cihaz, ABD’de de 300 bin dolara mal olmuştu. Bunu ABD’deki bir şirkete yaptırsaydık her problemde şirketle görüşmek zorundaydık. Ancak, bu konuda bir Türk şirketle çalıştık ve maliyetin çok az bir miktarına bu cihazı yaptık. Cihazın her türlü sistemini kontrol edebiliyoruz” diye konuştu.
-NE KADAR YOL ALDILAR?
Proje kapsamında pek çok çalışmayı tamamladıklarını ve Türkiye’nin ilk araştırma maksatlı ”fiber tower” denilen 4 metre civarındaki bir kulenin yapım çalışmalarını tamamen yerli imkanlarla tamamladıklarını bildiren Bayındır, ”Karbondioksit lazerlerimizle doku dağlama deneyleri yapıyoruz. Fiberlerin yapımı için çok az bir yolumuz kaldı. Şu an bir yandan da daha önce yurt dışında ürettiğimiz fiberlerle lazerle yakma işlemlerine de başladık” dedi.
Doç. Dr. Mehmet Bayındır, yakma işlemlerinin ardından fiber kulesinde çekme işlemlerine başlayacaklarını belirterek, bu işlemleri de başarıyla bitirmeleri halinde teknolojinin hastanelerde kullanılmaya başlanacağını söyledi.
AA
Bu yazı toplamda 1, bugün ise 1 kez görüntülenmiş


