Sihirli Şehir - City Of Ember
Gösterim tarihi : 24 Ekim 2008
Yönetmen : Gil Kenan
Oyuncular : Bill Murray , Tim Robbins , Toby Jones , Mackenzie Crook
Senaryo : Caroline Thompson, Jeanne Duprau (Kitap)
Müzik : Douglas Pipes
Görüntü yön. :
Tür : Aile / Fantastik
Süre : 105 dk.
Yapım yılı : 2008
Ülke : ABD
Dağıtıcı : UIP
Filmde Lina ve Doon adlı iki çocuğun öyküsü anlatılır. Onlar, gökyüzünün her zaman karanlık olduğu, güneşin doğmadığı Ember kentinde yaşarlar. Bu yüzden kentteki sokak lambaları ve evlerdeki ışıklar sürekli yanmaktadır. Ember kentinin enerji kaynaklarının tükenmeye başlamasıyla birlikte lambalar da titreşerek sönmeye yüz tutar. Bunun üzerine iki kardeş, Ember kentinin kuruluşundan beri var olan gizemi çözmek ve insanlara gün ışığını sağlamak için çareler aramaya başlarlar.
ekolay.net/Sinema
Bu yazı toplamda 32, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Bond 22 - Quantum of Solace
Gösterim tarihi: 7 Kasım 2008
yönetmen: Marc Forster
oyuncular: Daniel Craig, Judi Dench, Mathieu Amalric, Jeffrey Wright
senaryo: Neal Purvis, Robert Wade, Paul Haggis, Ian Fleming
müzik: David Arnold
görüntü yönetmeni: Roberto Schaefer
tür: Aksiyon-Macera-Dram
yapım yılı: 2008
ülke: ABD / İngiltere
Sevdiği kadın Vesper tarafından ihanete uğrayan 007, içinden gelen dürtüye karşı koyarak son görevini kişiselleştirmemeye çalışır. Kararlılıkla doğruyu ortaya çıkarmaya çalışırken Bond ve M , Mr White’ı sorguya çekerek, Vesper’a şantaj yapan, kimsenin tahmin edemeyeceği kadar karmaşık ve tehlikeli bir şebekeyi ortaya çıkarırlar.
Adli bilgiler Mi6 ’ya ihanet eden bir kişi ve Haiti’de bir banka hesabı arasında bir ilişkiyi ortaya koyar ve başkasıyla karışan kimliği, Bond’un burada kendi kan davası için çalışan güzel fakat alıngan kadın Camille ile tanışmasını sağlar. Camille, Bond’u doğruca gizemli bir organizasyonun başındaki nereden geldiği belirsiz iş adamı Dominic Greene’e götürür.
Görevi nedeniyle Avusturya, İtalya ve Güney Amerika’ya giden Bond, Greene’in dünyanın en önemli doğal kaynaklarından birinin tüm kontrolünü ele geçirmek için sürgündeki General Medrano ile anlaşma yaptığını öne sürerek komplo düzenlediğini ortaya çıkarır. Greene, organizasyondaki ortaklarını, CIA ve İngiliz hükümetindeki güçlü kontaklarını kullanarak, General’e görünürde verimsiz olan bir bölgeyi almak karşılığında Latin Amerika’daki rejimi yıkacağına ve kontrolü ona vereceğine dair söz verir.
İhanet ve yalan ortamında Bond gerçeği ortaya çıkarmak için eski dostları ile güçlerini birleştirir. 007, Vesper’ın ihanetinden sorumlu olan kişiyi bulmaya yaklaştıkça Greene’nin tehditkar planını ortaya çıkarmak ve organizasyonunu durdurmak için, CIA’in, teröristlerin ve hatta M’in bir adım önünde olmak zorundadır.
Bond 22 - Quantum of Solace Fragmanı
ekolay.net/Sinema
Bu yazı toplamda 23, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Üç Hanedan Ejderin Dirilişi - Three Kingdoms Resurrection Of The Dragon
gösterim tarihi: 22 Ağustos 2008
yönetmen: Daniel Lee
oyuncular: Maggie Q, Andy Lau, Rongguang Yu,
senaryo: Daniel Lee, Ho Leung Lau
müzik: Henry Lai
tür: Aksiyon-Dram-Macera-Savaş-Tarih
süre: 102
yapım yılı: 2008
ülke: Çin
dağıtımcı: Pinema
Çin’in dört büyük klasik romanından biri olan “Romance of the Three Kingdoms”dan uyarlanan ve iç savaş yüzünden ülke karşıt güçlerce parçalanıp sonunda üç rakip krallık arasında bölüştürülen Çin tarihinin en karanlık dönemi M.S. 190 – 280 yılları arasında geçen “Three Kingdoms – Resurruction of the Dragon”, ülkesinin birliği ve barış için savaşan ve yiğitliği ve savaştaki üstün yeteneğiyle yükselip tüm Çin’de tanınan bir kahraman olan sıradan bir adam ZHAO ZILONG’un hikayesini anlatıyor.
Zhao’nun dövüşerek birçok savaş kazanmasına ve kahramanlığının bir efsaneye dönüşmesine rağmen, yıllarca süren mücadeleye rağmen, savaş hâlâ tüm şiddetiyle devam etmektedir. Cesur savaşçı ilerlemiş yaşında, içteki ve dıştaki düşmanlarıyla savaşacağı, en son ve en zorlu savaşını kazanmak için birliklerini yönetme mücadelesi vermektedir.
ekolay Sinema
Bu yazı toplamda 3, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Mumya: Ejder İmparatoru’nun Mezarı - The Mummy: Tomb Of The Dragon Emperor
O’Connell ailesi bu kez 2000 yıllık uykusundan uyanan Ejder İmparatoru’yla baş etmeye çalışıyor. Ejder İmparatoru Han’ı yenmenin tek yolu ise imparatorun düşmanlarından oluşan, Çin Seddi’nin yapımı sırasında duvarların altında kalan orduyu canlandırmak.
“Mumya” serisinin üçüncü filmi “Mumya 3: Ejder İmparatorunun Mezarı-The Mummy: Tomb Of The Dragon” sinemalarda. Yönetmenliğini Rob Cohen’ın üstlendiği filmde, Brendan Fraser, Jet Li, Maria Bello, John Hannah, Luke Ford ve Michelle Yeoh rol alıyor. Senaryosunu Alfred Gough ve Miles Millar’ın kaleme aldığı film, daha önceki filmlerin iki temel karakteri ile artık büyümüş olan oğullarının çevresinde gelişiyor.
İkinci film “Mumya Dönüyor”un 10 yıl sonrasında yaşananları konu alan film, O’Connell ailesinin, 2 bin yıllık uykusundan uyanan Ejder İmparatoru’nun mumyasıyla baş etmeye çalışmasını konu alıyor.
Filmde, O’Connell ailesinin imparatoru yenmek için onun düşmanlarından oluşan, Çin Seddi’nin yapımı sırasında duvarların altında kalan orduyu canlandırıp savaşmak üzere harekete geçmesi işleniyor.
Yönetmen: Rob Cohen
Oyuncular: Maria Bello, Jet Li, Michelle Yeoh, Brendan Fraser, John Hannah, Russell Wong, Isabella Leong, Luke Ford, Anthony Wong Chau-sang
Senaryo: Alfred Gough, Miles Millar
Tür: Dram, Fantastik, Korku
Dil: Türkçe/Altyazılı
Süre: 113 dk.
Web Sitesi: http://www.themummy.com/
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 26, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Metal Gear Solid 4 Guns Of The Patriots
Kendi iyilikleri için zorlanması gereken bazı insanlar her zaman olur. Belli bir kitabı okumaları, o grubu dinlemeleri veya belirli bir oyunu oynamaları için illâ ki birilerinin kafasını şişirmeniz gerekir. Sonuncusu benim için de geçerli. Pes edip de Metal Gear Solid’i kendim oynayana kadar birisinin bir yıl boyunca oyun terimleriyle başımın etini yemesi gerekti – ve kesinlikle hiçbir şey için pişmanlık duymuyorum.
Hafta sonlarını güzel yapan da işte bu. İstediğinizi yapmak için zamanınız oluyor. Ve son beş hafta sonu boyunca sadece ve sadece Metal Gear Solid’in ilk üç bölümünü oynamak istedim. Belki de şu ana dek MGS ile meşgul olmamış olmam “kaderdi”, ve böylece MGS 3’ü anca geçen hafta sonu bitirmiş oldum. MGS 4’e başladığımda hikâye tam olarak şekillenmiş sayılmazdı, bu da bu oyunu oynamak için fena hâlde gerekliydi. Hideo Kojima’nın ellerinden çıkan kapsamlı oyun, MGS’de yer alan tüm heyecanlı yerlerin çözülmesini sağlıyor – en azından bölümlerdeki hikâyeyi ve karakterleri bilmeyen birisi oyunun sunduğu şeylerin çok büyük bir bölümünü kaçırmış olur. Ve oyunu bütünüyle izleyemez – cut sekansları ile herhangi bir düğmeye basınca devreye giren flashbackler yardımcı olmuyor.
Ama ilk oyunun kurulması gerekiyor. Oyun Double-Layer-Blue-Ray-Disc’e sığsın diye Kojima Productions’ın bazı kesintilere gittiği önceden biliniyordu – böyle bir kuruluma kim şaşırır? Güzel, oyun ilk defa sahnelere ayrılmış – beş sahneye. Bu, oyuncuya kurulumdan 20 – 30 dakika kazandırıyor. Her sahneden önce kısa bir kurulum yapılıyor. İlginç bir şekilde her bir sahne yalnızca geçici olarak kuruluyor. Yeni bir oyuna başlayan birisi yeniden 2 dakikalık kurlumu yapmak zorunda.
MGS’yi zaten oynamış olan herhangi biri oyunun yüzde 50 sinsice ilerleyerek oynanan oyundan (“sneaking gameplay”), yüzde 50 de sinematik sunumdan oluştuğunu bilir. The MGS serisi video oyunları alanındaki gösterişli yapımlar için bir referanstı – büyük olasılıkla hâlâ da öyle. Bu durum MGS 4’te de değişmiyor – hatta daha yüksek bir seviyeye taşınıyor. MGS’nin bu kadar iyi görünmesi bazen güzel sunumundan kaynaklanıyor – çünkü MGS 4’te render edilmiş cut sekansı gibi görünen şey aslında oyun içi grafikler. İnanmayan, introdan sonra oyun ana karakterden tereyağı kadar kaygan bir hareketle uzaklaştığında ve HUD yavaş yavaş gözden kaybolduğunda bunu görecektir. Ne? Şimdiden oynayabilir miyim? Evet – hadi gidelim!
MGS 2’den beri oyun prensibinde fazla bir değişiklik olmadı. Görülmemek hâlâ en önemli öncelik. Bununla birlikte, MGS 4 bunu oyuncuya bırakıyor, yani en iyi şekilde kullanılan kontrollerle (benim kişisel tercihim) seviyeler arasında Rambo gibi vurup kırarak ilerlemek mümkün. Bu, bir rakibe sinsice arkadan yaklaşıp çekilmiş bir silâhla ellerini kaldırmaya zorlamak ve sonra da üzerini aramak kadar eğlenceli değil. Bunu yapan herhangi biri rakip başına en az dört obje toplar. Eğer rakibi vurursanız yalnızca tek bir obje alabiliyorsunuz. MGS 4’teki sinsice ilerleme, MGS 3’ün optimize edilmiş bir versiyonu. MGS 3’teki kamuflajı hatırlarsınız. Doğru arazide uygun kamuflajı giyiyorsanız, düşman yalnızca anca üzerinize düştüğünde sizi görebilir. MGS 4’te bu durum daha pratik bir şekilde çözülmüş. Kamuflaj değiştirmek için menüye tıklamak yerine, Snake bu sefer ileri teknoloji ürünü bir giysi giyiyor. Bu OctoCamo giysisi, birkaç saniye boyunca duvara yaslanmanız ya da yere uzanmanız durumunda otomatik olarak çevrenin desenini alıyor. Güzel. Zamanla, Snake, çevreye daha fazla karışmanızı sağlayan yüz kamuflajı da elde ediyor – bunu MGS 3’teki kamuflaj makyajıyla kıyaslamayın. Şaşıracaksınız.
Oyunun zevkini kaçırmamak için MGS 4’ün tanıtım filmini henüz izlememeyi seçtiyseniz, oyunun paketine baktığınızda Snake’in nasıl yaşlandığı göreceksiniz. Tam bir dede olmuş. Neden? – bu tabi ki burada açıklanmayacak. Ama hayranları için nedeni açık – işte tam da bu nedenle Hideo Kajima oyuna birkaç ifade ve şaka getiriyor. Örneğin, arkadaş olduğunuz bir savaşçının yolundaysanız, hemen şöyle bir şeyler duyuyorsunuz: “Yoldan çekil büyükbaba,” “Dikkat et ihtiyar.” Snake’in yaşını gösteren yalnızca bu ifadeler değil, aynı zamanda animasyonlar da. Eğer kısa bir süre boyunca hareket etmeden çömelirseniz Snake inleyip sırtına biraz masaj yapacaktır. Snake, yaşına rağmen, önceden yapabildiklerini, hatta daha da fazlasını yapabiliyor. İhtiyar adamın yapabildiği bildiğimiz hareketlerin yanı sıra, sonunda çömelmiş vaziyette öne ilerleyebiliyor. Yanlara yuvarlanmak ve sırt üstü uzanırken ateş etmek, bir ajan olarak hayatı daha keyifli hâle getiriyor.
Ancak olay yalnızca yeni hareketler de değil: Bu sefer Snake’in James Bond filmlerinde görülenlere benzer bazı aletleri var. Bunlar arasında zoom yapma, gece görüşü ya da “düşman tespiti” modlarına ayarlanabilen yılan gözü var ve Otacon bunların yanı sıra bize kendi geliştirdikleri “Metal Gear MK 2”yi de veriyor. Alet maket boyutlarında bir Metal Gear Rex’e benziyor. Bu alet Snake tarafından kontrol edilebiliyor, kendini görünmez hâle getirebiiyor ve rakiplerinizi şok vererek uyutmak isterseniz elektrik şoku veriyor. Etrafta sinsi sinsi dolaşmanıza değmeyecek kadar çok düşman varsa bunu seçmek aşırı derecede pratik oluyor. Bu MK2 gerçekten şahane bir şey. Birkaç düşman elektrik şokları ile sersemlediğinde, Snake’e dönüyorsunuz ve sinsice dolanmaya devam ediyorsunuz. Görülmeniz durumunda bir seferlik oyun otomatik olarak sona ermiyor. Eğer doğru hareket ederseniz, saklanabilirsiniz. Bir fıçının içine örneğin – bu da bir nevi Snake’in içine girerek saklanmayı sevdiği kartonun daha gelişmiş versiyonu, kartonun içine girer ya da sadece sırtını bir duvara dayayarak keşfedilmemeyi umar. Eğer bu size kullanışsız geliyorsa, etrafta içine girip saklanabileceğiniz birçok çöp kutusu bulunuyor. Ancak dikkatli olun. Çöp kutularının içi, normalde de deneyimleyebileceğiniz gibi, berbat kokuyor. Başkalarının pisliklerini çok uzun süre didik didik ederseniz koku üstünüze siner ve rakipleriniz de bu kokuyu duyabilir!
Yapay zekânın aşağı yukarı Metal Gear’den alışık olduğunuz kadar olması gerçeğinin dışında ayak ve kan izlerini de görüyorsunuz. Aynı zamanda, eğer çok gürültülü hareket ederseniz sizi duyabiliyorlar ya da arkadaşlarının olmadığını fark edebiliyorlar veya sersemlemiş arkadaşlarını uyandırabiliyorlar. Doğrudan bir karşı karşıya gelme durumunda bunlar yalnızca tek bir sorun oluşturuyor, zira bir yaylım ateşi büyük miktarda yaşam enerjisini tüketiyor ve çocuklar genellikle tek bir grup hâlinde üzerinize saldırıyorlar. Gerçekten “zeki” değiller. Bu nedenle, sinsice hareket etmenin güvenli tarafındasınız. Eğer görüldükten sonra saklanma olanağınız yoksa, Snake bu durumda son çare olarak hepsi doğrudan menü yoluyla alınabilecek muazzam bir silâh deposuna başvurabilir. Daha acayip olanı ise Snake’in yenik rakiplerden silâhlarını otomatik olarak alıyor olması. Eğer zaten bir AK’si varsa, tabi ki yenisini almıyor fakat cephaneyi alıyor ve kendi güvenilir silâh tacirine satıyor. Teleskopik görüntüler, susturucular veya tüfek ek parçaları gibi cephane ve donatılar da oyunda herhangi bir zamanda menü yoluyla elde edilebilir. Siz de bu nedenle asla cephane sıkıntısı çekmemelisiniz. Tabi ki bu durum oyunu, önceki oyundan daha kolay hâle getiriyor.
Çoktan belirtildiği üzere, MGS 4 fantastik görünüyor. Ses ve atmosferden, oyun büyük olasılıkla beklenileni karşılıyor, hatta daha fazlasını veriyor. Zayıf dokular ya da zaman zaman (ekranda olan biten çok fazla şey olduğunda) resim karelerinde görülen düşme hiç sorunsuz affedilebilir. Karakterler aşırı derecede detaylandırılmış ve çok hoş bir şekilde hayata geçirilmiş. Hareket yakalama (“motion capturing”) yoluyla kaydedilen hareketler ve her zamanki gibi fantastik olan senkronizasyon işin geri kalanını tamamlıyor ve diğer çoğu oyunu geride bırakıyor. Ayrıca bir MGS’de ilk kez olarak oyun yalnızca bir çevrede geçmiyor, Bay Snake’i Doğu Avrupa’dan Güney Amerika yoluyla Alaska’ya gönderiyor. Size çeşitli ve fantastik tanıma anları garanti ediyor. Ah evet; patron dövüşleri de var tabi ki. Daha fazlasını söylememek lazım ki hiçbir şeyin tadını kaçırmayayım
MS
Kaynak:GamesRapidshare
Bu yazı toplamda 14, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Turning Point Fall of Liberty
Şöyle olsa ne olurdu? Bu benim kendime sık sık sorduğum bir soru. Ama bu sefer soru tarihe dayanıyor. Yankiler sessizce işlerine güçlerine bakarken, Naziler Avrupa’yı ve Rusya’yı istila etseydi? Spark’ın geliştiricisi böyle karamsar bir senaryoyu Turning Point: Fall of Liberty’de bize sunuyor.
Aslında burada inşaat sahasında çok güzel bir gün olurdu. 1960’ların başı, New York ayaklarımın altında, güneş parlıyor… Gökyüzündeki şu lanet avcı uçağı filoları olmasa, gerçekten mutlu hissedebilirdiniz. İlk patlamalar uzaktan duyulduğunda, sonunda bunun sakin bir gün olmayacağını anlıyorum. Hemen ardından, neredeyse yanımda bir patlama oluyor. Çelik kirişler bombanın etkisiyle çatırdıyor, pilotlar tarafından hedef alınan çalışanlar, zemine çakılarak ölümcül yaralanıyorlar. Hadi çıkalım buradan!
Turning Point: Fall of Liberty hiç şüphesiz heyecan verici. Bütün ortamı en üst düzey heyecan sağlıyor. Alman paraşütçüler gökten düşüyor, baktığınız her yerde patlamalar oluyor, siviller kaçışırken ölümcül avcı uçağı pilotları neredeyse başımızın üzerinden geçiyor. Bu gerçekten ikna edici bir yapım. Ne yazık ki tuhaflıklar zaman zaman çok fazla, çok belirgin ve hepsinden öte çok açık. Kare atlamaları, çıtırtılar, grafik hataları ve oyunun akışıyla çatışan tetiklenen sahneler keyif kaçırıyor. Size zevk verecek, doğru anda şık bir şekilde yapılmış çok şey var. Ama ne yazık ki oyunun grafik görüntüsü biraz eski ve özensiz. Duyurulan değişiklik DS üzerine odaklanmış, öldürülenlerin yüzünde toprak dokuları görülüyor. Pek çok animasyon da biraz sarsıntılı ve kesik kesik. Öte yandan patlamalara, yerden kalkan toza, kırışıklıkları ve yüz hatlarıyla tıpkı Indiana Jones gibi görünen zavallı centilmene hayran kalacaksınız.
Hem fantastik hem de aslına uygun unsurlar Turning Point: Fall of Liberty’de yan yana. Birkaç dakika oynadıktan sonra İkinci Dünya Savaşı’nın tanınan yiğitlerini ele geçiriyorsunuz. Ardından, Nazilerin bazı teknolojik yenilikleriyle karşılaşıyorsunuz. Ara sıra ciddi tutukluklar olsa da, oyun pek çok yönden son derece dinamik ve eğlenceli bir vakit vaat ediyor. Düz seviye tasarımı, tamamen farklı pek çok seviyeye göre yüksek ayrıntı açıdan daha az keyif verici. Bir noktada açık havada sallanan iskelelerde dengede duruyorsunuz, ardından harap olmuş merdivenlerden ve odalardan koşuyorsunuz ve her an kendinizi terk edilmiş bir arka bahçede buluyorsunuz ve bir sürü Nazi’yi geri püskürtmek zorunda kalıyorsunuz. Dövüş sahneleri biraz durgun, sadece düşmanlarınızın oldukça aptal hareket etmesiyle sınırlı değil.
El ele dövüş etkileşim sisteminin kullanılması harika bir fikir. Rakibinize yeterince yaklaştığınızda, bunu kullanabilir ve ortama bağlı olarak çeşitli hamleler yapabilirsiniz. Düşmanlarınızı gafil avlayabilir, onları derinlere fırlatabilir, canlı kalkan olarak kullanabilir veya başka bir şekilde onlardan kurtulabilirsiniz. Artık keyfinizi yerine getirecek bir şey var.
EB
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 6, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Ace Combat Fires of Liberation
Bazı şeyleri anlatmak zordur; yaşamak ya da görmek gerekir. Bu, Namco’nun inanılmaz grafikleri ile ağızları açık bırakan, atari (arcade) tarzı uçuş-savaş simülatörü Ace Combat 6: Fires of Liberation için de geçerli. Oyunu gören bir çok kişinin ilk dakika sonunda yaptığı yorumlar, “Oyun değil bu!” şeklindeydi. Evet, aslında bir oyun bu, ama ne oyun! Oyunun bu altıncı bölümünde olağanüstü kokpit görüntüsünden çok daha fazlasının sunulduğunu, acemi pilotlar bile daha ilk dakikadan itibaren görebiliyorlar.
İnanılmaz derecede sezgi yolu ile öğrenmeye izin vermesi ve kullanıcı-dostu oynanabilirliği sayesinde en acemi oyuncular bile bir yandan sürekli düşmanla uğraşırken, diğer yandan hedefe hızla ve isabetli atış yapabiliyor. Ace Combat 6’nın (AC6) standart seyir kontrolü sayesinde, jet avcı uçağına tam olarak hakim olabiliyorsunuz. Böylece hata yapmanız neredeyse olanaksız hale geliyor. Birkaç el hareketi ile, jet avcı ve bombardıman uçaklarını kolaylıkla ve gayret sarfetmeksizin kontrol edebiliyorsunuz. Buna ek olarak, ayrıntılı eğitsel bölümlerde, jet avcı uçaklarının tüm fonksiyonları size tanıtılıyor. Japon yapımcıların havacılık fiziğinin birkaç temel öğesini oyuna yerleştirmesi sayesinde tüm pilotların korkulu rüyası olan tutunma kaybı (stall) oyunda kesinlikle gerçekleşiyor, ancak, böyle durumlar çoğunlukla kontrol altına alınabiliyor. Evet, hatta uçağın düşmesi olasılığını tamamen ortadan kaldıran bir seçenek bile oyunda mevcut. Simulasyon hayranları arasında gelenekçi ve tutucu oyuncuların bundan fazlaca hoşnut kalmayacakları ortada, ama zaten bu tür oyuncular büyük olasılıkla AC6’yı oynamaktan zevk almayacaklar, çünkü oyunda, olaylar fazlasıyla aksiyon ağırlıklı. Neyse ki, neredeyse bir saat süren uçak kalkış ve iniş aşamalarına bu bölümde yer verilmemiş.
Eğer standart seyir kontrolleri aşırı karmaşık gelirse, yeni başlayanlar için oynanabilirliği son derece kolaylaştıran ve en beceriksiz oyuncunun bile oyunu rahatlıkla oynayabilmesini sağlayan daha basit bir seçenek seçilebiliyor. Seçeneğiniz ne olursa olsun, jetinizle göklere yükseldiğinizde sizi bekleyen iki şey olacak: birincisi, aksiyonla dolu bitmez tükenmez hava muharebeleri ve ikincisi ise bakmaya doyamadığınız muhteşem bir manzara. Takipçi perspektifinden, büyülenmişçesine, son derece ayrıntılandırılmış manzaralara ve yüksek çözünürlü dağ, göl, kırlık alan görüntülerine bakarken, sanki gerçek bir film klibi seyrettiğiniz duygusuna kapılıyorsunuz. Güneş ışınları uzakta, tüm ayrıntılarıyla görüntülenen uçak modelleri üzerinde oynaşırken, insan saatlerce - ya da en azından ilk düşman formasyonları ile karşı karşıyana gelene ve silah arkadaşlarıyla birlikte hücum moduna geçinceye kadar - havada kalıp bu ortamın doyasıya tadını çıkarmak istiyor.
Bundan sonra, yani muharebe başlar başlamaz, artık muhteşem manzaralara dikkat edecek zamanı bulamıyorsunuz. Ace Combat serisinde alışılagelmiş olduğu gibi, bu bölümde de, görevler çok düzeyli tasarlanmış ve ana görevlerin yanısıra ikincil görevlere de her zaman yer veriliyor, ama bunları yerine getirmek çoğunlukla zorunlu değil. Eğer, ikinci derecede önem taşıyan hedeflerin peşinden koşmaya karar verirseniz, hem bu görevlerin ardından uçak ve çeşitli silah sistemleri satın alırken kullanmak üzere ek kredi kazanabiliyorsunuz, hem de düşman üssüne ya da son düşmana doğru izlenecek güzergâh da giderek kolaylaşıyor. Ancak, arada, tek amacı sizi havaya uçurmak olan yüzlerce düşman var. Düşman jetleri, yer savunması, özel filo, uçan kale gibi farklı unsurlardan hangisi ile uğraşırsanız uğraşın, AC6’da yeteri kadar aksiyon olmadığı şeklinde bir şikayette bulunamazsınız.
Oyunun yapımcıları ara sıra dozu kaçırmışlar. Örneğin, hava muharebeleri düşman ve dost birliklerle dolup taşarak aşırı kalabalık hale gelebiliyor. Bu da neredeyse kaosa neden olarak, dikkatinizin dağılması riskini beraberinde getiriyor. Yine de, kritik durumlarda, görevin başında seçtiğiniz birçok özel silahtan birini kullanarak ve örneğin, bir atışta dört düşmanınızı vurup düşürerek; ya da bir düğmeye basıp hedefinize kilitlenip hedefin üzerinde kalarak kendinize çeşitli fırsatlar yaratabiliyorsunuz. Ayrıca, hikâyenin gelişiminde kullanılan uzun ara videolar sırasında da bir nebze de olsa soluk alma şansınız oluyor. Ancak, ne yazık ki sonuçta, bu minik ara filmler gerektiğinden daha uzun soluklu ve aslında konuyla da pek yakından ilgili değiller. Bu nedenle, trajik gelişmelerle gerçek anlamda bir duygusal bağlantı kurulamıyor.
Oynanabilirlik açısından oyun, tek oyuncu modunda seriyi başından beri oynamış olan tecrübeli oyunculara yeni bir şey sunmuyor. İnternet üzerinden oynanan çoklu oyuncu modu ise, çevrimiçi özellikleriyle yenilik dolu. İlk olarak, internet üzerinden diğer oyuncuların savaşçılarına karşı rekabet ediyorsunuz ve bu süreç içinde, en fazla 16 avcı pilotuna karşı heyecanlı hava muharebelerine giriyorsunuz. Ölüm maçı (deathmatch) ve takım oyunu (teamplay) seçeneklerinin yanısıra en fazla dört oyuncunun bir araya gelip oynayabileceği bir işbirliği (co-op) modu da var, ancak bu mod sadece bazı görevler için oynanabiliyor, ne yazık ki kampanyanın tamamı bu şekilde oynanamıyor. Gerçek oyuncular tarafından oynanan düşmanlar, yapay zekâlı pilotlardan daha zeki ve kurnazca hareket ediyor ve çoğunlukla hata affetmiyorlar. Sonuçta ortaya farklı ve heyecanlı muharebeler çıkıyor ve bu da sizi oyunun başında uzun süre kalmaya motive ediyor.
MS
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 9, bugün ise 0 kez görüntülenmiş


