Su - Günce Koral
İlk solo albümü “Bu Aşk Değil” ve ikinci solo albümü “Volume II”de yer alan; “Bu Aşk Değil”, “Uyuyamam”, “Yalnızlığım”, “Gecemi Al”, “Severim”, “Güllerim Soldu”, “Biliyordum” (Fatih Erkoç düet) gibi birçok sevilen şarkı ile tanıdığımız Günce Koral, 3.solo albümü “Su” ile iki yıllık suskunluğunu bozuyor.
Albümün çıkış ve ilk videoklip şarkısı; söz ve müziği Sezen Aksu’ya düzenlemesi Hacı Mustafa Ceceli’ye ait olan “Nezaket”. Bu şarkı daha önce basında Tarkan’ın son albümünün çıkış şarkısı olarak yer almıştı; fakat sonrasında şarkının bestecisi Sezen Aksu ve Tarkan’ın ortak kararı ile albümden çıkartılmıştı. Birçok şarkıcının okumak istediği, Günce Koral’a kısmet olan ve merakla beklenen şarkı “Nezaket”, Günce Koral’ın yorumu ile sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyor.
Erhan Bayrak, Mustafa Ceceli, İskender Paydaş, Semih Tuncer, Erim Ardal gibi birbirinden güçlü aranjör kadrosuna sahip olan “Su” albümü, adını albümde yer alan herhangi bir şarkıdan almamış. Albümdeki birbirinden güzel, samimi ve duru şarkıyı dinlediğinizde, sizde de “Su Gibi Bir Albüm” etkisi yaratacak…
1. Esnaf Lokantası
2. Nezaket
3. Siyah Beyaz
4. Can
5. Azar Azar
6. Gidiyorum
7. Tok
8. Benim Olmadın
9. Azar Azar (Club version)
10. Gündüzün Gecenim
powerturk
Bu yazı toplamda 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yemek Yerken Su İçmeyin!
Ramazan ayı bize sağlık açısından nbüyük bir imkan sunuyor.
Orucun asıl amaçlarından olan sindirim sisteminin dinlendirilerek insan sağlığının korunması maalesef çoğunlukla unutulur amacın aksine iftar ve sahurda dengesiz ve çok yemek yiyerek vücudumuzu daha fazla yorarız. Bedenin veya organların dinlendirilmesi binlerce yıldır bilinen bir şeydir.
Eski uygarlıklar daha sonra Yunan ve Roma uygarlıkları bu yöntemi uygulamış pek çok dinde de oruç yer almıştır. Oruç sağlık açısından organların dinlendirilmesi yönünden bilinen en eski uygulamadır. Çağımız pek çok beslenme uzmanı zaman zaman organların dinlendirilmesi gerektiğini savunurken insanlar dünyanın dört bir yanında açılan detox merkezlerinin kapısını çalıyor.
İşte Ramazan ayı bize sağlık açısından böylesine bir imkan sunuyor. İnsan istediği kadar iyi ve kaliteli besinler alsın eğer toksinler birikmişse bunlardan arınılmadıkça beden sahibini sağlıklı bir biçimde besleyemez. Bedeni çevreleyen bu zararlı ortamdan kurtulmanın en akıllıca yoluysa oruçtan geçmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda gündeme gelen 1900′lerin başında Alman Profesör Arnold Ehret’in geliştirdiği oruç terapisi teorisi bunu kanıtlar nitelikte. Hatırlayacak olursak bu teori insanın çocukluk çağlarından itibaren tükettiği besinlerin dışarıya atılamayan parçaları nedeniyle bağırsakların ve damarların zamanla tıkandığını ve dolayısıyla hastalıkların meydana geldiğini savunuyor. Alman doktor, Ehret bu tıkanıklığı açmanın tek yolunun ise oruç olduğunu savunmakta.
DÜŞMANLARINIZI TANIYIN
Toksin!!! Toksin zehir demektir. Toksin dış ortamdan sigara dumanı, egzos, kimyasal maddeler, havalandırma sistemlerinden soluduğumuz hava ve yiyecekler yoluyla vücuda girdiği gibi aynı zamanda vücut tarafından da üretilir. Kısacası vücudumuz bu zehire sürekli maruz kalmaktadır. Özellikle büyük kentlerde yaşayanlar. Bu zehirli maddeler ve parazitler, vücudumuza bilinçsiz beslenme yoluyla da girerler. Bu besinleri kullanıp zehirlerden etkilenen organlarımız yorgun düşer. İşte bedenin arındırılması organların dinlendirilmesi dolayısıyla oruç bu düşmana karşı savaşımda en büyük silahtır.
Aç kalmak başka, vücudu dinlendirmek başka
Yemek yememek yani bedeni aç bırakmak; onu gereksinim duyduğu vitamin ve minerallerden yoksun bırakmaktır. Organların dinlendirilmesinde amaçlanansa vücudu zararlı maddelerden özellikle toksinlerden arındırmaktır. Ramazan boyunca sahura kalkmayı ihmal etmeyin, böylelikle metabolizmanız daha az yavaşlayacaktır. Yine oruç tutarken sahurda ve iftarda aldığımız besinlerin kalitesine ayrıca önem göstermeliyiz.
Vücudunda 5 kilo zehirle dolaşanlar var
Beden kısmen bağırsaklar kısmen de böbrekler yoluyla temizlenir. Oruç tutan insanların idrarı daha koyu ve asitlidir. Bağırsaklar normal çalışamaz. Alman profesör Arnold Ehret’in Oruç terapisi teorisinde ortalama alışkanlıklarla beslenen bir insanın bağırsaklarında en az beş kilo dışarıya atılmamış dışkıyla dolaştığını bunun da vücut sisteminin zehirlenmesine neden olduğunu belirtiyor. Detox merkezlerinin çoğunda terapi öncesinde hastalara ya lavman yapılmasının ya da müshil ile bağırsaklarının temizlenmesinin nedeni budur.
Bedenin dinlendirilmesinde ozon desteği
Bağırsakların temizlenmesinde ozon terapinin önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Ozon(o3) hücre elemanlarını ve enzim sistemlerini uyararak vücudun kendi antioksidan korumasını hızlandırır. Antioksidan enzimlerin kanda süratle artması vücudun kendisine zararlı olan gelişmeleri önler.
Bu sayede çeşitli yollarla insan bedenine girmiş olan veya metabolizma sonucu üretilmiş olan ama insan sağlığına zarar verebilecek kimyasallar bertaraf edilir. Bir yandan damarların genişlemesini diğer yandan kan hücrelerinin yapımını hızlandıran ozon yetersiz kan giden bölgelere kanın daha iyi gitmesini sağlar.
Kan dolaşımını arttırma yeteneği, dolaşım bozukluklarının tedavisinde kullanılır ve organik fonksiyonların yeniden canlandırılmasında ozonu çok değerli kılar. Ozon (o3) terapisi bedenin dinlendirilmesi ve toksinlerden arındırılmasında önemli bir destek programdır. Kan, sauna ve rektal olarak uygulanan Ozon terapisi toksinlerin vücuttan atılımını hızlandırır. Ozon terapi uygulaması Ramazan ayında dinlendirilen bedenin tam anlamıyla arındırılmasında büyük önem taşıyor.
O3 gazının rektal yolla uygulanmasında (tıbbi olarak rektal insuflasyon denir). Kişi hiçbir rahatsızlık hissetmez, çünkü O3 gazı direkt olarak hassas barsak cidarı (membranı) tarafından emilir; buna ek olarak tüp ve torbalar tek kullanımlık olduğundan tamamen hijyeniktir.
Son zamanlarda detox programlarında önemli yer tutmaktadır. Ozon sauna ve kanın ozonlanması yöntemi, ozonun bedenin dinlendirilmesi ve detox programlarında diğer uygulanma yöntemleridir.
Bilinçli bir biçimde oruç tutan insanlar açlık duymayabilir
Ramazan boyunca iftarda ve sahurda taze meyve ve sebze karışımları hazırlayabilirsiniz. Ancak yemek sırasında tüketmek sindirimi zorlaştıracaktır.
O nedenle yemekten yarım saat önce ya da sonra içmek faydalı olacaktır. İftarda buğuda pişireceğiniz ya da haşlayarak hazırlayacağınız sebze, karışık mevsim salatası, öğününüzün yüzde 25′i kadar kuru sebze, ızgara et,yumurta ya da peynir, kepekli ekmek kepekli pirinç, bulgur ve tahıllara yer verebilirsiniz. Günde en az 2 porsiyon meyveyi çiğ ya da komposto olarak tüketin. Su içmek bağırsak ve böbreklerin çalışmasını hızlandırır. Ancak yemek esnasında su içmek, sindirim sistemini bozabilir.
Tuz tüketiminize dikkat edin
Kanımızda litre başına 7 gram tuz vardır. Tuz insan yaşamında büyük önem taşır ancak tuzun aşırı kullanımı hücrelerin suyunu atmasına engel olur ve pek çok artık bedenden çıkamaz. Özellikle sürekli etli ve peynirli beslenme tarzı su gereksinimini arttırır. Özellikle Ramazan ayı boyunca iftarda ve sahurda kullandığımız tuz miktarını kontrol altında tutmak gereklidir. Bu vücudun aşırı su ihtiyacını arttıracaktır.
Dr. İsmail Ağar
BUGÜN
Bu yazı toplamda 23, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Su İçmeyi Abartmamak Gerek
Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Yeniçerioğlu, özellikle yaz aylarında suyun az tüketiminin yanı sıra fazla tüketiminin de sakıncalı olabileceğini söyledi.
Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Yeniçerioğlu, suyun insan yaşamı için vazgeçilmez bir unsur olduğunu, insanların yemek yemeden haftalarca canlılığını sürdürebildiğini, ancak susuz sadece birkaç gün yaşayabildiğini söyledi.
İnsanların ter, idrar ve solunum yolu ile su kaybettiğini ifade eden Yeniçerioğlu, normal bir bireyin su gereksiniminin, metabolizma hızı, ortam ısısı gibi pek çok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini belirtti.
NORMAL SU İHTİYACI 1,5-2,5 LİTRE
Normal koşullarda insanların gereksinim duyduğu su miktarının günde 1,5-2,5 litre arasında değiştiğini açıklayan Yeniçerioğlu, yaz aylarında sıcak ortamlarda, ishal, aşırı terleme ve çeşitli hastalık durumlarında su ihtiyacının artacağına işaret etti.
Vücudun normal sıvı dengesinin sağlanabilmesi için kayıp kadar sıvı alınması zorunlu olduğunu ve böbreklerin vücut sıvı ve elektrolit dengesini sağlamasının hayati öneme sahip olduğunu dile getiren Yeniçerioğlu, şöyle konuştu:
“Fizyolojik oranlarda gereken su miktarının alınamaması durumlarında, vücutta sıvı açığı gelişecektir. Biz buna tıpta ‘dehidratasyon’ diyoruz. Dehidratasyona bağlı olarak kan basıncında düşme, kalp atımlarında artış gibi tablolarla karşılaşabiliriz. Bu tablonun ilerlemesi ile beraber, hipertansiyon, şok ve böbrek yetmezliği gibi süreçler gelişebilir.”
AŞIRI SU TÜKETİMİ DE TEHLİKELİ
Son yıllarda cilt güzelliği, diyet, toksitlerin atılması ve kanın temizlenmesi gibi gerekçelerle insanların günlük 4-5 litre sıvı tüketilmeye teşvik edildiğini ifade eden Yeniçerioğlu, şunları söyledi:
“Böbreklerin belirli bir oranda su atma kapasitesi vardır. Böbreklerin su atma kapasitesinin üzerinde su alındığında, atılamayan su, kanda birikerek, kandaki elektrolitlerin, kan hücrelerinde değişikliklere neden olarak, kan sodyum düzeyinde düşmeye neden olur. Biz bunu da tıpta ‘hiponatremi’ olarak tanımlıyoruz. Kan sodyum düzeyindeki düşmeye bağlı gelişen beyin ödemi, bulantı, kusma, halsizlik, bilinç değişiklikleri, kasılma nöbetleri, koma ve hatta ölüme neden olabilir.”
BÖBREK HASTALARI AŞI SU TÜKETİMİNDEN KAÇINMALI
Yeniçerioğlu, özellikle böbrek yetmezliği çeken hastalarının hem kamuoyunun, hem de doktorların yönlendirmeleri ile “Üremiz düşsün, kanımız temizlensin” diyerek 3 litre, 5 litre su içtiklerini, bunun sonucunda da zehirlenme olaylarının yaşandığına dikkati çekerek, böbrek yetmezliği çeken hastaların aşırı su içiminden kaçınmalarını istedi.
AŞIRI SU TÜKETİMİNİN SONUÇLARI
ABD’de yapılan ve en çok suyu içenin ödülü kazandığı bir yarışmada, yarışmacılardan birinin hiponatremi sonucu hayatını kaybettiğini aktaran Yeniçerioğlu, yine ABD’de bakıcısı tarafından su içmekle cezalandırılan 3 yaşındaki bir çocuğun da hiponatremi nedeniyle öldüğünü kaydetti.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 4, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Sağlıklı Böbrekler İçin Su Şart
Hayatımızın en büyük ihtiyaçlarından olan su, böbreklerimiz için de önemli. Böbreklerin normal şekilde çalışabilmesi için günde en az 1 litre su içilmesi gerekiyor.
Böbrek sağlığı için günde en az 1 litre su içmek ve sadece protein ağırlıklı beslenmemek gerektiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Kantarcı, vücuda yeterli miktarda sıvı girmediği zaman böbrek fonksiyonlarının olumsuz etkilendiğini söyledi.
Uzman Doç. Dr. Gülçin Kantarcı,, böbrekler açısından suyun önemini şöyle anlatıyor:
“İnsan yaşlandıkça vücut su kaybetmeye başlar. Aslında bu da yaşlanmanın nedenidir. Ani gelişen vücuttaki su kayıplarında dolaşan kan miktarının yeterli olabilmesi için vücut önce yavaş yavaş sıvı atışına engel olur. Böbreklerden idrar çıkışı durur. İdrar miktarı vücut tansiyonunun düşmesine engel olmak için idrarı tutar ki vücutta kan dolaşabilsin. Özellikle yaz dönemlerinde çocuklarda çok sık karşılaşılan ishal vakalarında yeterli sıvı alınmadığı zaman idrar çıkışı durur ve böbrek yetmezliğine neden olabilir. Aynı şekilde yaşlılarda da yaz dönemlerinde rastlanan ishalden dolayı böbrek yetmezliğiyle sık karşılaşıyoruz. Özellikle bunama sorunu olan yaşlılar su içmeyi unuttukları için böbrek yetmezliği sorunu ortaya çıkabiliyor. Hatta bazen yeterli su almayan yaşlılarda kandaki tuz miktarının aşırı artmasına bağlı birtakım beyinsel rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Vücut suyunun yüzde 1’ini kaybettiğimizde susuzluk hissi olur; yüzde 10’ ununu kaybettiğimizde ise bilinç kaybı olabilir; hatta kişi hayatını kaybedebilir. Bu nedenle ısının 28 derecenin üzerine çıktığı havalarda, dışarıda uzun süre sıcak ortamda kalan kişilerde ve özellikle çocuk ve yaşlılarda sıvı miktarını artırmak lazım.“
Terleten giysilere dikkat!
Böbrekte sorun yaşanmaması için günde en az bir litre su içilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Kantarcı, bazı durumlarda bu miktarın daha da artacağını söylüyor:
“Sıcak yaz aylarında su gereksinimi 2,5 litreye kadar çıkıyor. Erişkin bir insan günde en az bir litre su tüketmeli, kişinin durumuna göre bu miktar üç litreye kadar çıkabiliyor. Böbrek yetmezliği olanlarda bu miktarı birazcık daha yüksek tutuyoruz. Özellikle spor yapanlarda bu ihtiyaç daha da artar. Spor sırasında daha çok sıvı kaybı olduğu için spordan sonra mutlaka sıvı tüketimi arttırılmalıdır. Özellikle bilinçsiz olarak yapılan ağır sporlar sonrası ya da sırasında yeterli miktarda su alınmazsa böbrek yetmezliğine rastlanıyor. Bunun dışında spor yaparken kilo vermek için aşırı terleten giysi giyenlerde de şiddetli sıvı kaybı yerine konmazsa böbrek yetmezliği ile karşılaşabiliyoruz.”
Tuz kullanımını kısıtlayalım, sadece proteinli diyetler kaçınalım
Böbrek yetmezliği ve yüksek tansiyon durumlarında önce kandaki tuz miktarına baktıklarını belirten Dr. Kantarcı, “Bu hastalarda önce kandaki tuz miktarı düşükse tuzlu sıvı veriyoruz veya kanındaki su miktarı çok düşükse sıvı veriyoruz. Yani vücutta ne eksilmişse onu yerine koymaya çalışıyoruz” diyor.
Beslenmenin de böbrek yetmezliğinde çok önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Gülçin Kantarcı, konuyla ilgili şunları söylüyor:
“Bazı gıdalarda tuz miktarı çok fazladır. Örneğin dereotunda sodyum miktarı çok yüksektir. Sebzelerin bir kısmında oldukça yüksek tuz vardır, bunlara bir de salça ve tuz eklendiğinde çok yüksek miktarda tuz alınmış olur. Ayrıca zayıflamak isteyen kişilerin yaptığı protein ağırlıklı diyetler de böbrek fonksiyonlarına zarar veriyor. O nedenle bir hekime danışmadan protein ağırlıklı diyet yapılmaması gerekir.”
Böbrek yetmezliği olanların dikkat etmesi gerekenler
Protein alımı kısıtlanmalı.
Özellikle yüksek tansiyon ve kalp yetmezliğinin de böbrek yetmezliğine eşlik ettiği durumlarda tuz içeriği yüksek gıdalardan uzak durulmalı (sodalı içecekler, dereotu gibi sebzeler )
Turşu, salça ve salamura gıdalar yenmemeli.
Kişide potasyum yüksekse patates, kayısı ve muzdan uzak durulmalı.
Ntvmsnbc
Bu yazı toplamda 19, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yanan Her Ağaç Su Kaynağını Yok Ediyor
Temmuz 16, 2008 by macline
Filed under Bilim ve Teknoloji
Orman yangınları, su kaynaklarını da yüzde 50 oranında riske attıyor.
Orman Mühendisleri Odası Doğu Akdeniz Şube Başkanı Selami Tece, nüfus artışı, ekonomik gelişme, hızlı sanayileşme, yanlış arazi kullanımı ve erozyon sorunlarının yaşandığı ormanlık alanların en büyük düşmanın, yangın olduğunu söyledi.
Dünyadaki 3 milyar 952 milyon hektar orman alanının, toplam kara alanının yüzde 30’una tekabül ettiğini belirten Tece, her yıl dünya genelinde ortalama 13 milyon hektar ormanlık alanın tahrip olduğunu belirtti.
Tece, en büyük karbon yutağı olan ormanlık alanların tahrip olmasıyla, iklim değişikliği, küresel ısınma, çölleşme, biyolojik çeşitliliğin yok olması gibi çevre problemlerinin yaşandığına dikkati çekerek, bu konuda ciddi önlemler alınmasının kaçınılmaz olduğunu bildirdi.
Türkiye’de ormanlık alanları genişletme çabalarının yanı sıra bozuk olan alanların da verimli hale getirilmesi konusunda ciddi çalışmalar yapıldığına işaret eden Tece, “Kasıt, ihmal, dikkatsizlik veya kaza sonucu çıkan yangınlarda tahrip olan alanları tekrar eski haline getirmek üzere orman teşkilatı tarafından ciddi ve hızlı bir çalışma yapılıyor” dedi.
Selami Tece, orman yangınlarının su kaynaklarımızın yüzde 50’sini riske attığını belirterek, şöyle konuştu:
“Ülkemizde kullanılabilir suyun yarısı, erozyon ve toprak kaybının önlenmesi bakımından tarımın sigortası durumunda olan ormanlardan süzülerek elde ediliyor. Türkiye’nin yıllık kullanılabilir su miktarının 107 milyar ton olduğu düşünülürse, orman yangınlarının su kaynağı üzerindeki baskısı ortaya çıkar. Yanan her ağaç su kaynaklarımızın yok olması anlamına geliyor. Ormanlar yok olduğu sürece kullanılabilir sularımız azalacak ve her geçen sürede tehlikeli boyuta varacak.”
YANGINLARIN YÜZDE 97’Sİ İNSAN KAYNAKLI
Tece, Türkiye’de orman yangınlarının yüzde 97’sinin insan kaynaklı olduğunu da söyledi. Yanan her hektar alanın, hem doğadan hem de canlılardan bir parça götürdüğünü ifade eden Tece, “Her orman yangını, su gibi yaşamın sürdürülebilirliği açısından önemli olan kaynaklarımızı biraz daha azaltıyor. Kuraklık riskine karşı en önemli silahımız ormanlarımızı gözümüz gibi korumalıyız.”
Tece, orman yangınları ve orman zenginliğinin artırılmasına karşı mücadeleyle Çevre ve Orman Bakanlığı’nın tek başına sorumlu olmadığını, toplumun her kesiminin bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
Ormanların yalnızca ağaç topluluğu değil, barındırdığı biyolojik çeşitlilik ile bir bütün olduğunu anlatan Selami Tece, şunları kaydetti:
“Aynı zamanda gen kaynağı ile de gıda güvenliğinin temelidir ve tarımın sigortasıdır. Su kaynaklarının varlığı da çevresindeki ormanların varlığı ile sürekliliğini sağlayabilir. Günümüzde kuraklığın da etkisiyle tehlike altında olan su kaynakları ve yer altı sularımız, orman alanlarının tahribatıyla daha da trajik bir hal alacaktır.”
NtvMsnbc
Bu yazı toplamda 4, bugün ise 1 kez görüntülenmiş


