Zak McKracken Between Time and Space
Fan projelerinden geçilmiyor. İyi olanları süzmek nispeten kolay ama sıkıcı bir iş. Sonunda her bir projeye bakmanız gerekiyor. Aynı zamanda, pek çok proje eski bir şeyi daha iyi grafiklerle yeniden ortaya çıkarmaya çalışıyor…. aslında grafikler bazen daha iyi. Zak McKracken - Between Time and Space’in gördüğüm ilk görüntüleri gerçekten hoş geldi. Eski sitil, gerçek işaretleme ve tıklama tarzı. Modern, yeni bir oyunda? Yaşasın. Ne büyük nimet!
Artificial Hair Bros. Tüm macera oyunlarında yeni bir saç kesimi gerektiğini iddia ediyor. Ve bu konuda da yanılmıyorlar. Hepimiz “Kullan”, “Ver”, “Aç” envanterlerini özlemedik mi? En azından biz macera tutkunları? Eminim özlediniz! Zak McKracken - Between Time and Space geçmişe dönüş macera bekleyenlerin bekleyişlerine bir nokta koyuyor! 60’dan fazla ELLE ÇİZİLMİŞ konum, çok fazla bilmece ve bulmaca, Maniac Mansion, Indiana Jones hissiyle, Zak McKracken sadece eski oyunları oynayacak elde edebileceğiniz bir şey sunuyor. Ama dikkat edin! Zak McKracken “fan macerası” unvanını hak etmiyor. Bundan çok daha fazlası olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü bu projeye çok fazla sevgi yatırımı yapılmış.
Cana yakın, kafası dağınız muhabirimiz Zachary McKracken, en azından kendi şartlarında düzenini kurmuş. Bir kitap yazarı olarak (Zak dünyayı nasıl kurtardı) elde ettiği gelirle kendi editörlük bürosunu işletebiliyor. Çıkardığı – dürüst olalım – “Ulusal Köstebek” adındaki bayağı derginin satış rakamları düşüyor – başka ne beklenirdi. Zak bu nedenle daima yeni büyük hikayeler peşinde. Kurabiye yarışması sırasında çenesi kilitlenen bir İsveçli veya mikrodalgalarla zamanda yolculuk yapan bir köstebek. Bunlardan birinde çok yanılmıştı. İlk dünyayı kurtarma görevinden henüz dönmüştü ki, eşit derecede stresli başka bir durumla karşılaştı. Ve elbette Caponians da yine bir rol oynuyor. Hangisi olduğunu söylemeyeceğim.
Mutluluk gözyaşlarına boğan LucasGames tarzından, farenizi kullanarak oyunun sunduğu pek çok konumda Zak’e yol gösteriyorsunuz. San Francisco’dan Waikiki’ye, Meksika’dan İskoç’a veya (şükürler olsun!) İsviçre’ye! Gördüğünüz gibi, gezgin muhabirimiz son macerasında yine dünyayı dolaşıyor. Konumlar kullanabileceğiniz çeşitli nesnelerle dolu, bunları diğerleriyle birleştirebilir veya sadece bakabilirsiniz. İlginç – “profesyonel” maceraların aksine, Zak daha çok “Bunu kullanmak istemiyorum” veya “X nesnesini X kişisine vermeyeceğim” tipi cümlelere sahip. Tekrarları sadece 2 saat oyunu oynadıktan sonra duyuyorsunuz. O zaman bile çok sık değil.
Ayrıca geliştiricilerin eski LucasGames’e atıfları da harika. ´Örneğin Zak’in kahve kupasında bir LucasArts logosu görülüyor. “Bak” özelliğini kullanarak kupaya daha yakından bakarsanız, Zak “kupa üzerinde bir logo var… hmmm… bunu daha önce görmemiştim” diyor. Zak’in yatak odasında büyük bir Manic Mansion posteri asılı ve Meksika’daki kazı sahasında, duvar resimleri kırmızı tentaküz gibi görünüyor. Bu kazı konumunda ne olduğunu görmek için deliğe bir taş attığınızda, Indiana Jones ve Fate of Atlantis’in de unutulmadığını görüyorsunuz. Sophia Hapgood’un labirentten kurtarıldığını hatırlıyorsunuz.
Genel olarak, eski LucasGames maceralarını grafik atmosferi güçlü. Zak’e yol göstermek başka türlü eğlenceli olmazdı. Artificial Hair Bros. hoş 3D sahneler eklemiş. Tepeden bakanların kafası rahat olabilir. Sahneler oyuna çok iyi oturuyor, spikerin senkronizasyonu da harika. Sade eski iyi Annie’nin senkronizasyonu beni tatmin etmedi. Buna karşılık, her şey yerli yerine oturuyor.
MS
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 10, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Time Crisis 4
Eski 4:3 televizyon ekranı “tehlike!” diye çınlıyordu. Ekrandaki adamlar en münasebetsiz zamanlarda ve en kötü yerlerde ortaya çıkıyordu. Gri ışın silahını konuşturuyor, kenardaki kırmızı düğmeye cesaretle basıyor ve bir “tıklama fırtınası” başlatıyordum. “Tık, tık, tık” diye ateşliyorum ışın silahını, “Yeniden doldur!” uyarısı ekrana fırlıyor. Bu on yıl önceydi ve Time Crisis ekmeğimiz gibiydi. Çok severdik, yazılmış her sekansı ezbere bilirdik ve bıçak fırlatan patrona yorgun bir gülümseme atardık. Eski aşkımızın Time Crisis 4 tarafından canlanıp canlanmadığı aşağıda.
Kesinlikle Japon bir stili var. Ölümü küçümseyen abartılı karakterleri hiçbir şey durduramıyor. Bu, kötü giyim konusunda da geçerli. Biyolojik silah karaborsasına karşı savaşan ana kahramanlar, iki metroseksüel oyuncu olan Giorgio Bruno ve Evan Bernard. Kevlar yelekler ve koruyucu kasklar gibi gereksiz şeyler yerine yılan derisi ve çılgın saç kesimlerini tercih ediyorlar. Benzer şekilde, ilk G-Con’u üçüncü versiyona tercih ederim. Ne yazık ki böyle bir şans yok.
Oyun yalnızca bir kumandayla ya da yeni, agresif derecede turuncu G-Con 3 ile kontrol ediliyor. G-Con 3 gerçekten o kadar kötü değil ama selefinin eskiden olduğundan daha az inandırıcı. Neden biraz zamana uyup bunu PS3’ün tasarımına uyumlu hale getirmiyorlar? Her ışın silahı ateşleme tutkununun sürekli istediği güç geri bildirimi yok? Peki bu kablolar neyin nesi?! Bir de sadece sembolik olarak eşine uymayan ileri tutuş var. “Daha düzgün yapmak mümkün değil!” diye duyuruyor Bandai-Namco. Ama biraz karmaşık. Önce, verilen iki LED-alıcıyı ev televizyonunuzun köşelerine yerleştirmeniz gerekiyor. LED alıcılar ve bir ışın silahı USB portuyla bağlanıyor. Sadece 2 portu olan yeni bir PS3’ünüz mü var? Çok kötü, o zaman bir USB göbeği olmadan iki ışın silahıyla oynayamaz ya da başka eklentileri kullanamazsınız. Şimdi biraz teselli!
En çok aksiyonu kesinlikle klasik arcade sürümü sunuyor. Birkaç eğlenceli boss fight, heyecan verici bir sniper eki ve ara sıra ortaya birkaç komik rakip. Ne yazık ki, serinin hastalarının yaralarına basmak için bir parka tuz da bulacaksınız. Bir düşman sürüsünden diğerine önceden belirlenen yolda otomatik olarak devam ediyorsunuz. Rakipler kapı aralıklarından çıkıp siz yerde yatarken koruyucu kalkanların ardından ya da ağır silahlarla ateş ediyor. Titrek parmaklı oldukça sakar nişancıların yanı sıra, tamamen farklı bir türde biyolojik silah olan “Terror-Bites” da var. Kovanlar dolusu yaban arıları ya da çılgın böcek sürüleri üzerinize salınıyor. Doğru silahın elinizde bulunmasına her zaman değiyor ve böcekleri tabanca ya da av tüfeğiyle ortadan kaldırıyorsunuz. Bazen tehlike her taraftan aynı anda ortaya çıkıyor ve ekranın soluna ya da sağına ateş ederek kamera açısını değiştirebiliyorsunuz. Ama bundan fazla bir yenilik de göremezsiniz.
Kontroller çok basit olmasa da, basit yerleştirilmiş. Arcade modunda oyun yalnızca tetikle ve atanan bir düğmeyle yönetilebiliyor. Tercihen G-Con 3’ün arka uçlarına yerleştirilmiş B1 ve B2 düğmeleriyle saklandığınız yerden fırlayabiliyorsunuz. Saklanma yerinize geri girer girmez yeniden yükleme gerçekleşiyor. Orada kaldığınız sürece, tetiğe basarak size verilen tabancalar ve el bombaları gibi silahlar arasında gidip gelebiliyorsunuz. Peki, o zaman A1, A2, B1, B2, C1, C2 düğmeleri ile iki direksiyon kolu ne için? Doğru! Hikaye modu için.
Hikaye modu ne yazık ki bütün oyunun en zayıf kısmı. Ara sıra can sıkıntısıyla savaşmanız gereken, gelişmiş kontrollü tam bir ego tetikçisi. Silahlı çatışmalar dışında, anahtar aramanız, bir şeyi yok etmeniz ya da bazı atlama gösterileri yapmanız gerekiyor. Ancak bunun heyecan verici yanı, aynı anda üç şey yapıyor olmanız. Bir kolla fazlasıyla geniş ve manzara seyretmek için tasarlanmamış alanlarda nispeten yavaşça hareket ediyorsunuz. Diğeriyle, görüş alanınızı kontrol ediyor ve seyrek bir şekilde dağılmış rakiplerinizi gözlüyorsunuz. Daha sonra bunlara ışın silahıyla hedef alıp vuruyorsunuz. Başka kontrol seçenekleri de var ama muhtemelen yukarıdakilerle işinizi göreceğiniz için, bunları kullanmak bile istemezsiniz. Işın silahıyla hedef almak ve kamerayı kontrol etmek için tek kolu kullanmak ustalık gerektiriyor.
Time Crisis 4, üzerinde “Next Gen Graphics” yazan bir şeyden beklediğiniz kadar yok. Birkaç hoş efekt var ve ağır zırhlı, mini silahı hazır adam gibi bazı rakipler de fena görünmüyor, en azından arcade modunda. Seviyeler, genellikle eskisinden alınıp daha yüksek çözünürlükle yenisine yerleştirilmiş gibi görünüyor. Patlamalar eski moda görünüyor, cam parçacıkları şeffaf alüminyum folyo gibi duruyor ve fıskiyelerden fışkıran suya sıvı bile zor deniyor. Su demişken, Hikaye modunun akıcılığına fazla yakından bakmayın! Müzikal olarak, tipik arcade oyun melodileriyle yetiniyorsunuz. En azından müzik bütün resme uyum sağlıyor.
EB
Kaynak:GamesRapidShare
Bu yazı toplamda 30, bugün ise 0 kez görüntülenmiş


